BÜTÜN YOLLAR-KEMAL ULUSALERBİRGÜN GAZETESİ)
Balkondan "Ben artık değiştim" dediğinde de zaten biz inanmamıştık. Biz bu değiştim laflarının, "Kabilemizde yamyam kalmadı, son yamyamı dün yedik" söylemine denk düştüğünü defalarca söylemiş idik. Nitekim dediğimiz çıktı ve "Bu Erdoğan değişmez" beyanı ile nokta konmuş oldu. Aslında doğada var olan her şey gibi insanlar da değişir. "Derisini değiştirmeyen yılan ölür" sözü boşa söylenmemiştir. Değişmeyen yaşamıyor demektir, ya da yaşayan bir ölüdür, kısaca; zombi..
Zat-ı muhteremin değişmem dediği; bir görevim, bir misyonum var ve bu uğurda yola devam anlamındadır aslında. Nedir bu görev ve misyon? Küresel piyasalara entegrasyonu tesis etmek, kapitalizmin önünü açıp, yoksul halk kitlelerini kapitalizme paspas etmek.
2.Emperyalizme taşeronluk edip, yağmadan bir parça nasiplenmek ve payitahtını ayakta tutmak.
İşte bu uğurda her şey mubahtır. Zapturapt kelimesi boşa kullanılmamaktadır. Ezmek, yok etmek, kıymak, yağmacının sıradan edimleridir, öte yandan gerçekleri ters yüz etmek becerisi de son derece gelişmiştir. Bunlarda apaşın;" Bende , içki, sigara, kumar, karı-kız ayağı yoktur, yalnız bir kusurum varsa o da yalan söylerim" dobralığı hiç yoktur.
Peki bu zombiler böyle de hala bunlardan demokrasi bekleyen liberallere ne demeli. Bilmezler mi ki iktidar koltuğunda uzun oturan geride ne insan haklarından ne de demokrasiden iz bırakmaz. Bıraktığı tek iz o koltuktaki kıç izinden başka bir şey değildir.
Nitekim çark işliyor, cümle alem hepimiz Gezi Parkı eylemlerine kitlenmişken AKP yola devam ediyor. Meclisten her yaz başlangıcında olduğu gibi içine cümle çıfıtları doldurduğu bir torba yasa daha geçirme çabasında. Bu torbada neler yok ki.. En önemlilerinden biri 6331 sayılı yasada değişiklik. Ne yapıyor bu değişiklikle? Çok kısaca belirtmek gerekirse, çalışma yaşamının iş kazaları ve meslek hastalıklarına yönelik iyileştirme sürecini öteleyerek kadük hale getirmeye çalışıyor. Daha dün Muğlada ölen 7 işçiye yenilerinin eklenmesini önleme girişimlerini baltalıyor. Ne için? İşveren dünyasının üç beş kuruş karı için. Bir yandan faiz lobisine bak derken, öte yandan iş kazalarının % 77sinin müsebbibi TESK, TİSK, TOBB, TUSKONa yol açmak için.
İş kazaları ve meslek hastalıkları istatistiklerine bir bakın! Türkiye dünyada ve Avrupada ilk sıralarda.. Ölümlü iş kazaları her geçen yıl katlanarak büyümekte. 2007den bu yana artış yüzde 90ları aşmış durumda. Bir de meslek hastalıkları var ki içler acısı.. İLOya göre çalışan her bin kişiden asgari 4ünün (azami 12) meslek hastalığına yakalandığı kabul edilmekte. Türkiyedeki 2011 yılı çalışan sayısı göz önüne alındığında bu rakam, 40.123 olmalı. Oysa tespit edilen meslek hastası sadece 697. Bu rakamın da 278i sadece bir işyerinde, Kütahya gümüş işletmelerinde. Ankarada 154, İstanbulda ise 47 meslek hastalığı tespit edilmişken örneğin izmitte bu sayı sadece 2dir. Yüzbinlerce çalışanın tonlarca kimyasallar içinde çalıştığı İzmitte sadece iki kişi. 2010 yılına bir bakalım, İsveçte 8953, Finlandiyada 6250, Letonyada 3471 ve Türkiyede 433 kişide meslek hastalığı tespit edilmiş. Hal böyle iken kalkıp imaj mı diyorsunuz, güldürmeyin adamı.
Hükümet dahil işveren cenahı elbette bu emek-sermaye savaşında kendi siperlerini tahkim edecekler. Lakin işin emek cephesinde siper falan kalmamış gözüküyor. Çalışanlar cephesi tarumar. Makina, Maden ve Çevre Mühendisleri Odası gibi meslek örgütleri dışında işin asli unsurlarından hiçbirinin sesi çıkmamakta. Haydi, HAK-iş, Memur-Sen, gibi işveren dünyasının dümen suyunda kürek çekenleri, TÜRK-İŞ gibi Kumlu ve ardılları ile yengeç sepetine tıkmaya çalıştığı güç birliği cephesinin harala gürelesini, Kamusenin emekten öte her tarakta bezi olduğunu bir kenara bırakalım. Hak ve özgürlük mücadelesinde yüzünü özgürlük mücadelesine dönerken hak mücadelesini unutan DİSK ve KESKi nereye koyacağız bu durumda. Söz konusu olan 10 milyon işçinin yaşam hakkıdır. Eğer bu gün bu konuda iki çift laf etmiyorsanız, Esenyurt yangını, Adana baraj kapağı patlaması, OSTİM patlaması, Elbistan maden göçüğü gibi iş kazaları davalarında bulunuyor olmanın bir anlamı kalmayacaktır. Zira her geçen gün bunlara bir Antep, bir Muğla eklenmektedir ve AKPnin bu tavrıyla cinayetler birbirini kovalayacaktır. Ve binlerce çalışan işe bağlı kanser, kardiyovasküler sistem, solunum sistemi ve bulaşıcı hastalıklardan mustarip olup neden öldükleri bile bilinmeden bu dünyadan göçüp gideceklerdir.