Atatürk alanı
Atatürk alanı
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası TMMOB
ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
İçerik listesine dön

ANTALYA YANIYOR: YANAN SADECE ORMANLARIMIZ DEĞİL, GELECEĞİMİZDİR!

14.09.2026 Okunma Sayısı: 34
ANTALYA YANIYOR: YANAN SADECE ORMANLARIMIZ DEĞİL, GELECEĞİMİZDİR!

ANTALYA YANIYOR: YANAN SADECE ORMANLARIMIZ DEĞİL, GELECEĞİMİZDİR!


Antalya'nın Aksu ilçesinde başlayan, Kepez ve Döşemealtı ilçelerine kadar yayılan orman yangınları; kentimizi, doğal yaşamımızı ve geleceğimizi bir kez daha büyük bir tehditle karşı karşıya bırakmıştır.

Yerleşim alanlarının tahliye edildiği, yurttaşlarımızın yaşam güvenliğinin tehlikeye girdiği, hayvanların yaşam alanlarını kaybettiği ve doğal ekosistemlerin zarar gördüğü bu yangınlar hepimizi derinden üzmüştür.

Yangına canla başla müdahale eden tüm kamu kurumlarına, yerel yönetimlere, sağlık emekçilerine, gönüllülere ve sahada görev yapan herkese teşekkür ediyor; yangından etkilenen tüm yurttaşlarımıza geçmişolsundileklerimiziiletiyor; hayatınıkaybedenvatandaşımızaAllah’tanrahmetdiliyoruz.

Ancak artık açıkça söylemek zorundayız: Antalya'da yaşananları yalnızca “bir orman yangını” olarak değerlendirmek mümkün değildir.

MANAVGAT'TAN BUGÜNE: ÖNLEMEYE DAHA FAZLA ODAKLANMALIYIZ

28 Temmuz 2021'de Manavgat'ta başlayan ve Akseki, Alanya, Gazipaşa, Gündoğmuş ve Taşağıl'a yayılan büyük yangınlar Antalya için bir dönüm noktası olmuştur. Resmî verilere göre bu yangınlarda toplam 59.985 hektar alan zarar görmüştür. Sonraki yıllarda kamu kurumları tarafından yanan alanların doğal gençleşmesi, suni gençleştirme ve ağaçlandırma çalışmaları yürütülmüş; 2024 yılı itibarıyla zarar gören alanların önemli bölümünde bu çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmaların sürdürülmesini ve ekolojik sonuçlarının bilimsel olarak izlenmesini önemsiyoruz.

Daha da önemlisi, 2021 sonrasında yangınla mücadele anlayışında önleme ve erken tespiti güçlendirmeye yönelik önemli adımlar atılmıştır. Antalya Valiliği, Antalya Orman Bölge Müdürlüğü ve diğer paydaş kurumların çalışmalarıyla riskli alanların belirlenmesi, kritik günlerde “Acil Kod” uygulaması, vatandaşların ve yerel paydaşların bilinçlendirilmesi ve kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi hedeflenmiştir. 2026 yılında ayrıca Antalya İli Orman Yangınlarını Önleme Planı devreye alınmıştır.

Bugün Antalya'da 42 yangın gözetleme kulesinin bulunduğu, bunların 36'sının IP kameralarla donatıldığı ve bir İHA'nın yangınların izlenmesinde kullanıldığı açıklanmıştır. Ayrıca 143 noktada kara araçlarının konuşlandırılması, riskli gün ve bölgelerde erken uyarı ve farkındalık mekanizmalarının yoğunlaştırılması gibi uygulamalar hayata geçirilmektedir. Orman Genel Müdürlüğü de termal kameralı dronları riskli bölgelerin izlenmesi, yangın havuzları ve orman yollarının kontrolü ve bazı riskli faaliyetlerin tespiti için kullanmaktadır.

Bunlar önemli adımlardır. ÇMO Antalya Şubesi olarak sahada görev yapan tüm kurumların emeğini ve son yıllarda önleme kapasitesini artırmaya yönelik çalışmaları takdir ediyoruz. Ancak bugün yaşadığımız yangınlar bize bir gerçeği daha açık biçimde göstermektedir: Önleme politikalarını daha da ileri taşımak, kurumlar arasında kalıcı bir risk yönetimi sistemi kurmak ve bu sistemi Antalya'nın mekânsal planlama, tarım, enerji, ulaşım ve afet yönetimi politikalarıyla bütünleştirmek zorundayız.

ANTALYA İKLİM KRİZİNİN TAM ORTASINDADIR

Antalya; Akdeniz Çanağı'ndaki coğrafi konumu, hızla artan nüfusu, yoğun kentleşme baskısı, turizm faaliyetleri, kıyı alanları, ormanları, tarım alanları ve doğal ekosistemleriyle iklim değişikliğinin etkilerine karşı en hassas kentlerden biridir.

Artan sıcaklıklar, uzayan kuraklık dönemleri, değişen yağış rejimleri, düşük nem ve kuvvetli rüzgârlar yangın riskini büyütmektedir. Bu nedenle orman yangınları artık istisnai olaylar olarak değil, iklim değişikliğiyle birlikte büyüyen ve süreklilik kazanan bir afet riski olarak ele alınmalıdır.

2025 yılında Antalya'da 128 orman yangını meydana gelmiş, 589 hektar orman alanı zarar görmüştür. Aynı yıl yangınların yüzde 93'ünün 5 hektarın altında tutulduğu açıklanmıştır. Bu veri, erken tespit ve hızlı müdahalenin önemini göstermektedir. Ancak hedefimizyalnızca yangını küçükken söndürmek değil, yangının hiç çıkmamasını sağlamaktır.

YANGIN ÇIKMADAN ÖNCE NE YAPIYORUZ?

Artık yalnızca “yangına ne kadar hızlı müdahale ediyoruz?” sorusunu değil; “yangının çıkma ihtimalini ne kadar azaltıyoruz?” sorusunu sormalıyız.

Riskli alanları yeterince hassas biçimde belirliyor muyuz?

Orman-kentsınırlarınıkoruyormuyuz?

Elektrik hatları ve diğer altyapılardan kaynaklanan riskleri sistematik biçimde azaltıyor muyuz?

Tarımsal faaliyetler, seralar, anız ve bahçe temizliği gibi faaliyetlerin yangın riskini yönetiyor muyuz?

Orman yollarını, yangın havuzlarını ve su kaynaklarını kritik dönemler öncesinde yeterli durumda tutuyor muyuz?

Orman içindeki ve çevresindeki yanıcı yükü azaltıyor muyuz?

2026 yılında elektrik hatları kaynaklı yangınların önlenmesi için enerji nakil hatlarının bakımı, teknik iyileştirmeler, trafo kontrolleri ve dağıtım şirketleri ile orman teşkilatı arasındaki koordinasyonun ayrıca ele alınması olumlu bir gelişmedir. Ancak bu çalışmaların yalnızca yangın sezonunda değil, yıl boyunca sürdürülen, ölçülebilir ve kamuoyuna açık bir risk azaltma programına dönüştürülmesi gerekir.

AFET YÖNETİMİ SADECE MÜDAHALE DEĞİLDİR

Afet yönetimi artık yalnızca yangın çıktıktan sonra araç, personel ve hava aracı sevk etmek değildir. Meteoroloji, uzaktan algılama, coğrafi bilgi sistemleri, uydu görüntüleri, yapay zekâ, insansız hava araçları, haberleşme teknolojileri, ekoloji, şehir planlama ve halk sağlığı birlikte ele alınmalıdır.

Antalya'da son yirmiyıldakiyangınlarınnerede ve ne zaman çıktığına ilişkin verilerin haritalanması ve hassas alanların belirlenmesi önemli bir adımdır. Bu veriler; imar kararlarından ulaşım ve altyapı yatırımlarına, tarımsal faaliyetlerden enerji nakil hatlarına kadar tüm mekânsal kararların temel girdilerinden biri haline getirilmelidir.

ORMANLAR SADECE AĞAÇ DEĞİLDİR

Yanan her hektarla birlikte yalnızca ağaçlarımızı kaybetmiyoruz. Bir kuşun yuvasını, bir canlının yaşam alanını, bir ekosistemin dengesini, toprağın üretkenliğini, suyun geleceğini, havanın kalitesini ve kentimizin nefesini kaybediyoruz.

Bu nedenle yangın sonrası başarı yalnızca kaç fidan dikildiğiyle ölçülemez. Yanan alanların doğal ekosistem süreçleri, biyoçeşitlilik, toprak, su, erozyon ve taşkın riski açısından uzun dönemli olarak izlenmesi gerekir. Doğal gençleşmenin mümkün olduğu alanlarda ekosistemin kendi kendini yenileme kapasitesi korunmalı; ağaçlandırma kararları bilimsel ekolojik değerlendirmelere dayanmalıdır.

YEŞİLİ KAYBEDEN KENT, ISINMAYA MAHKÛMDUR

Antalya'nın karşı karşıya olduğu bir diğer gerçek hızla artan kentleşme baskısıdır. Doğal alanlar azalırken beton yüzeyler artmakta, yeşil alanlar azalırken kent sıcaklığı yükselmektedir. Yeşil alan kaybı yalnızca bir peyzaj meselesi değildir; kentsel ısı adasını, hava kalitesi sorunlarını, ani yağışlarda taşkın riskini ve ekolojik kırılganlığı artırmaktadır.

Bu nedenle ormanları ve doğal alanları korumak artık estetik bir tercih değil; halk sağlığı, kent sağlığı ve yaşam güvenliği meselesidir. Bugün yalnızca yanan alanlara yeniden fidan dikmeyi değil, elimizde kalan doğal alanları neden ve nasıl koruyacağımızı konuşmalıyız.

ATIK YÖNETİMİ DE YANGIN RİSKİNDEN BAĞIMSIZ DEĞİLDİR

Ormanlık alanlarda ve doğal yaşam alanlarında oluşan düzensiz atık birikimleri de ciddi bir risk unsurudur. Cam, ambalaj atıkları, pil ve bataryalar, elektrikli ve elektronik atıklar, kimyasal içerikli atıklar ve kontrolsüz diğer atıklar yalnızca çevre kirliliği açısından değerlendirilmemelidir. Atık yönetimi aynı zamanda risk yönetimidir.

2024 ve 2025 yıllarında yürütülen “Orman Benim” etkinliklerinde kuru otların, çalıların, budama artıklarının ve çevreye atılmış atıkların temizlenmesi gibi çalışmalar yapılmıştır. Bu tür uygulamaların kampanya dönemleriyle sınırlı kalmaması, yüksek riskli alanlarda düzenli ve denetlenebilir bir bakım ve temizlikprogramına dönüştürülmesi gerekmektedir.

Ayrıcaormanlıkalanlarbaştaolmaküzerekırsalalanlaraatıkdökenlerintespitiiçinçalışmagerçekleştirilmelivecaydırıcıcezaiişlemuygulanmalıdır.

KURUMLARIN ÇABASINI KALICI BİR SİSTEME DÖNÜŞTÜRMELİYİZ

Manavgat yangınlarından sonra atılan adımların önemli bir bölümü doğru yöndedir: yeniden ormanlaştırma ve doğal gençleşme çalışmaları, yangın gözetleme kapasitesinin artırılması, kamera ve İHA kullanımı, risk haritaları, erken uyarı ve “Acil Kod” uygulamaları, vatandaşların bilinçlendirilmesi, elektrik altyapısına ilişkin önleyici çalışmalar ve kurumlar arası koordinasyon bunların başlıcalarıdır.

Şimdi yapılması gereken, bu uygulamaları proje ve sezon bazlı faaliyetler olmaktan çıkarıp Antalya'nın kalıcı orman yangını risk yönetim sisteminin parçaları haline getirmektir. Her yıl hangi riskin ne ölçüde azaltıldığı, hangi hassas bölgede hangi önlemin alındığı, müdahale sürelerinin nasıl değiştiği ve yangınların nedenlerinin ne olduğu kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmalıdır.

AFET OLDUKTAN SONRA DEĞİL, OLMADAN ÖNCE HAREKETE GEÇMELİYİZ

Bugün yangını konuşuyoruz. Yarın aşırı yağışı, seli, taşkını, kuraklığı, sıcak hava dalgalarını ve su krizini konuşacağız. Çünkü bunların hiçbiri birbirinden bağımsız değildir. İklim değişikliği Antalya'nın ormanlarını, su kaynaklarını, tarım alanlarını, kentlerini, altyapısını, kıyılarını ve yaşam alanlarını aynı anda etkilemektedir.

Bu nedenle Antalya'nın iklim politikası yalnızca sera gazı emisyonlarını azaltmaktan ibaret olamaz. Antalya artık iklim değişikliğine uyum sağlamak, afetlere dirençli hale gelmek ve doğal varlıklarını korumak zorundadır. İklim risk haritaları güncellenmeli, ilçelerin kırılganlıkları belirlenmeli, yangın ve taşkın riskleri birlikte değerlendirilmelidir.

COP31'E GİDERKEN ANTALYA'NIN GÜNDEMİ: UYUM VE DİRENÇLİLİK

COP31'e doğru ilerlerken Antalya'nın iklim gündemini yeniden düşünmek zorundayız. İklim değişikliğiyle mücadele yalnızca emisyonları azaltmak değildir. Azaltım kadar; uyum, dirençlilik ve afetlere hazırlık da hayati önemdedir.

COP31 sürecinde Antalya'nın dünyaya söyleyecek sözü varsa, bu söz önce kendi kentimizde karşılık bulmalıdır: iklim eylem planlarımızda, afet yönetim planlarımızda, kent planlarımızda, yerel yönetim politikalarımızda, ormanlarımızı koruma anlayışımızda ve en önemlisi kararlarımızda.

YANAN SADECE ORMAN DEĞİL, GELECEĞİMİZDİR

Bugün Antalya'da yanan alanlara baktığımızda yalnızca siyaha dönmüş ağaçları görmemeliyiz. Orada bir canlının yaşam alanı, bir çocuğun geleceği, bir kentin nefesi, bir su kaynağının geleceği, bir ekosistemin dengesi ve hepimizin ortak yaşam hakkı yanmaktadır.

Orman yangınları yalnızca yaz aylarının gündemi değildir. Bir iklim meselesidir. Bir kentleşme meselesidir. Bir biyoçeşitlilik meselesidir. Bir afet yönetimi meselesidir. Bir çevre politikası meselesidir. Ve her şeyden önce bir gelecek meselesidir.

Bugün alacağımız kararlar, yarının Antalya'sını belirleyecektir. Yangın söndükten sonra gündem değiştiren değil; yangın çıkmadan önce önlem alan bir anlayışa ihtiyacımız var. Afet olduktan sonra müdahale kapasitesini tartışan değil; riski önceden gören ve azaltan kentlere ihtiyacımız var. Doğayı kaybettikten sonra değerini anlayan değil; doğayı yaşamın vazgeçilmez unsuru olarak koruyan politikalara ihtiyacımız var.

Artık bekleyecek zamanımız yok. Çünkü iklim krizi beklemiyor. Doğa kendini koruyacak kararları bizden bekliyor. Gelecek ise bugün ne yaptığımıza bakıyor.

YANAN SADECE ORMANLARIMIZ DEĞİL.
YANAN, ANTALYA'NIN GELECEĞİDİR.
GELECEĞİMİZİ YAKMAYALIM, ANTALYA’YI KARARTMAYALIM.

 

TMMOB ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
ANTALYA ŞUBESİ YÖNETİM KURULU