TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB
Çevre Mühendisleri Odası
ÇEVRE ETKİ DEĞERLENDİRMESİ GEREKSİZ BİR ŞEY Mİ?(EKO IQ)

Kısaca ÇED adıyla bilinen Çevresel Etki Değerlendirmesi, gerçekleştirilecek projelerin, tesislerin veya faaliyetlerin başlamadan önce çevresel, sosyal ve kısmen ekonomik etkilerini ortaya koymayı hedefleyen son derece önemli bilimsel raporlardır. Türkiye`de ise ne yazık ki, halkın katılımından uzak, deyim yerindeyse sorunları `baştan savmayı` amaçlayan bir hukuki engel olarak algılanıyor.

Genel Merkez 12.06.2013 (Son Güncelleme: 12.06.2013 09:40:20)

 

Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baran Bozoğlu, Türkiye‘de bu konuda yaşanan sorunları ve en son büyük projelere yönelik getirilmeye çalışılan ÇED Muafiyeti‘nin tehlikelerini ve verdikleri hukuksal mücadeleyi EKOIQ‘ya anlattı.

ÇED‘le ilgili uzun süredir süren hukuksal bir mücadele var. Bu süreci okurlarımız için kısaca özetleyebilir misiniz?

1993 yılında ilk defa yayımlanan ÇED Yönetmeliği defalarca değişikliğe uğradı. Ancak ne yazık ki, bu değişiklikler genellikle kirlilik yükü olan faaliyetlere kolaylık sağlanması veya yönetmelik kapsamı dışına çıkartılması şeklinde gerçekleştirilmeye çalışıldı. Maden arama faaliyetlerinin ÇED kapsamından çıkartılmaya çalışılması da birçok defa denendi ve Odamızın kamu yararı gözeten, bilimi-teknolojiyi ön plana çıkartan duruşu ile bu durum her defasında mahkemelere konu oldu ve iptal edildi. 2000 yılında maden arama faaliyetleri ÇED Yönetmeliği kapsamı dışına çıkartılmaya çalışıldı ancak mahkeme kararı ile bu düzenleme iptal edildi. Ardından 26.05.2004 ve 26.04.2006 tarihinde Çevre Kanununda değişiklik yapılarak maden arama faaliyetleri ÇED kapsamı dışına alınmaya çalışıldı. Bu düzenleme de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. İptal gerekçesi Çevre Bakanlığı‘na ve parlamentoya "çevre dersi" verir nitelikte yazılmıştı. Bu iptale rağmen ÇED Yönetmeliği‘nde 2009 yılında değişiklik yapılarak yine maden arama faaliyetlerine muafiyet getirilmeye çalışıldı ve Odamızın açtığı iptal davası sonucu karar tekrar iptal edildi. Dava sürecinde 2011 yılında benzer bir değişiklik yine yapıldı ve Yönetmeliğin Ek listelerinde yapılan oynamalar ile maden arama faaliyetleri yine ÇED Yönetmeliği‘nden muaf tutulmaya çalışıldı. Bu düzenlemeye de yine Odamız tarafından dava açılmıştır. Önümüzdeki günlerde sonuçlanması bekleniyor.

3. Havaalanı ÇED raporu hakkında Çevre Mühendisleri Odası olarak dava açtığınızı biliyoruz. Neden dava açıldı ve süreç ne aşamada?

Çevre mevzuatı, halk sağlığı ve çevre sorunlarının tespiti, önlenmesi ve çözülmesi açısından oldukça önemlidir. Bu mevzuatın en önemli bileşenlerinden birisi de Çevresel Etki Değerlendirme sürecidir. Sonucunda çıkan rapor ise bu "sürecin" nihai halidir. Dolayısıyla, sadece raporu incelemek hatalı bir işlem olur. Süreç de irdelenmelidir. Bizim dava ettiğimiz konu da sürecin uygun gerçekleştirilmemesidir. Açık bir biçimde ÇED Yönetmeliği‘nin 6. maddesinde "Bu Yönetmeliğe tabi projeler için ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu‘ kararı veya ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir‘ kararı alınmadıkça bu projelere hiçbir teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez" hükmü bulunmaktadır. Çevre Kanunu‘nun 10. maddesinde de benzer bir hüküm var. 3. Havalimanı ÇED Raporu 22 Nisan 2013 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın internet sitesinde yayımlandı. Yayımlanmanın ardından 10 iş günü içerisinde halkın görüşlerinin toplanması ve ardından gelen görüşlerle ÇED raporu "olumlu" veya "olumsuz" bulunarak karara bağlanması gerekiyor. Bu sürecin 7 Mayıs 2013 tarihinde tamamlanması gerekirken, beklenmeden, tabiri caizse yangından mal kaçırır gibi, 3 Mayıs 2013 tarihinde ihale, uyarılarımıza rağmen gerçekleştirildi. Açıkça çevre mevzuatı, halkın sürece katılımı, görüşleri ve hukuk yok sayıldı. Bu duruma sessiz kalamazdık. İhalenin yürütmesinin durdurulması için dava açtık ve mahkeme karşı tarafın, yani davalı olan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı nın savunmasını almak üzere dava sürecini devam ettirdi ve henüz kararını vermedi. Gerçekleşen ihalenin iptal edilmesi için de önümüzdeki günlerde dava açacağız. ÇED raporunun nihai hale gelmesi ve olumlu kararın çıkması durumunda da ÇED raporunu Odamızda "Çevre mevzuatı, halk sağlığı ve çevre sorunlarının tespiti, önlenmesi ve çözülmesi açısından oldukça önemlidir. Bu mevzuatın en önemli bileşenlerinden birisi de Çevresel Etki Değerlendirme sürecidir" oluşturduğumuz bilimsel komisyon ile değerlendireceğiz. Çevre mevzuatının yok sayılması, gerek ülkemizdeki çevre sorunlarının artmasına gerekse de çevre sektörünün ve meslektaşlarımızın zarar görmesine de neden oluyor. Bu gibi hukuksuzluklara, çevre mevzuatını yok sayan uygulamalara ve çevre sorunlarına karşı Odamız kamu yararı gözeten perspektifi ile fikirlerini söylemeye ve hukuki zeminde hak aramaya devam edecek.

ÇED konusunda dünyadaki gelişmeler neler?

ÇED Direktifi, Avrupa Birliği‘nde 1985, ülkemizde ise 1993 yılında yayımlandı. AB üyesi ülkelerde bu süreç daha da ileriye taşınarak, Stratejik ÇED kavramı ortaya konulmuş ve büyük ölçekli alanları ve faaliyetleri kapsayan bu değerlendirme, tesis/faaliyet bazlı ÇED‘lerin daha sağlıklı yürütülmesi sağlanmış durumda. Ülkemizde ne yazık ki henüz Stratejik ÇED kavramı sadece çeşitli Bakanlık projelerine konu oluyor. AB üyelik sürecinde açılan Çevre Faslı kapsamında ülkemiz tarafından taahhüt edilmiş olsa da henüz somut bir çalışma yapılmış ve uygulamaya geçilmiş durumda değil. Çevre sorunları bütünlüklü ve büyük ölçekli planlamalarla ele alınmalıdır. Aynı ekosistemde, aynı bölgede yapılacak tesislere birbirinden bağımsız ÇED‘ler yapması, o bölgenin kirlilik yükünün görülmesine, toplam etkinin değerlendirmesine engel olur. Stratejik ÇED olarak belirlenen bir planlamanın yapılmaması nedeniyle de, bu parçalı ÇED süreci özündeki anlamını yitirir, olası çevresel etkilerin bütünsel değerlendirilmesini sağlayamaz ve dolayısıyla çevre sorunlarının önlenmesinde temel metin olmaktan çıkmaya başlar.

ÇEVRE YÖNETİMİ Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) aslında özünde, yapılacak olan projelerin, tesislerin veya faaliyetlerin başlamadan önce çevresel, sosyal ve kısmen ekonomik etkilerini ortaya koymaktır. Farklı meslek disiplinlerinin ve bilimsel alanların katıldığı çalışma ile oluşturulan ÇED Raporları aslında bir sürecin sonucudur. Tesislerin planlama aşamasından itibaren, inşaat sürecinden kapanması sonrasına kadarki olası etkileri, tüm paydaşların görüşlerini kapsayacak şekilde ÇED raporlarına aktarılır. Halkın projeye dair görüşlerinin alınması için yapılan toplantılar, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması, projenin yapılacağı alanın yapısına göre oluşturulacak bilimsel-teknik ekibin hazırlıkları ve incelemeleri gibi birçok aşamayı içinde barındıran bu sürecin sonucunda ÇED raporu oluşturulur. ÇED raporu içerisinde çevresel etkiler ve bu etkilerin nasıl önleneceğine dair taahhüt ve öngörüler yer alır. Yapılacak tesisi, projeyi veya faaliyeti hukuken ve çevre mevzuatı kapsamında bağlayan ÇED Raporları, aynı zamanda hukuki metinlerdir. ÇED raporları, tesislerin çevresel etkilerinin ve bu etkilerin giderilme yöntemlerinin planlama aşamasında tartışılması, bilimsel-teknik verilerle, farklı paydaşların görüşlerini alarak değerlendirilmesi amacıyla projelerden istenir. Asıl amaç bu olmalıdır. Ancak günümüzde ne yazık ki "yasak savan" bir anlayışla ÇED süreçleri yürütülüyor, bürokratik bir engel olarak algılanıyor. ki çevre sorunlarının giderilmesine büyük katkılar sağlayacaktır.

Bir de büyük tesislere yönelik ÇED muafiyeti sorunu var. Bu konuda nasıl bir tutumunuz var?

ÇED Yönetmeliği‘nin, büyük tesislere/projelere ÇED muafiyeti sağlayan Geçici 3 Maddesi‘nin iptali için Odamız tarafından açılan dava kazanıldı ve bu madde iptal edildi. Ancak Danıştay 14. Dairesi tarafından, yani yüksek mahkeme tarafından verilen bu karar üzerinden dört gün geçmeden Geçici 3 madde daha da genişletilerek tekrar resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Danıştay 14. Dairesinin iptal kararındaki gerekçe kısmında geçen aşağıdaki cümle, Odamız tarafından dile getirilen konuların altını çizer ve gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gerekse çevre alanında çalışan kişi ve kuruluşlara görevlerini hatırlatır nitelikteydi. "Kaldı ki, 2872 Sayılı Kanun yürürlüğe girmesinin üzerinden yaklaşık 30 yıl, ilk yönetmeliğin yürürlük tarihinin üzerinden ise 20 yıl gibi çok uzun bir süre geçmiş ve aradan geçen süre içinde yatırıma başlanmamış projelere yeniden ve tekrar ÇED sürecinden belli süreyle muafiyet sağlayan düzenlemenin çevrenin korunması ilkesi açısından hukuki bir dayanağı bulunamamaktadır. " 5 Nisan 2013 tarihinde iptal kararına rağmen tekrar yayımlanan bu muafiyetle birlikte, büyük projeler örneğin 3. Köprü, Ilısu Barajı, büyük otoyol projeleri vb. gibi projelerde ÇED sürecinin işletilmesi engelleniyor. Projelerin detayına girmeye gerek duymadan değerlendirmek gerekirse, projelerin çevresel etkilerinin değerlendirilmesinden kaçınılan bir durum ortaya konuluyor.

Neden yüksek mahkeme kararları yok sayılarak, projelere dair çevresel etki değerlendirmesinden, ilgili kurum, kuruluş ve kişilerin fikirlerinin alınmasından çekiniliyor?

Çevre alanında kapasitesi gittikçe artan bir ülke olarak, neden bu büyük projelerin çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini değerlendirmekten uzak durmayı tercih ediyor Çevre ve Şehircilik Bakanlığı?

Bu yaklaşım, ülkemizdeki çevre sorunlarının çözümünden uzaktır. Dünya geniş kapsamlı çevresel etki değerlendirmelerini tartışırken. Ülkemizde mühendisliğin temeli olan planlama aşamasında yapılan bu değerlendirmenin gerçekleştirilmesi engelleniyor. Öte yandan, zaten halihazırda gerçekleştirilmesi düşünülen bu projeler için dış kaynaklı krediler kullanılırken ve bu kredileri veren yabancı bankaların şartları arasında çevresel etki değerlendirme yapılması kısmen de olsa talep edilirken, ülkemizde bu projelere dair yönetmelik kapsamında ÇED sürecinin yürütülmemesi, uluslararası alanda da ülkemizin çevreye bakışındaki sorunları ortaya koyuyor. Bir istatistiki veriyi de paylaşmak gerekir ülkemizdeki ÇED sürecini irdelemek için; 1993 yılında bu zamana kadar sadece 2974 adet ÇED Raporu hazırlanmış ve bunların sadece 32 tanesine olumsuz kararı verilmiştir. Yani 20 yılda sadece 2974 ÇED kapsamında proje yapılmış ve bunların sadece yüzde l‘i olumsuz sonuçlanmış. Bu bilgiye ÇED Genel Müdürlüğünün internet sayfasında ÇED kararları başlığından ulaşabilirsiniz.

Bu durumda birkaç soru canlanıyor zihinlerde: ÇED Yönetmeliği kapsamında değerlendirebileceğimiz sadece 2974 proje mi gerçekleştirildi 20 yılda? Bu projelerin ÇED süreçlerinin yüzde 99 oranla olumlu sonuçlanması, ÇED Raporlarının iyi yazıldığını mı, Bakanlığın süreci ciddiye almadığını mı, çevre mevzuatının zayıflığını mı yoksa ülkemizdeki tesislerden kaynaklı çevre kirliliğinin çok az olduğunu mu gösterir?

 

Okunma Sayısı: 581
Fotoğraf Galerisi