TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB
Çevre Mühendisleri Odası
İZMİR ATIKSU ARITMA TESİSİ TEKNOLOJİSİNDE EN İLERİ KENT(HÜRSES GAZETESİ)

Çevre Mühendisleri Odası’ndan yapılan açıklamada 2010 yılında fiziksel yöntemlerle arıtılan 751 milyon metreküp atıksuyun 661 milyon metreküpü yani yüzde 88`in İstanbul`da arıtıldığı belirtildi.

Genel Merkez 12.05.2012 (Son Güncelleme: 24.06.2013 14:48:11)

 

Çevre Mühendisleri Odası‘ndan  yapılan açıklamada ileri biyolojik yöntemle arıtma yapan tesislerin en fazla olduğu ilin, 13 adet arıtma tesisi ile İzmir olduğu belirtildi.

‘‘İzmir‘de 2010 yılında ileri biyolojik yöntemle 256 milyon metreküp atıksu arıtılırken bu rakam aynı zamanda ülkemizde AB standartlarında arıtılan atıksuyun yüzde 24,8‘ine tekabül etmektedir. Türkiye‘de 81 ilden ancak 22‘sinde AB standartlarında arıtma yapabilen ileri biyolojik arıtma tesisi bulunmaktadır.

2010 yılında ülkemizde fiziksel yöntemlerle arıtılan 751 milyon metreküp atıksuyun 661 milyon metreküpü yani yüzde 88‘i İstanbul‘da arıtılmaktadır. Ancak, İstanbul‘da AB standartlarına uygun olarak arıtılan atıksu miktarı, yılda 135 milyon metreküp ile ülkemizde AB standartları ile arıtılan suyun yaklaşık yüzde‘15‘i kadardır. Sayısal olarak belediyelerin ancak yüzde‘15‘inin atıksuları arıtılmaktadır. Bu rakam, ülkemizde belediye atıksularının arıtılması için 2500‘ün üzerinde, yerel koşulları ve atıksudaki kirletici yükünü gözeten yeni atıksu arıtma tesisi yapılması gerektiğini göstermektedir. 326 kentsel atıksu arıtma tesisinden ancak 53‘ü, diğer bir deyişle yüzde 16‘sı AB standartlarında arıtım yapabilecek kapasiteye sahiptir. Dolayısıyla, önümüzdeki yıllarda yalnızca arıtma tesisi olmayan yerleşimler için değil, atıksu arıtma tesisi olan birçok kentin mevcut tesisini kapasite ve kapsam olarak geliştirmek için de finansman ayrılması gerekmektedir.

TÜİK Çevre İstatistikleri‘nde "Fiziksel Arıtma" olarak ifade edilen arıtma işlemi kıyı kentlerinde, ızgara ve kum tutucu sonrası deniz deşarj yapısıyla sonuçlanan tesisleri tanımlamaktadır. Bu tesislerin atıksu arıtma verimleri yüzde 5 civarında olup, arıtmadan ziyade atıksu seyreltmesi yapmaktadır. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği‘nin yürürlüğe girişinin üzerinden 23 yıl geçmiş olmasına rağmen, 13 milyon kişilik nüfusu ile ülkemizin en büyük kenti olan İstanbul‘un atıksularının yüzde75‘lik bir bölümünün ancak yüzde 5 oranında arıtılarak denize boşaltılması, ülkemizde atıksu arıtımı konusunda alınan yolun çok kısa olduğunu gösteriyor. Çevre Mühendisleri Odası‘ndan yapılan açıklamada konuya ilişkin olarak şöyle denildi: "Ankara başta olmak üzere, İstanbul, Bursa, Adana, Kayseri gibi ülkemizin tüm büyük kentlerinin atıksu arıtma tesisleri - İzmir hariç- yabancı kurumlarca finanse edilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu 28 yıldır yürürlükteyken, çevre sorunlarının çözümünde ulusal bir finans modeli oluşturulamaması, ülkemizin özellikle Avrupa‘nın doygunluğa ulaşmış çevre sektörünün pazarı haline getirilmesi üzerinde dikkatle durulması gereken diğer bir konudur.

Ülkemizin en önemli sorunlardan birisi olan altyapı eksiklikleri ve arıtma tesislerindeki yetersizlikler ne yazık ki bugüne kadar tam olarak giderilememiştir. Bunun en önemli nedeni ise atıksu ile ilgili bütüncül, planlı, tutarlı bir politika geliştirilmemiş olmasıdır. Ülkemizdeki atıksu sorununun çözümü ne yazık ki sadece arıtma tesisi inşaatı ile çözülememektedir. Atıksuyun yönetimi sorunu, plansız, günü kurtarmayı hedefleyen alt yapı projeleri sonucunda ve işletilemeyen arıtma tesisleri nedeniyle kronikleşmektedir TUİK verileri atıksuların evsel ya da endüstriyel kaynaklarını, bölgesel sınıflandırılmasını yansıtmamakla birlikte, mevcut atıksu arıtma tesislerinin deşarj kaliteleri hakkında herhangi bir bilgi sunmamaktadır. Daha açık bir ifadeyle, deşarj edilen suyun içeriğinde kendini devam ettiren kirleticilerin parametre, miktar ve neden olduğu çevresel etkiler raporda yer almamaktadır. Bu nedenle yayımlanan rapor, ülkemizin çevresel sorunlarının çözümüne ışık tutacak ve durum analizi yapılmasını sağlayacak verilerden ziyade, yapılan inşaat oranına, tüketilen çimento, demir v.b. gibi inşaat malzemesi miktarına dair bilgiler verebilmektedir. Hiç kuşkusuz bu rapor, ülkemizde ciddi şekilde yaşanan yeraltı ve yer üstü su kirliliğinin çözümüne dönük bir rapor değildir".

Kentte ve kırda, atıksu yönetimi bütüncül olarak ele alınması gerektiği belirtilen açıklamada şu önerilere yer verildi: "Su tüketiminin ve kirletici etkinin en yoğun olduğu sanayi tesislerine su tüketimini azaltıcı önlemler almaları için çalışmalar yapılmalıdır. Yeraltı suları karakterizasyonu bakımından oldukça değerlidir. Kirlilik yükü en az olan bu suların, Devlet Su İşleri tarafından sanayi tesislerinin kullanımına sunulduğu bilinmektedir. Kuyu ruhsatları sağlıklı bir inceleme sonucunda verilmemektedir. Bölgesel koşullar göz önünde bulundurulmalı, mümkün olduğunca yeraltı suyunun sanayi tesislerince kullanımı engellenmeli ve kuyu kullanım izni verilmiş sanayilerin izinden fazla su tüketimi olup olmadığı denetlenmelidir.

Özellikle çevre denetimlerinde, kuyu suları da göz önünde bulundurulmalıdır. Kentsel ve kırsal alanda oluşan atıksu, çevre mühendisliği disiplinin bilimsel temelleri ile çağdaş yöntemlerle taşınmalı, günü kurtaran çözümler yerine uzun vadeli alt yapı çalışmaları yapılmalıdır. Yerel yönetim seçimlerine yönelik yapılan her türlü alt yapı çalışması, halkımızın vergilerinin yeraltına gömülmesi demektir. Maliyetlerin arttığı, üretilen değerin kamu yararına kullanılamadığı süreçlerin önüne geçilmesi için, uzun vadeli planlarla alt yapı faaliyetleri gerçekleştirilmelidir. Atıksuların içerisindeki kirletici yükleri bölgelere göre farklılık göstermektedir. Evsel ve endüstriyel atıksular bölgesel değerlendirme ile ele alınmalı, ihtiyaca göre atıksu arıtma tesisi planlaması yapılmalıdır.zinciri ile ise yüksek maliyetli ve işletilemeyen tesisler oluşmaktadır. Ülkemiz adeta bir arıtma tesisi çöplüğüne dönüşerek çözümsüzlüğe doğru yol alınmaktadır."

Okunma Sayısı: 206
Fotoğraf Galerisi