TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB
Çevre Mühendisleri Odası
SAYIN BAŞBAKANIN VE AKP HÜKÜMETİNİN “ÇEVRESEL HASSASİYETLERİ” (DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI) 05.06.2013

1972 yılında İsveç`in başkenti Stockholm`de yapılan toplantıda `5 Haziran` günü, Dünya Çevre Günü olarak ilan edilmiştir. Çevresel sorunların uluslararası alanda bir arada tartışılmaya başlandığı ilk konferans olarak adlandırılan Stockholm Konferansı’ndan sonra da birçok uluslar arası etkinlik gerçekleştirilmiş ve çevre sorunları irdelenmiştir.

Genel Merkez 05.06.2013 (Son Güncelleme: 05.06.2013 19:47:03)

 

Ancak ne yazık ki, ülke ve dünya ölçeğinde çevre sorunları gerilemek yerine gittikçe artmış ve doğa ve insan sağlığına ciddi zararlar veren çeşitli felaketler yaşanmıştır.

Ülkemizde son yıllarda tahribatın boyutları hazırlanan yasa ve yönetmeliklerle uzun vadeli hale getirilmiştir. Bu çaba ne yazık ki devam etmektedir.

Sürdürülebilir kalkınma kavramının dillere pelesenk edildiği bir dönemde, doğanın sürdürülmesinden çok kalkınmanın, tüketimin sürdürülmesi ve planlanması siyasi iktidarlar tarafından desteklenmiştir.

Sözde ustalık döneminde olan AKP Hükümeti‘nin yasaları, hukuku, mahkeme kararlarını yok sayan, "çılgın" projeler üreten ve "ben yaptım, oldu" zihniyetiyle doğayı tahrip eden tavrı ise, önümüzdeki sürecin başka ekolojik krizlere gebe olduğunu şimdiden kamuoyuna göstermektedir.

ÇEVRE YÖNETİMİ ADINA OLUŞTURULAN İDARİ YAPILANMA İŞLEVSİZDİR!

Hatırlamak gerekirse, Çevre Bakanlığı AKP Hükümeti döneminde kapatılarak, Orman Bakanlığı ile birleştirilmiş ve bu birleşme yapısal birçok sorun ortaya çıkarmıştı. İl müdürlüklerinin ve merkez teşkilatlarının ortaklaştırılması süreci sancılı geçmiş ve bir müddet faaliyetler aksamalar olduğu ortaya çıkmıştı. Oluşturulan Çevre ve Orman Bakanlığı ise tam yapılaşmasını tamamlarken bu sefer de 2011 Genel Seçimleri öncesinde Çevre, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve sonrasında da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Orman ve Su İşleri olmak üzere iki ayrı bakanlık olarak kurulmuştur.

Atıl durumda bırakılan Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığı‘nın 2 genel müdürlüğü (Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü ve Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü) birleştirilerek, eklektik bir yapı oluşturulmuştur. Doğa Koruma ve Su ile ilgili idari yapılar ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘nda bırakılmıştır.

Bu önemli değişiklik ise ne yazık ki Kanun Hükmünde Kararname ile gerçekleştirilmiş, bilimle doğrudan bağlantılı olan çevre alanındaki idari yapılanma Meclis‘te, kamuoyunda ve bilim çevrelerince tartıştırılmadan gerçekleştirilmiştir.

Odamız, bu değişikliğe dair eleştirilerini dile getirmiş ve olası sorunları önceden görerek uyarılarını yapmıştır.

Gelinen Noktada;

-Çevre yönetimi konusunda iki bakanlık arasında görev çelişkileri oluşmuş ve çevre yönetimi sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilemez hale gelmiştir. Örneğin Odamız tarafından Ergene, Gediz ve Menderes havzalarına dair iki Bakanlıktan da bilgi istenmiş ancak Bakanlıklardan gelen cevaplar tatmin edici seviyede olmamıştır.

(BkzBkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=87980&tipi=72&sube=0 )

 

SU YÖNETİLEMEMEKTEDİR!

-Su yönetimi konusunda iki bakanlık arasında tartışmalar su yüzüne çıkmıştır. Su kirliliğinin tespiti, engellenmesi ve denetimi konusunda çelişkiler ortaya çıkmıştır. DSİ Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘nda bulunmakta, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ise atıksu deşarj kriterlerini belirlemekte, havzalar Orman Su İşleri Bakanlığı tarafından izlenmekte, bu havzalara yapılan deşarj izinleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilmektedir. Su, doğanın, çevrenin en önemli bileşenidir. Ekolojinin bütünselliği nedeniyle, çevre, doğa yönetimi idari bütünsellik ile yapılmalıdır. Suya dair konular iki bakanlık arasında gelip gitmektedir. Kütahya, Emet İğdeköy‘deki su kirliliğine dair iki Bakanlıktan da tatmin edici cevaplar alınamamıştır. (Bkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=87980&tipi=72&sube=0 )

İDARİ YAPI SİYASİ BASKI ALTINDADIR!

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nda Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü ve ÇED, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü‘nde şube müdüründen genel müdürlere kadar hepsi vekaleten çalışma yapmaktadır. Daire Başkanlarının tamamı son 1,5 yılda en az 4 defa değişmiştir. İl müdürlüklerinde de durum aynıdır. Bağımsız yapılması gereken çevre denetimi ve izin-lisans süreci siyasi baskıya açık hale getirilmektedir. Hali hazırda, çevre alanından sorumlu olan müsteşar yardımcısı ise görevinden ayrılmış ve aylardır bu göreve atama yapılmamıştır.

Öte yanda, tüm Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporları Çevre ve Şehircilik Bakanı tarafından incelenmekte ve imzalanmaktadır. ÇED raporlarına dair imzanın Bakan tarafından atılması sürecin siyasallaştığının açık bir göstergesidir. Geçtiğimiz günlerde meydana gelen Orman ve Su İşleri Bakanı‘nın mikrofon kazasında net bir şekilde görülmektedir ki, AKP‘li olanlar ile olmayanlar arasında açık biçimde bir ayrımcılık dahi yapılmaktadır. 

 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Çevre Envanteri başlığı ile iddialı bir rapor yayımlamış ancak yapılan incelemeler sonucu bu çalışmanın bir anket olduğu ve birçok bilginin de taşra teşkilatlarından alınamadığı görülmüştür. Bu çalışma bile Bakanlığın yeni yapılanmasının işlevsizliğini ortaya koymaktadır.

( BkzBkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=87402&tipi=68&sube=0 )

Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, ÇED, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü ve taşra teşkilatlarının çalışma koşulları insani koşullardan uzaktır. Özellikle yüzlerce teknik personelin çalıştığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü binası hangardan bozma yapılanmasında, açık ofis şeklinde, onlarca insanın yan yana sıkışarak oturduğu ve havasız bir alandır. Bakanlığın çalışma koşulları insani hale getirilmeli ve bu kötü imaj giderilmelidir.

AB ÇEVRE FASLI İYİ YÖNETİLEMEMEKTEDİR

AB üyeliğindeki en önemli fasıllardan birisi olan Çevre Faslı 2009 yılında açılmıştır. Büyük bir coşku ile duyurulan bu haber, ne yazık ki aynı iktidar tarafından aynı coşku ile sürdürülmemektedir. Gelinen noktada, birçok mevzuatın yayımlanmadığı ve sürekli olarak ötelendiği görülmektedir.

Çevre kirliliğinin önlenmesi için önemli olan ve gerçekleştirilmeyen bu mevzuat çalışmalarından bazıları: Ulusal Atık Yönetim Planı, Atık Taşınımı Yönetmeliği, Maden Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği, Uçucu Organik Bileşiklerden Kaynaklanan Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliği, Tehlikeli Kimyasalların İthalat ve İhracatına Yönelik Mevzuat ve Stratejik Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği‘dir.

( Bkz: http://www.cmo.org.tr/resimler/ekler/47b3254474d0da8_ek.pdf?tipi=72&turu=X&sube=0 )

Açılan fasıllarla ilgili gelişmeler AB Bakanlığı tarafından yakından takip edilmekte olup bu çerçevede, 17 Aralık 2012 tarihinde Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen BAĞIŞ tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan BAYRAKTAR‘a hitaben gönderilen mektup niteliği taşıyan belge ile Çevre Faslı kapsamında verilen taahhütlerin hayata geçirilme oranın düşük olduğu politik bir ağızla dile getirilmiştir. Çevre Faslı‘na ilişkin taahhütlerin gerçekleştirilme oranında ve takviminde aksamaların olduğunun Sayın BAĞIŞ tarafından dile getirilmiş olması ve taahhütlerin zamanında ve layıkıyla yerine getirilmesi hususunda Bakan BAYRAKTAR‘ın tabiri caizse uyarılması, Hükümetin AB‘ye tam üyelik hedefinden vazgeçmediğini gösterse de, anlaşılan odur ki Bakan BAYRAKTAR sorumluluğunda olan çevre kanadındaki işlerin pek de iyi gitmediği aşikardır.

ACİLEN GEREKLİ OLAN MEVZUAT SÜREKLİ ÖTELENMEKTEDİR

-Gaziantep, İstanbul Tuzla, İzmit Kocaeli, Tekirdağ Muratlı, Karabük Kardemir, Ankara Kazan, İzmir Serbest Bölge son iki yıldır meydana gelen kimyasal kaynaklı endüstriyel kazalarla gündeme gelmişlerdir. Gerçekleşen kazalar sonucu 10‘larca masum işçi hayatını kaybetmiş, çok daha fazlası ise yaralanmış veya zehirlenmiştir. Bu endüstriyel kazalar ciddi çevresel kirlilik de yaratmıştır. Bir taraftan ortaya çıkan maddi hasarların ülke ekonomisine,  diğer taraftan ortaya çıkan kirliliğin çevreye verdiği zararlar da işin cabasıdır. Çevre ve Orman Bakanlığı 2009 yılında "Büyük Endüstriyel Kazaların Kontrolü Hakkında Yönetmeliği"yayımlanmış ve 2012 yılında yürürlüğe girmesi gereken bu yönetmelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından her ne olduysa tam da yürürlüğe girmesi gerektiği tarihte değiştirilerek yürürlük tarihi 2014 olarak revize edilmiştir. Bu mevzuat düzenlemesinin hayata geçirilmemesi hiç kuşkusuz yaşanan kazaların ve ölümlerin de nedenleri arasındadır. 

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞININ ULUSLARARASI ALANDAKİ TOPLANTILARA KATILIMI YETERSİZDİR!

2011 yılı öncesi hassasiyetle takip edilen ve katılım sağlanan uluslararası çevresel çalışmalar ve toplantılara katılım oranı 2011 yılı yani Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın ihdas edildiği dönemden itibaren oldukça düşmüştür. Bilindiği üzere, çevre sorunları sadece ulusal ölçekte değil aynı zamanda bölgesel hatta küresel problemler doğurmaktadır. Bu nedenle, uluslararası alanın ülkemizin yetkili mercileri tarafından iyi takip edilmesi ve yapılan düzenleme ile yaptırımlara karşı ülkemizin politikalarının bu alanla paralellik göstermesi gerekmektedir.

AB ve Birleşmiş Milletler kaynaklı veriler, 2011-2012 yılları arasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından takip edilmesi ve katılım sağlanması gereken 37 toplantıdan sadece 11‘ine katılım sağlandığını yani bir başka deyişle uluslararası çalışmaların sadece %30‘unun Bakanlık tarafından takip edildiğini göstermektedir. Hatta, söz konusu toplantılarda alınan kararların ülkemizi bağlayıcı özelliğe sahip olduğu düşünülürse, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından görüş ve öneri beyan edilmesi gereken önemli uluslararası konulara ilişkin bilgi, belge ve görüşler konu üzerinde ulusal yetkili merci sıfatı taşımayan Sağlık, Dışişleri ve hatta Ekonomi Bakanlığı temsilcileri tarafından uluslararası platformda dile getirilmektedir.                                           

BAŞBAKAN‘IN AĞAÇ VE ORMAN SEVGİSİ

Orman varlığının 900 bin hektar artırıldığının öne sürülmesi de doğru değildir: Son 2003-2010 döneminde 264 bin hektarı ilgili genel müdürlükler ve 79 bin hektarı da özel kişi ve kuruluşlar tarafından olmak üzere yalnızca toplam 343 bin hektar ağaçlandırılabilmiştir. Kaldı ki, bu çalışmaların hemen hemen tümü zaten "orman" sayılan yerlerde yapılmıştır; bu çalışmalarla "orman" sayılan yerlerin genişliği artırılamaz.

2003-2011 döneminde 15 bin maden işletmesine 44 bin hektar; 2,5 bin kuruluş ve kişiye turistik tesis, üniversite v.b. amaçlarla kullanılmak üzere 96 bin hektar orman alanı tahsis edilmiş; dolayısıyla toplam 140 bin hektar orman yok edilmiştir.

2003-2011 döneminde toplam 72 bin hektar orman yanmış; üzerindeki ormanlar yok edilerek yaklaşık 70 bin hektar tarlaya ve 95 bin hektar da yerleşme yerine dönüştürülmüştür.

Yine 2003-2012 döneminde 6831 sayılı Orman Kanunu başta olmak üzere ormanlarımızla doğrudan ve dolaylı olarak ilgili yasalar "devlet ormanı" sayılan yerlerin daraltılmasına yol açabilecek biçimde onlarca kez değiştirilmiştir.

YENİ KANUN DEĞİŞİKLİKLERİ VE MEVZUAT ÇALIŞMALARI DOĞA TAHRİBATINI MEŞRU KILMAYA ÇALIŞMAKTADIR

Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı

Meclis komisyonlarında tartışılan tasarı TBMM gündemine 5 Haziran Dünya Çevre Günü‘nde getirilmektedir. İçerisinde milli parklara, doğa koruma alanlarına müdahalelere izin veren maddeleri barındıran kanun tasarısı, ülkemizdeki doğal alanların ve biyoçeşitliliğin yok edilmesine neden olacaktır. Bu düzenleme ile tüm milli parklar, doğa koruma alanları HES projelerine, inşaat alanlarına açılabilecektir.(Bkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=86064&tipi=68&sube=0)

Çevre Kanunu

Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği‘nin Geçici 3. Maddesi ile 1997 yılından önce herhangi bir yatırım programında yer almış olan tüm projelere (termik santraller, büyük otoyollar, HES‘ler gibi) ve bu projelerin gerçekleşmesi için gerekli olan tüm yapılara (örneğin 3. Köprü için gerekli olan otoyollara) Çevresel Etki Değerlendirmesi muafiyeti getirilmiş ve bu düzenleme Odamız tarafından açılan davalar sonucunda Danıştay tarafından net bir biçimde iptal edilmiştir. En son 1 Nisan 2013 tarihindeki iptal kararının ardından kararın mürekkebi kurumadan düzenleme 5 Nisan 2013 tarihinde tekrar yayımlanmıştır.

Odamız tarafından tekrar dava açılmıştır. İptal edileceği kesin olan bu düzenleme, Çevre Kanunu‘na geçtiğimiz günlerde konularak iptal davası açmamız engellenmiştir. Danıştay‘ın çevre dersi niteliğindeki kararına rağmen Çevre Kanunu‘na bir torba kanun ile bu maddenin eklenmesi ise yine AKP Hükümeti‘nin doğaya, çevre sorunlarına bakış açısını ortaya koymaktadır. Projelerin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi engellenmiştir.

(Bkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=87867&tipi=68&sube=0)

Elektrik Piyasası Kanunu

Elektrik Piyasası Kanununda yapılan değişiklikle (Geçici 8. Madde) tıpkı Çevre Kanunu‘nda yapılan değişiklikle getirilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) muafiyeti gibi, yüksek kirletme potansiyeli olan enerji tesislerine (Örneğin Elbistan Termik Santrali, Muğla Yatağan Termik Santrali v.b.) çevre kirliliğinin engellenmesi için konulan kurallardan muaf tutulmaktadır. Özelleştirilseler bile bu muafiyet devam etmektedir.

( Bkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=88005&tipi=68&sube=0 )

Orman Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

Siyasal iktidarın "orman", en önemlisi "devlet ormanı" sayılan yerleri, deyim yerindeyse "yol geçen hanı‘‘ haline getirme çabasının bir başka örneğidir. Siyasal iktidarın bu girişimi de ormanlarımızda geri dönülemeyecek yıkımlara, toplumsal çatışmalara yol açabilecektir.

Yapılan değişiklik önerileriyle, Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce iptal edilen DSİ‘nin denetimlerinin özelleştirilmesi de tekrar gündeme getirilmekte ve HES gibi önemli çevresel riski olan projelerin ve bu projelerin yapılması için gerekli olan faaliyetlerin denetimleri özel sektöre bırakılmaktadır. Kamu yararı gözetilerek yapılması gereken bu denetimler kamunun elinden alınmaktadır.

( Bkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=88045&tipi=68&sube=0 )

Maden Arama Faaliyetlerine Muafiyet

Ciddi çevresel etkileri olan ve doğal alanların bozulmasına, biyoçeşitliliğe zarar verebilen maden arama faaliyetleri yine çevresel etki değerlendirme sürecinden muaf tutulmaya çalışılmaktadır. Odamız tarafından yine yargıya taşınan bu muafiyet daha önce Çevre Kanunu‘na konulmuş ve Anayasa Mahkemesi tarafından kesin olarak iptal edilmiştir. Bu düzenleme Yönetmelik üzerinden yapılmaya çalışılmış ve yine mahkemeler tarafından iptal edilmesine rağmen ÇED Yönetmeliği‘ne yeniden konulmuştur.

(Bkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=87802&tipi=68&sube=0 )

GÜNCEL SORUNLAR

3. Köprü

Çevresel etkilerinin olmayacağı, kesilen ağaçların yerine yüzlercesinin dikileceği iddia edilen 3. Köprü Projesi de AKP Hükümeti tarafından ÇED Muafiyeti kapsamında değerlendirilmektedir. Madem etkileri olmayacaktır, bu önemli projede neden Çevresel Etki Değerlendirme sürecinin işletilmediği önemli bir soru işaretidir. ÇED süreci, katılımcılığı, demokratik süreçleri hareketlendirmekte, olası etkilerin tartışılması ve çözüm önerilerinin sunulmasını sağlamaktadır. Kendi ifadeleri ile, çevrecinin "daniskası" olan Sayın Başbakanın neden ÇED sürecini işletmediğini merakla soruyoruz.

Öte yandan, bu projeye Garanti Bankası‘nın finansör olduğu bilinmektedir. Bazı basın çevrelerinin, 3. Köprü‘ye dair eleştirileri neden gündeme taşımadığı da bu nedenle malumun ilamıdır. Ülkemizde ÇED sürecinin uygulanması bu önemli ve etkileri olan proje için engellenirken, projenin yapılması için gereken finans kaynağının sağlanması adına, uluslararası finans kuruluşlarının talepleri doğrultusunda çevresel etkilerin değerlendirileceği açıktır. Ülkemizin mevzuatı by-pass edilirken, para kaynağı nedeniyle çevresel etkilere dair İngilizce raporların hazırlanacak olması Sayın Başbakan‘ın ülkemizin uluslararası alandaki imajının zedelenmesi endişesine katkı sağlayacaktır. Bu yanlıştan dönülerek, 3. Köprü için ÇED süreci işletilmeli, ilgili taraflar, bilim insanları çevresel etkileri tartışarak, çözüm önerileri ortaya konulabilmelidir.

 

3. Havalimanı

Çevre Kanunu ve ÇED Yönetimeliği‘ne göre, ÇED Olumlu Kararı veya ÇED Gerekli Değildir kararı olmadan ihale işlemleri gerçekleştirilemez. Çok açık olan bu hükme rağmen Hükümet ihaleyi gerçekleştirmeyi tercih etmiştir. Yine hukuk ve çevre mevzuatı yok sayılmıştır.

Öte yandan, %80 i orman olan bir sulak alana havalimanı yapılmasının ciddi bir ekolojik kriz yaratacağı tüm bilim çevrelerinin malumudur. Bu alanı "çukur verdim, 90 milyar TL aldım" cümlesi ile tanımlayan Sayın Bakan ise tüylerimizi ürpertmektedir. Bu kadar açık bir çevre tahribatı yine AKP Hükümeti‘nin önemli çevre icraatlarından birisi olarak tarihe geçmektedir.

(Bkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=87878&tipi=68&sube=0 )

Gaziemir‘de Radyoaktif ve Tehlikeli Atıklar

İzmir Gaziemir‘deki Kurşun Fabrikası sahasında tehlikeli atıklar ve radyoaktif atıklar tespit edilmiştir. Bu tespite rağmen ne Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ne de Türkiye Atom Enerjisi Kurumu sorumluluk almıştır. Halen atıklar doğayı kirletmeye devam etmektedir. Herhangi ciddi bir çalışma yapılmamış, bu atıkların üzerine kum döküldüğü Çevre ve Şehircilik Bakanı tarafından açıklanmıştır. Bu bilim-teknik dışı uygulama ve sorunun çözülememiş olması, çevre alanındaki idari yapının atıllığı ve umursamazlığını, halk sağlığını dert etmediğini göstermektedir.

(Bkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=87085&tipi=68&sube=0 )

Emet‘te Su İçme Yasağı

Kütahya Emet, İğdeköy‘de halkın içtiği suda sınır değerlerin 100 kat üzerinde arsenik tespit edilmiştir. Bunun üzerine içme suyu yasaklanmıştır. Bu suyun ne zamandan beri içildiği, içilmesine izin verilirken hangi incelemelerin ve ölçümlerin yapıldığı, kirliliğinin kaynağının ne olduğu, hangi yörelerde bu suyun tüketildiğine dair ise Valilik, Sağlık Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından herhangi bir cevap verilmemiştir. Halka bilgilendirme yapılmaması demokrasi anlayışını da ortaya koymaktadır. Öte yandan, Odamızın bilgi edinme çerçevesinde yazdığı yazılara da muallak cevaplar verilmiştir.

( Bkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=87625&tipi=68&sube=0 )

(Bkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=87980&tipi=72&sube=0 )

Ergene Havzası için Halen Somut Adımlar Atılmamıştır

Ülkemizin en önemli havzalarından olan ve tarım arazileri ile sanayinin iç içece geçtiği Ergene Havzası halen kirletilmeye devam edilmektedir. Uzun uzadıya bürokratlar tarafından yapılan toplantılar dışında herhangi somut ve elle tutulur adımlar atılmamıştır. Öte yandan, bu havzaya, enerji tesisi yapılması adına faaliyetler yürütüldüğü bilinmektedir. Böylesine kirletilmiş ve tarımsal anlamda önemli olan bir bölgeye Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı tarafından "termik santral" yaptırılmaya çalışılması Hükümetin Ergene sorununu çözme yönünden çabası olmadığını da ortaya koymaktadır.

Panama Bandıralı Chernomores

Panama Bandıralı Chernomores, aylardır Kocaeli‘nde kıyıda demirlemektedir. Geminin içerisinden gaz ve tehlikeli madde sızıntıları olduğu basına yansımış, tehlikeye dair uyarılarımız kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Uzun süredir bu tehlikenin olmasına rağmen, ilgili kurumlar insiyatif almadan beklemiş ve körfezin kirlenmesine sessiz kalmışlardır. Odamız tarafından bilgi edinme çerçevesinde talep edilen bilgilere ise yine net cevaplar gelmemiştir. Böylesine riskin yoğun olduğu bir bölgede herhangi bir güvenlik önlemi alınmadan gemi bekletilmiştir. Mahkeme kararı bahanesi hiç kuşkusuz önlem alınmamasını gerektirmemektedir.

( Bkz: http://www.cmo.org.tr/resimler/ekler/f81f7aee47526f6_ek.pdf?tipi=72&turu=X&sube=0 )

Dilovası, Kanser Ovası..

Türk Tabipler Birliği‘nin raporlarında açıkça bu sanayi alanında kanser oranlarının arttığı dile getirilmektedir. Somut verilerle desteklenen bu alanlara dair halen Hükümet tarafından muafiyet sağlanmaya çalışılmakta, denetimlerin yetersizliği ve mevzuattaki sürekli değişim nedeniyle, hava kirliliği yapan tesislerin filtrelerinin çalışmadığı bilinmektedir. Yapılaşmanın da devam ettiği bu bölgeye ne yazık ki yeni yüksek riskli tesislerin yapılması için ruhsat verilmektedir.

Nükleer Santraller

Hükümet yine hukukun arkasından dolanarak, açık hukuk hükümlerini yok sayarak, uluslararası anlaşma imzalamış ve Mersin Akkuyu‘da nükleer santrali Rus firmalarına, Sinop‘ta ise Japon firmalarına yaptırmak adına adım atmıştır. Çok açıktır ki, nükleer atık sorunu tüm dünyada devam etmekte ve bu atıklar bertaraf edilememektedir. Öte yandan, ülkemizde var olan %25‘lik kayıp kaçak oranının büyük oranda giderilmesi, enerji ihtiyacını azaltacaktır. Dünya temiz enerji üretimine yönelik araştırma-geliştirme çalışmaları yaparken ülkemizin bu geri kalmış kirli teknolojiye üstelikte halkın tüm tepkilerine rağmen yönelmesi, yine iktidarın çevreye ve demokrasiye bakışını ortaya koymaktadır.

Nükleer santral yapılması halinde oluşacak risklere dair Odamız çalışma yapmış ve bu bilimsel modelleme çalışması sayesinde kaza durumunda tüm ülkenin ve Kıbrıs‘ın oldukça olumsuz etkileneceğini ortaya koymuştur. Bu geri dönüşü olmayan, kirli, geri teknolojiden acilen vaz geçilmelidir.

( Bkz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=85691&tipi=68&sube=0 )

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği

Çevre alanında faaliyet gösteren firmalarda ve sanayide ciddi iş kazaları ve ölümleri yaşanmaktadır. Bu kazaların önüne geçilmesi adına sadece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı‘nın mevzuatı beklenmemeli, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı çıkarttığı düzenleyici yönetmeliklerde, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin daha sağlıklı sürdürülmesi adına hükümlere yer vermelidir.

Meslektaşlarımız, Onur Ercan ÖZAKINCI, Burcu ÜNAL, Serdar DİNGİL ve Serkan TÜRKOĞLU mevzuatın ve denetimlerin yetersizliği nedeniyle yaşamlarını yitirmişlerdir. Kendilerini bu vesileyle tekrar saygı ile anıyoruz.

NE YAZIK Kİ YİNE KUTLAYAMIYORUZ!

Gezi parkında, ağaçların kesilmemesi adına başlatılan sivil ve şiddetsiz tepkinin köklerinden birisi de, Sayın Başbakan‘ın tıpkı 3. Köprü, 3. Havalimanı, nükleer santraller ve yukarıda söz ettiğimiz kanun tasarılarına dair takındığı "ben yaptım oldu!" yaklaşımıdır. Tüm bu olumsuz gelişmeler göstermektedir ki, ülkemizde çevre sorunlarının çözümü ve halk sağlığının tahsisi sağlanamamakta, günü kurtaran söylemler, açılışlar, ağaç dikme şenlikleri ile gerçekler göz ardı edilmektedir. AKP Hükümeti‘nin özellikle son yıllarda, doğa ile ciddi bir meselesinin olduğu ve doğal alanların tahribatına yönelik, ağaçların, ormanların yok edilmesinin önünü açan kararları uygulamaya koyduğu açıktır. Bu yanlış ve ekolojik krize doğru süren gidişattan vazgeçilmelidir. Doğal alanlar, para uğruna yok edilmemelidir. Hukukun verdiği kararların sürekli yok sayılması ve tabiri caizse manevralarla iptal edilen düzenlemelerin tekrar hayata geçirilmesi hukuka verilen değerin de göstergesidir.

%80‘i orman olan 20.000 futbol sahası büyüklüğündeki sulak alanı "çukur verdim, 90 milyar TL aldım" diyen bir Bakan‘ın varlığı, endişelerimizi daha da arttırmaktadır.

Tüm bu nedenlerle, bir kez daha, 5 Haziran Dünya Çevre Günü‘nün bir kutlama günü olamayacağını vurgulamak isteriz.

Sonuç olarak; çevre yönetimi ve doğa koruma politikalarının kamu yararı gözeten eksende yürütülmesi, bu kapsamda tek başına, güçlü, denetim ve izin-lisans süreçleri siyasi baskıdan uzak, halkın katılımını önemseyen bir Çevre Bakanlığı kurularak, bu bakanlığın kadrolarının teknik-bilimsel bilgi ile donatılması, bağımsız, kamu yararı ekseninde çalışmaların yapılması sağlanmalıdır. Öte yandan, hali hazırda olan Su Kanun Tasarısı, Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı, Çevre Kanun Tasarısı gibi önemli değişiklikler geri çekilmeli ve ilgili kurum ve kuruluşların, bilim insanlarının görüşleri değerlendirilerek, kamu yararı ilkesi çerçevesinden hazırlanmalıdır.

Saygılarımızla,

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası

Okunma Sayısı: 1244