Antalya İli Konyaaltı İlçesi Çakırlar Mahallesi'nde Planlanan TOKİ Projesine İlişkin Basın Açıklamamız
KAMUOYUNUN DİKKATİNE
Antalya İli Konyaaltı İlçesi Çakırlar Mahallesi'nde Planlanan TOKİ Projesine İlişkin Bilimsel, Teknik ve Hukuki Değerlendirme
Antalya ili Konyaaltı ilçesi Çakırlar Mahallesi'nde Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından 6 etap hâlinde, toplam 4.574 konut, 70 dükkân, 2 okul ve 1 cami içerecek şekilde planlanan toplu konut projesi; yer seçimi, taşkın riski, su kaynaklarının korunması, tarımsal üretim, kentsel altyapı, ekosistem bütünlüğü ve iklim değişikliğine uyum açısından önemli soru işaretleri barındırmaktadır. TOKİ'nin kendi ihale kayıtlarında da projenin etaplar hâlinde yürütüldüğü görülmektedir.
Proje hakkında daha önce verilen ÇED Olumlu kararı yargı sürecinde yürütmesi durdurularak hukuka aykırılık gerekçeleriyle yeniden değerlendirilmiş; 2026 yılı içerisinde yeni bir süreç başlatılmıştır. 24 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla proje hakkında yeniden ÇED Olumlu kararı verildiği kamuoyuna açıklanmıştır.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası olarak değerlendirmemiz; yeni bir ÇED Olumlu kararının verilmiş olmasının, projenin çevresel, hidrojeolojik, taşkın, altyapı ve iklim risklerinin bilimsel açıdan ortadan kalktığı anlamına gelmediği yönündedir.
Bu nedenle aşağıdaki hususların kamuoyunun bilgisine sunulması gerekli görülmektedir.
- SU GÜVENLİĞİ VE YERALTI SUYU AÇISINDAN RİSKLER
Çakırlar ve çevresi, yüzey ve yeraltı su kaynakları açısından hidrojeolojik bakımdan hassas bir bölgedir. Konyaaltı ilçesinin su kaynaklarının önemli bir bölümü bu bölgedeki yeraltı su kaynaklarından oluşmaktadır.
Bölgede yeraltı suyunun beslenimi, çekimler, yağış rejimindeki değişiklikler, arazi kullanımı ve yüzeysel akış koşulları birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle 4.574 konutluk bir yerleşimin yalnızca kendi içme ve kullanma suyu ihtiyacı değil;
- ilave su talebi,
- kanalizasyon ve atıksu yükü,
- yağış sonrası yüzeysel akış,
- geçirimsiz yüzeylerdeki artış,
- kirleticilerin taşınımı,
- yeraltı suyu beslenim koşullarındaki değişiklikler
birlikte ele alınmalıdır.
Proje Tanıtım Dosyası'nda yer alan “proje kapsamında mevcut içme suyu kuyularına zarar verecek, su kalitesi veya debisini etkileyecek herhangi bir işlem yapılmayacaktır” şeklindeki bir taahhüt, tek başına hidrojeolojik etkinin bulunmadığını göstermeye yeterli değildir.
Özellikle hidrojeolojik bağlantıların bulunduğu hassas ortamlarda, yapılaşmanın yeraltı suyu üzerindeki etkisinin sayısal hidrojeolojik modelleme, su bütçesi analizi ve izleme verileriyle ortaya konulması gerekir.
Buradaki temel sorun, yalnızca “bir kuyunun zarar görüp görmeyeceği” değildir. Asıl değerlendirilmesi gereken husus, projenin havzanın toplam su bütçesi ve su güvenliği üzerindeki kümülatif etkisidir.
- KARSTİK VE HASSAS HİDROJEOLOJİK YAPININ KORUNMASI
Karstik sistemlerde yeraltı suyunun yüzeyden gelen kirleticilere karşı hassasiyeti, gözenekli akiferlere kıyasla farklı ve bazı koşullarda daha yüksek olabilir.
Karstik ortamlarda;
- yüzeysel kirleticilerin yeraltına hızlı taşınması,
- yeraltı suyu ile yüzey suyu arasındaki bağlantı,
- kirleticilerin doğal arıtılma kapasitesinin sınırlı olabilmesi,
- kirlenme durumunda temizlenmenin uzun zaman alması
gibi özellikler dikkate alınmalıdır.
Bu nedenle proje alanının hidrojeolojik özellikleri yalnızca parsel ölçeğinde değil, beslenim alanı–akifer–kaynaklar–kuyular arasındaki hidrojeolojik bağlantılar üzerinden değerlendirilmelidir.
Bu kapsamda proje öncesi ve sonrası için;
- yeraltı suyu seviye izleme,
- debi ve su bütçesi çalışmaları,
- hidrojeolojik modelleme,
- su kalitesi izleme,
- kirletici taşınım modellemesi
yapılmadan “içme suyu kaynaklarına herhangi bir etkisinin olmayacağı” sonucuna varılması bilimsel açıdan yeterli değildir.
- TARIMSAL ÜRETİM VE KIRSAL EKONOMİ
Çakırlar ve çevresindeki tarımsal faaliyetler bölgenin ekonomik ve ekolojik yapısının önemli unsurlarındandır.
Tarım alanlarının yapılaşmaya açılması yalnızca kaybedilen arazi miktarı üzerinden değerlendirilmemelidir. Arazi kullanımındaki değişim;
- sulama suyu talebini,
- yeraltı suyu kullanımını,
- tarımsal üretim sürekliliğini,
- kırsal ekonomiyi,
- gıda üretim kapasitesini,
- ulaşım ve altyapı baskısını
birlikte etkileyebilir.
Antalya'da iklim değişikliğine bağlı kuraklık ve su stresi risklerinin arttığı bir dönemde, su kaynaklarına ve tarım alanlarına ilave kentsel baskı oluşturacak arazi kullanım kararlarının havza ölçeğinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle proje değerlendirmesinde yalnızca konut ihtiyacının karşılanması değil, tarımsal üretimin ve bölgesel su bütçesinin uzun vadeli sürdürülebilirliği de kamu yararı açısından dikkate alınmalıdır.
- HAVZA BAZLI SU YÖNETİMİ VE KÜMÜLATİF ETKİ
Su kaynakları üzerindeki etkiler tek bir proje veya parsel üzerinden değerlendirilemez.
Çakırlar'daki mevcut yerleşimler, tarımsal faaliyetler, turizm ve diğer kentsel gelişmelerle birlikte 4.574 konutluk projenin oluşturacağı ilave talep ve baskılar havza ölçeğinde değerlendirilmelidir.
Bu kapsamda;
- mevcut su bütçesi,
- yeraltı suyu beslenimi,
- mevcut çekimler,
- gelecekteki nüfus artışı,
- tarımsal su ihtiyacı,
- ekosistemlerin su ihtiyacı,
- iklim değişikliği senaryoları,
- kuraklık senaryoları,
- yeni yapılaşmaların toplam etkisi
birlikte ele alınmalıdır.
Özellikle tek tek projelerin teknik olarak uygulanabilir görünmesi, toplam havza yükünün sürdürülebilir olduğu anlamına gelmez.
Bu nedenle proje için yalnızca parsel bazlı değil, havza ölçekli kümülatif etki değerlendirmesi yapılmalıdır.
- TAŞKIN VE AFET RİSKİ
Projenin en önemli sorunlarından biri yer seçimidir.
Proje alanının Çandır Çayı sistemiyle ilişkili taşkın riski taşıyan bir bölgede bulunması nedeniyle, yapılaşma kararı yalnızca mevcut topoğrafik durum üzerinden değil, havzanın taşkın davranışı ve gelecekteki iklim koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
İklim değişikliği, özellikle kısa sürelerde meydana gelen yüksek şiddetli yağışların ve ani taşkınların riskini artırabilmektedir. Bu nedenle geçmiş taşkınların tekrarlanması varsayımına dayalı değerlendirmeler gelecekteki riski tam olarak temsil etmeyebilir.
Proje açısından;
- farklı tekerrür süreleri için taşkın debileri,
- taşkın yayılım alanları,
- köprü ve menfezlerin hidrolik kapasitesi,
- dere yatağındaki daralmalar,
- dolgu ve kot değişikliklerinin taşkın davranışına etkisi,
- proje nedeniyle taşkın suyunun komşu alanlara yönelme ihtimali,
- iklim değişikliği altında aşırı yağış senaryoları
birlikte değerlendirilmelidir.
Dere yatağı veya taşkın etkisindeki alanlarda yapılaşma kararı, yalnızca yapıların taşkın suyundan korunması üzerinden değil, yapının taşkın rejimini ve çevredeki taşkın riskini nasıl değiştireceği üzerinden de ele alınmalıdır.
Daha önceki yargı sürecinde de projenin uygulanmasının çevrenin korunması bakımından telafisi güç veya imkânsız zararlar doğurabileceği değerlendirilmiştir.
Bu nedenle taşkın güvenliği konusunda yalnızca “yapılar taşkına karşı korunacaktır” yaklaşımı yeterli değildir.
- HAVA KALİTESİ MODELLEMESİNDE BİLİMSEL YETERLİLİK
Proje dosyasında hava kalitesi dağılım modellemesinde 2016 yılı Antalya Meteoroloji İstasyonu verilerinin kullanıldığı belirtilmektedir.
Bu yaklaşımın bilimsel açıdan yeterliliği ayrıca sorgulanmalıdır.
Antalya Meteoroloji İstasyonu kıyı kesiminde bulunurken proje alanı farklı topoğrafik özelliklere sahip Çakırlar bölgesindedir. Dolayısıyla kıyı istasyonunda ölçülen meteorolojik koşulların proje alanındaki rüzgâr alanını, atmosferik karışımı ve dispersiyon koşullarını ne ölçüde temsil ettiği ortaya konulmalıdır. Ayrıca proje etki alanında zeytinlik olup olmadığı ve bunlara olan etkilere de bakılmadığı ortadadır.
Özellikle Antalya gibi;
- kara-deniz meltemlerinin,
- topoğrafik kanalizasyonun,
- dağ-vadi dolaşımının,
- mevsimsel meteorolojik değişkenliğin
etkili olduğu bir bölgede, meteorolojik temsil edilebilirlik hava kalitesi modellemesinin temel unsurlarından biridir.
Modelleme açısından önemli olan veri setinin güncelliğinin yanı sıra, proje alanını temsil etmesi, yeterli kalite ve süreklilikte olması ve seçilen meteorolojik yıl/yılların gerekçelendirilmesidir.
Bu nedenle;
- neden 2016 yılının seçildiği,
- 2016'nın hangi meteorolojik özellikleri temsil ettiği,
- 2023–2025 döneminin neden incelenemediği,
- proje alanına en yakın meteorolojik gözlem noktasından ziyade temsiliyet kriterine istinaden neden başka bir istasyon tercih edilmediği,
- kullanılan meteorolojik alan modelinin topoğrafyayı ne ölçüde temsil ettiği,
- Isparta radyosonde verisinin kullanılmasının gerekçesi,
- yüzey ve üst atmosfer meteorolojik verilerinin model içerisinde nasıl birleştirildiği
açıklanmalıdır.
Özellikle proje alanının deniz seviyesine yakınlığı ile yaklaşık 1.000 metre rakımdaki bir üst atmosfer gözleminden elde edilen verilerin modelde hangi amaçla kullanıldığı teknik olarak ortaya konulmalıdır.
Dolayısıyla talebimiz proje alanını temsil eden, güncel ve bilimsel olarak gerekçelendirilmiş meteorolojik veri setiyle modellemenin yeniden değerlendirilmesidir.
- ATIKSU, YAĞMURSUYU VE YÜZEYSEL AKIŞ
4.574 konutluk yeni bir yerleşim alanı;
- önemli miktarda ilave atıksu,
- yağmursuyu debisi,
- katı atık,
- trafik kaynaklı kirletici,
- geçirimsiz yüzey
oluşturacaktır.
Özellikle geçirimsiz yüzeylerin artması, doğal infiltrasyonun azalmasına ve yağış sırasında yüzeysel akışın artmasına neden olabilir.
Karstik veya hidrojeolojik açıdan hassas bir ortam söz konusu ise, yüzeysel akışla taşınan kirleticilerin yeraltı suyu sistemlerine ulaşma potansiyeli ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle proje kapsamında;
- kanalizasyon sisteminin kapasitesi,
- atıksu arıtma altyapısının kapasitesi,
- yağmursuyu drenaj kapasitesi,
- taşkın sırasında sistemlerin davranışı,
- geçirimsiz yüzey oranı,
- yağmursuyu hasadı ve yeniden kullanımı,
- doğal infiltrasyon alanlarının korunması
birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle yağmursuyu drenaj sisteminin yalnızca suyu hızla bölgeden uzaklaştırması değil, taşkın riskini artırmadan doğal su döngüsünü mümkün olduğunca koruması hedeflenmelidir.
- İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE YANLIŞ UYUM RİSKİ
Antalya'da iklim değişikliği; sıcak hava dalgaları, kuraklık, su stresi, aşırı yağış ve taşkın gibi birbirini etkileyebilen riskleri artırmaktadır.
Bu nedenle yeni yerleşim alanlarının planlanmasında yalnızca bugünkü koşullar değil, 2050 ve daha ileri dönemlere ilişkin iklim projeksiyonları da dikkate alınmalıdır.
Örneğin bir alanın taşkın riskinden korunması amacıyla gerçekleştirilen yüksek miktarda dolgu veya geçirimsizleştirme, başka alanlarda taşkın riskini artırabilir. Benzer şekilde yağmursuyunun hızla uzaklaştırılması, havza ölçeğinde yeraltı suyu beslenimini azaltabilir.
Bu nedenle proje değerlendirmesinde yanlış uyum (maladaptation) riski de dikkate alınmalıdır.
- KÜMÜLATİF ETKİ VE PROJENİN BÜTÜNCÜL DEĞERLENDİRİLMESİ
4.574 konutluk projenin 6 etap hâlinde gerçekleştirilmesi, çevresel etkilerin etaplar üzerinden birbirinden bağımsız değerlendirilmesini gerektirmez.
Aksine;
6 etabın toplam etkisi, mevcut yerleşim alanları ve gelecekteki planlanan gelişmelerle birlikte değerlendirilmelidir.
Bu kapsamda;
- su kaynakları,
- yeraltı suyu,
- tarım alanları,
- taşkın rejimi,
- ulaşım,
- hava kalitesi,
- atıksu,
- yağmursuyu,
- katı atık,
- enerji tüketimi,
- ekosistemler
üzerindeki toplam yük ortaya konulmalıdır.
Kamuoyuna açıklanacak bilimsel değerlendirmelerin yalnızca proje parseliyle sınırlı tutulması, projenin gerçek çevresel etkisinin anlaşılmasını güçleştirecektir.
SONUÇ VE TALEPLERİMİZ
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası olarak, toplu konut ihtiyacının karşılanması için tüm kurumlarımızla işbirliği yapmaktan onur duyacağımızı; ancak konut üretiminin insan sağlığı, çevre güvenliği, afet riskleri ve kamu yararı gözetilerek doğru yerde ve doğru planlama ilkeleriyle gerçekleştirilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
Çakırlar'daki proje açısından temel sorun yalnızca konutların nasıl inşa edileceği değil, bu ölçekte bir yerleşimin bu alanda kurulmasının havza, taşkın sistemi, su kaynakları, tarım alanları ve mevcut kentsel altyapı açısından uygun olup olmadığıdır.
Keza yeni “ÇED Olumlu” kararına dayanak oluşturan proje tanıtım dosyası daha önceki mahkeme kararında verilen “…, dava konusu işlemin ''ÇED olumlu'' kararına ilişkin olduğu hususu göz önüne alındığında, dava konusu işlemin uygulanması halinde, projenin bulundugu sahada, Anayasa ile güvence altına alınan çevrenin korunmasına iliskin hükümler açısından, telafisi güç veya imkansız zararların dogabilecegi hususu açıktır.” hükmüne bir açıklık getirmemektedir.
Bu nedenle;
- Yeni proje tanıtım dosyasında, eski proje tanıtım dosyasında yer alan “Kurum Görüşleri” bölümünün neden çıkarıldığının açıklanmasını; ayrıca yeni proje tanıtım dosyasının Ek 7-b bölümünde, 23.06.2026 tarihli, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün E-41890033-305.03.07[007.070132568.071124801.03]-15992836 sayılı ve “Antalya İli, Konyaaltı İlçesi, Çakırlar Mah. 21538/1, 20490/5, 6, 7, 8, 11 ve Suiçecek Mah. 21925/2 Parsellerde Toplu Konut Alanına İlişkin 1/25.000 Ölçekli N.İ.P. Değ. ile 1/5.000 Ölçekli Nazım ve 1/1.000 Ölçekli U.İ.P. İlavesi ve Revizyonu” konulu kapak yazısı ekinde yer alan “…1/1.000 Ölçekli İlave ve Revizyon Uygulama İmar Planı Açıklama Raporu”nda;
“İnceleme alanı dahilinde kalan ve sürekli/mevsimsel akış gösteren veya kuru halde olan tüm dere ve dere yatakları için taşkın ve sellenme tehlikesine yönelik planlama öncesi mutlaka DSİ’den güncel görüş alınmalı ve bu görüş doğrultusunda planlamaya gidilmelidir.”
ifadesi yer verilmiş olması dikkate alınarak, bu kapsamda DSİ 13. Bölge Müdürlüğünden hangi tarihte, hangi kapsamda ve ne yönde bir güncel görüş alındığının açıklanmasını,
- Projenin 6 etabının tamamını kapsayan havza ölçekli su bütçesi ve hidrojeolojik değerlendirme yapılmasını,
- Yeraltı suyu ve kaynak sularının korunması açısından bağımsız hidrojeolojik modelleme ve kirletici taşınım değerlendirmesi gerçekleştirilmesini,
- Proje alanı ve çevresi için güncel taşkın tehlike ve risk analizlerinin, farklı tekerrür süreleri ve iklim değişikliği senaryoları dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesini,
- Projenin Çandır Çayı ve Boğaçayı sistemi üzerindeki etkilerinin havza ölçeğinde hidrolik ve hidrolojik modellerle ortaya konulmasını,
- Tarım alanları, sulama suyu ihtiyacı ve kırsal ekonomiye ilişkin etkilerin kümülatif olarak değerlendirilmesini,
- Hava kalitesi modellemesinin, proje alanının topoğrafik ve meteorolojik özelliklerini temsil eden güncel ve bilimsel olarak gerekçelendirilmiş meteorolojik veri setiyle yeniden değerlendirilmesini,
- Proje etki alanında zeytinlik olup olmadığının tespiti ve bu alanlara projenin getireceği yüklerin açıklanmasını,
- Projenin mevcut kanalizasyon, içme suyu ve yağmursuyu altyapısına getireceği yükün kapasite ve kümülatif etki analiziyle ortaya konulmasını,
- Projenin iklim değişikliğine uyum açısından kuraklık, sıcak hava dalgası, aşırı yağış ve taşkın riskleri birlikte değerlendirilerek yeniden ele alınmasını,
- Tüm bu çalışmalar tamamlanmadan ve sonuçları kamuoyuna açık, bağımsız ve denetlenebilir biçimde sunulmadan projenin uygulama sürecinin ilerletmek yerine uygun alternatif yerlerin araştırılması için işbirliği yapılmasını,
- Kopyala yapıştır proje tanıtım dosyası yerine daha önceki mahkeme kararında belirtilen hususlara detaylıca cevap verecek ciddiyette ilavelerin projeye eklenmesini,
- Proje alanında ısrar edilmesi hâlinde ise, verilmiş olan ‘ÇED Olumlu’ kararının yeniden değerlendirilerek ‘ÇED Raporu Hazırlanmalıdır’ kararı verilmesini ve yukarıda belirtilen hususların ÇED sürecinde ayrıntılı olarak ele alınmasını
talep ediyoruz.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası olarak; su hakkını, sağlıklı çevrede yaşama hakkını, tarımsal üretimi, afet güvenliğini ve kamu yararını korumak amacıyla süreci bilimsel, teknik ve hukuki boyutlarıyla izlemeye devam edeceğimizi ve gerekli hukuki girişimlerde bulunacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.