İSTANBUL’DAKİ AFETİN SEBEBİ YAĞMUR DEĞİL RANT VE TALAN POLİTİKALARIDIR!
BASIN METİNİN PDF HALİNİ BURAYA TIKLAYARAK İNDİREBİLİRSİNİZ.
İstanbul, 14 Ekim 2026 Çarşamba günü bir kez daha şiddetli sağanağın etkisi altında kaldı. İstanbul Valiliği’nin açıkladığı verilere göre 06.00–20.00 saatleri arasında İstanbul’da 2.518 ihbar alındı; bu ihbarların 1.277’si su baskını, 15’i heyelan, 47’si mahsur kalma ile ilgiliydi. AKOM verilerine göre bazı ilçelerde 12 saatte metrekareye yaklaşık 100 kg yağış düştü; Beykoz-Ömerli’de 193,84, Arnavutköy’de 125,9, Sarıyer-İTÜ Maslak’ta 124,72 kg/m² ölçüldü.
Gün boyunca Başakşehir Olimpiyat ve Hacıosman metro istasyonları ile çok sayıda alt geçit su altında kaldı; Kayaşehir metro istasyonu tahliye için kapatıldı. Bahçelievler’de Turgut Özal Alt Geçidi’nde araçlar sulara gömüldü, Arnavutköy’de Alibey Deresi taştı, Sultangazi’de bir ilkokulun istinat duvarı çöktü, Büyükçekmece’de bir devlet hastanesinin koridorlarını su bastı, Kuzey Marmara Otoyolu’nda Riva yönünde toprak kayması yaşandı. Yaşananlar, yalnızca “olağanüstü yağış” ile açıklanamayacak kadar tanıdık bir tablodur: Eylül 2023’te Başakşehir ve Küçükçekmece’de iki kişinin yaşamını yitirdiği sağanakta da aynı bölgeler, aynı noktalar su altında kalmıştı. Aradan geçen üç yılda sorunun yapısal nedenleri giderilmemiş, tablo değişmemiştir.
İstanbul’da her sağanak bir afete dönüşüyor: Sorun yağmur değil, plansız kentleşme ve yetersiz altyapıdır. Yaşanan bu tablo, aşırı yağışların etkisinin yalnızca meteorolojik koşullarla açıklanamayacağını; kentleşme politikalarının, doğal alanların yapılaşmaya açılmasının, suyun doğal akış yollarının daraltılmasının ve yağmur suyu altyapısındaki yetersizliklerin afet riskini artırdığını bir kez daha ortaya koymaktadır.
Yağış doğal bir olaydır; afeti yaratan, o yağışı karşılayacak bir kent planlamasının ve altyapının bulunmamasıdır. Çevre mühendisleri olarak, sorunun nedenlerini ve çözüm yollarını bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz.
- İstanbul’daki Su Baskınlarının Nedenleri
Aşırı betonlaşma ve “sünger kent” özelliğinin kaybı; Normalde toprağın emmesi gereken yağmur suyu, asfalt ve beton yüzeylerde toprakla buluşamamakta; yüzey akışına geçerek caddelerde dakikalar içinde sele dönüşmektedir. Orman, tarım ve su toplama alanlarının yapılaşmaya açılması, bu akışı hızlandıran ve artıran en önemli etkendir.
Yetersiz ve birleşik altyapı; Kentin eski yerleşimlerinde yağmursuyu ve atıksu hatları aynı boruda taşınmaktadır. Şiddetli yağışta borular yükü kaldıramamakta, rögarlar geri tepmekte, yollar göle dönmektedir. Çöp, yaprak ve atıkla tıkanan mazgallar ve menfezler tabloyu ağırlaştırmaktadır. Köprü altları ve alt geçitler gibi düşük kotlu noktalarda ise suyun ancak pompajla alınabilmesi, pompa sistemlerinin pahalı ve bakım gerektiren yapısı nedeniyle yapılmaması, yapılanlar yeterince işletilememekte; sular hızla birikmekte, araçlar ve insanlar su altında kalmaktadır.
Dere yataklarının ve havzaların imara açılması; Ayamama, Tavukçu, Kağıthane ve Kurbağalıdere gibi derelerin çevresi geçmişte yapılaşmaya açılmış; Sazlıdere gibi kalan alanlar da plansız yapılaşmaya açılmaya devam etmektedir. Doğal yatakları daraltılan, keskin dönüşlü beton kanallara hapsedilen dereler, yoğun yağışta debiyi taşıyamayarak yollara ve yerleşimlere taşmaktadır. Baraj havzalarının yapılaşmaya açılması ise hem taşkın riskini hem de içme suyu kaynaklarının kirlenme riskini artırmaktadır.
Kot sorunu ve bodrum katlar; Küçükçekmece, Esenyurt ve Sultangazi gibi ilçelerde yol kotunun altında kalan bodrum ve zemin katların kapı ve pencereleri doğrudan sokak akışına açılmaktadır. İmar mevzuatının sağladığı olanaklarla birden fazla bodrum katlı yapılar inşa edilmekte, bu katlarda biriken su çoğunlukla pompajla en yakın atıksu hattına verilmekte ve kapasitesi zaten dolmuş hatların taşmasına yol açmaktadır. Bina kanalizasyon çıkışlarında geri tepme (çek) valfi bulunmadığında ise ana hat taştığı anda pis su evlerin tuvalet ve banyolarından içeri dolmaktadır.
Koordinasyonsuz yol çalışmaları ve yol drenajı; Yolların farklı idareler tarafından sürekli kazılması, yenilenen binaların su, atıksu ve elektrik bağlantıları için tekrar tekrar açılması; tranşe dolgularının ve asfaltın yeterli ve doğru yapılmaması, suyun ızgaralara değil binalara doğru akmasına neden olmaktadır. Arnavutköy’de altyapı çalışması yapılan bir sokakta yolun çökmesi bunun son örneklerindendir. Yap-işlet-devret modeliyle yapılan, ücretli Kuzey Marmara Otoyolu’nda dahi su birikmesi ve şev kaymaları; yol drenajı ve şev drenajı projelerinin ve kontrolünün yetkin mühendislerce yapılmadığını düşündürmektedir.
İklim değişikliği ve kentsel ısı adası;Yağışlar giderek uzun süreli hafif yağışlar yerine kısa sürede çok yüksek miktarda düşen ani ve şiddetli sağanaklar biçimini almaktadır. Kentin geniş beton ve yüksek yapı kütlesinin oluşturduğu ısı adası etkisinin de yerel ölçekte konvektif yağışları şiddetlendirebildiği bilimsel çalışmalarla ortaya konmaktadır. İklim değişikliği gerçektir; ancak onu mazeret olarak öne sürmek, kentin bu yağışa hazır olmamasını gizleyemez. Altyapı, bugünkü değil önümüzdeki on yılların yağış senaryolarına göre tasarlanmak zorundadır.
Kent donatılarında elektrik güvenliği; Balat’taki can kaybı, su baskınlarının yalnızca yol ve bodrum sorunu olmadığını; parklar, sokak aydınlatması, elektrik dağıtım pano ve kabloları gibi kent donatılarının su ve taşkın koşullarında güvenliğinin de bir mühendislik sorunu olduğunu göstermektedir. Kaza nedeni soruşturmayla belirlenecektir; ancak sorumluluğun sağanağa yüklenmesi kabul edilemez.
Bilimsel ve teknik esaslar gözetilmeden, rant odaklı kentleşme politikalarıyla büyütülen İstanbul’da; dere yataklarının, vadilerin ve baraj havzalarının yapılaşmaya açılması, doğal su akışının engellenmesi ve ekolojik eşiklerin göz ardı edilmesi, şiddetli yağışların yıkıcı etkilerini artırmaktadır. Kentin doğal drenaj sistemlerinin ve su döngüsünün tahrip edilmesi, İstanbul’u her sağanakta su baskını ve taşkın riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
- Çözüm Önerilerimiz ve Taleplerimiz
İstanbul’da kronikleşen su baskınlarının önlenmesi için yerel yönetimlerin (İBB, İSKİ, ilçe belediyeleri) ve merkezi idarenin eş güdüm içinde yürütmesi gereken, bilimsel ve mühendislik esaslarına dayanan adımlar aşağıdadır:
- Yağmursuyu ve atıksu hatları ayrılmalıdır. Birleşik sistemin bulunduğu bölgelerde bağımsız, yeterli çaplı yağmursuyu toplama hatları öncelikle kritik havzalarda inşa edilmelidir. Toplanan temiz yağmursuyu atıksu arıtma tesislerini gereksiz yere meşgul etmeden, çevresel etkileri değerlendirilerek uygun alıcı ortamlara verilmelidir.
- Sünger kent yaklaşımı benimsenmelidir. Geçirimli kaplamalar, yağmur bahçeleri, yeşil çatılar, biyo-tutma alanları ve parsel içi yağmursuyu tutma zorunluluğu ile suyun toprakla buluşması ve yüzey akışının azaltılması sağlanmalıdır.
- Yeraltı depolama tankları ve taşkın tünelleri yapılmalıdır. Genişletilemeyen caddelerin ve sık su baskını yaşanan kavşakların altında, ani yağışta suyu geçici olarak depolayıp kontrollü boşaltan sistemler (depolama tankları, mikrotünel) planlanmalıdır.
- Dere yatakları ıslah edilmeli, taşkın alanları korunmalıdır. Dere kesitleri, ekstrem yağış senaryoları ve yeterli geri dönüş periyoduna göre yeniden değerlendirilmeli; mümkün olan yerlerde beton kanal yerine doğal bitki örtüsüyle desteklenen kesitler tercih edilmelidir. Taşkın riski yüksek kuşaklar yapılaşmaya kapatılmalı, riskli alanlar “yaşam vadisi” olarak yeşil koridorlara dönüştürülmelidir. Dere yatakları ve baraj havzalarına yeni imar verilmesine son verilmelidir.
- Erken uyarı, izleme ve bakım güçlendirilmelidir. Mazgal ve rögarlara doluluk sensörleri yerleştirilmeli; meteorolojik radar verileriyle bölge bazlı erken uyarı ve pompa istasyonlarının otomatik devreye alınması sağlanmalıdır. Tüm yağmursuyu hatları, ızgaralar ve kanallar her yıl yağış sezonu başlamadan önce temizlenmeli, bakım takvimi kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
- İmar düzenlemeleri yeniden ele alınmalıdır. Taşkın riski yüksek bölgelerde yol kotunun altındaki bodrum katların konut olarak kullanımı yasaklanmalı; bodrum su tahliyesi ve geri tepme valfi zorunlu hale getirilmeli; yeni yapılaşmayla artan nüfus ve yağış verimine göre yağmursuyu ve atıksu şebekeleri yeniden projelendirilip yenilenmelidir.
- Yol kazıları tek elden koordine edilmelidir. Kurumlar arası kazı, dolgu ve asfalt çalışmaları, drenaja uygun eğim ve nitelikli tranşe dolgusu esasına göre denetlenmeli; sorumluluklar açıkça belirlenmelidir.
- Son yağışların alınan verilerinden de görüldüğü üzere yağış şiddetleri kent genelinde artmaya devam etmektedir. Bu nedenle yağmursuyu şebeke, kollektör tesisleri projelendirmeleri yapılırken doluluk oranları yüzde 90 lara çıkarılmamalı, yüzde 70 ile sınırlandırılmalıdır.
- Yapı alanları ada bazlı olarak giderek büyük alanlar olmaktadır. Bu nedenle parsel içi projelendirme uzman mühendislere yaptırılmalıdır. Ayrıca parsellere ait altyapı tesisleri de yapı denetime tabi olmalıdır.
- Parsel yapı ruhsat eki altyapı projeleri uzman mühendislerce yapılmadığı için bir çok parselde bodrum kat su baskınları görülmeye maddi hasarlı birçok vaka ve mağduriyet yaşanmaktadır.
- Parsel içi yapı denetim olmaması sebebiyle atıksu hatlarına yapılan tekniğe uygun olmayan bağlantılar nedeniyle şehir şebekesi bağlantısı ile şehir şebeke hesabının üstünde yağmursuyu karışımlı atıksular şehir şebekesine bağlanarak cadde ve sokaklarda baca kapaklarından pissu fışkırması ve taşmalara neden olmaktadır.
- Yağışların geniş bir havzadan toplanarak geniş düzlüklere sahip bölgelerde toplanan Avrupa yakasında, Şirinevler, Ataköy, Çırpıcı, Kemerburgaz-Göktürk, Bolluca, Sarıyer Merkez ve Büyükdere Anadolu yakasında Üsküdar Merkez, Hasanpaşa, Maltepe-İdealtepe, Tuzla, Beykoz Merkez – Çayırbaşı başta olmak üzere dere taşkın haritaları yenilenmelidir. Yeni verilecek yapı ruhsatları aşamasında, anılan bölgeler ile benzeri yerlerde iskan edilecek bodrum veya su basman kotları bu veriler ışığında belirlenmeli, yapılar zemin ve bodrum katlarında atıksu bağlantısı detayları projelere titizlikle verilmeli, parsel içi yapı denetim sıkılaştırılmalıdır. Taşkın kotunun en az 50 cm üzerinde su basman kotu verilmelidir. Parsel içi drenaj ve yağmursuyu toplama sisteminin bağlandığı noktalar projelerde belirlenmelidir. Bu bölgelerde bodrum katlarında 1+1 sistem baskın debisine uygun pompa sistemleri projeler işlenmelidir. Çevresinde yağmursuyu şebekesi bulunmayan parsellerde yağmursuyu bağlantı noktalarının ruhsat projelerinde kesin olarak belirlenmesi, inşaatı sırasında yapı denetimi sağlanmalıdır. Özellike Çevresinde mansap bağlantı noktası bulunmayan parsellerde yağmursuları atıksulara karışarak atıksu hatlarının yağışlarda taşması mümkün olup, caddelerde su kabarması ve ve hijyen sorunu oluşturmaması için ruhsat proje aşaması ve yapı denetimi kesinlikle yapılmalıdır.
- Yol ve şev drenajı projeleri ile kontrolü yetkin mühendislere yaptırılmalıdır. Otoyollar dâhil tüm karayollarında drenaj projeleri bağımsız denetimden geçirilmeli, işletmeci şirketlerin sorumlulukları kamuoyuna açıklanmalıdır.
- Kent donatılarının elektrik güvenliği denetlenmelidir. Parklarda ve sokaklarda aydınlatma direkleri, dağıtım panoları ve kablolar için topraklama ve su baskını güvenliği taramasının yapılması, Balat’taki ölüm olayının teknik raporunun kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir.
- Planlama ve karar süreçlerine meslek odaları ile bilim insanları katılmalıdır. İstanbul için güncel bir taşkın ve yağmursuyu master planı hazırlanmalı, uygulama sonuçları şeffaf biçimde raporlanmalı, kamu kaynaklarının nerede ve nasıl kullanıldığı hesap verebilir bir yapıda açıklanmalıdır.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak, Kanal İstanbul gibi kentin ekolojik alanları üzerinde ağır baskılar oluşturan; su havzalarını yapılaşmaya açan, tarım ve mera alanlarını ortadan kaldıran ve doğal alanların betonlaşmasına yol açan projelere karşı çıkıyoruz. Bu projelere karşı duruşumuzun temel nedenlerinden biri, Kanal İstanbul Projesi’nin İstanbul’un ekolojik dengesini bozmasının yanı sıra kentteki mevcut afet risklerini artırma ve yeni afet riskleri oluşturma potansiyeli taşımasıdır.
Afetlere karşı dirençli bir İstanbul yaratmanın yolu; su havzalarını, ormanları, tarım alanlarını ve doğal yaşam koridorlarını koruyan kamucu ve bilimsel planlama anlayışından geçmektedir. İstanbul’un yaşam kaynaklarını geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip eden mega projelerden vazgeçilmeli; kent politikaları rant ve yapılaşma odaklı değil, kamu yararı ve yaşam hakkı temelinde yeniden ele alınmalıdır.
TMMOB ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
İSTANBUL ŞUBESİ YÖNETİM KURULU
15 EKİM 2026