TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB
Çevre Mühendisleri Odası
“ORMAN VASFINI YİTİRMİŞ ARAZİLER HAKKINDA”

Başlığımızdan anlaşıldığı üzere iş bu basın açıklaması medyatik ve egemen söylem içerisinde 2B Arazileri olarak bilinen Orman Arazileri hakkındadır.Odamızın bu konuda eleştirileri `dönemin dili`, `yasanın dili` ve `oyunun dili` başlıkları altında değerlendirilecektir.

Genel Merkez 10.02.2012 (Son Güncelleme: 13.02.2012 14:20:07)

 

Başlığımızdan anlaşıldığı üzere iş bu basın açıklaması medyatik ve egemen söylem içerisinde 2B Arazileri olarak bilinen Orman Arazileri hakkındadır. 1 Şubat 2012 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan "Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı" ile AKP iktidarı tarafından yasalaştırılmak istenmektedir. Toplumsal aklın ve eleştirinin oluşturulması için Odamızın bu konuda eleştirileri "dönemin dili", "yasanın dili" ve "oyunun dili" başlıkları altında değerlendirilecektir.

"Dönemin Dili"

İşçi haklarından pozisyonlara, arazilerden diğer haklara tüm tartışmaları 2B, 4C, 4B gibi terimler ile kodlayarak toplumumuzdan pek çok şey saklanmaktadır. Bu yöntem artık neo-liberal söylencenin "eğlencesine" dönüşmüştür. Yasa metninin bendine / paragrafına göre kodlar haklarımızı ya da varlıklarımızı tanımlamaktadır. Bu hem yanlış bir bilgilendirmeye fırsat vermektedir, hem de bilginin demokratik ulaşımını gölgelemektedir. Aslında bu tarz, konuların tartışılmadan bilen birkaç "ehilce" değerlendirilip, yorumlanıp bir kenara bırakılma şansını vermektedir. Bu durum, bu tarz toplumun tamamını ilgilendiren konuların toplumsal hafızamızda yer edinmemesine neden olmaktadır. Bu nedenle bizler; siyasi, ekonomik ve diğer egemenlerin istediği dilden konuşmak istemiyoruz. Dilimiz, "unutturmamak" için herkesin anlayacağı bir dil olacaktır. 2B demek; bizim için Ormanların satışı demek, ekosisteme müdahale demek, peşkeş çekmek demek, doğa katliamının affı demek, plansızlık demek ve bu eşitsiz düzenin daha eşitsiz ve adaletsiz bir hal alması demektir. Hal böyle olunca, "Orman Vasfını Kaybetmiş Arazilerin" ve Hazine Arazilerinin satışından yahut kiraya verilmesinden yana olmadığımızı kamuoyu ile paylaşmaktayız. Kanaat önderlerine tavsiyemiz "kısaltmalar", "kodlamalarla" giden "ehillerin dilinden" kendilerini kurtarmalarıdır. O söylemden kurtulunca halkımızın bu süreçte daha demokratik yer almalarına imkân sağlayacakları aşikârdır. Bu uygulamanın adı; eşe, dosta ve şirketlere halkın ortak kullanımındaki arazileri satmaktır, kiralamaktır. Diğer bir ifadeyle, mevcut iktidar kendi sermayedarını her alanda ve ölçekte yaratmaktadır. 

"Yasanın Dili"

Son 50 yılda 55 yasal düzenleme "Ormanlarımız" hakkında yapılmıştır. Sayılara döktüğümüzde iptal davası açılanlar, Anayasa Mahkemesine götürülenler olarak pek çok veri elde edebiliriz. Ormanlar ülkemizde 5 farklı yasa ile düzenlenmiştir. Anayasamızda Madde 44, 168, 169, 170 de Orman ile ilgili olan düzenlemelerdir. Bu maddelerden 169 ve 170 "Orman Vasfını Yitirmiş Araziler" ve "Orman Köylüleri" hakkındaki hükümleri düzenlemektedir. Anayasa tartışmalarının da gündemde olduğu bu günlerde, biz Anayasanın "iki" şeyi düzenlediğini hatırlatmaktan yanayız. Bilindiği üzere bu yüzlerin bir tarafı "devlet ve onun erk alanları", diğer tarafı ise "birey ve özgürlüklerini" kapsamaktadır. Anayasanın otoriter, militer ve kazuistik bir dili olduğu su götürmez bir gerçektir. Böyle bir dile sahip olan anayasamızın 169 ve 170 gibi maddelerde çok net olmaması bugün gelinen garabeti doğurmaktadır.  

Biz diyoruz ki; Anayasamız 169. Maddesinin son bendi günümüz "inşaat sektörünün" ve "ticari tarımcıların" iştahını kabartmaktadır. Orman ile ilgili maddelerin olduğu Medeni Kanun, 6831 sayılı Orman Kanunu, 2924 sayılı Orman Köylülerini Kalkındırmalarının Desteklemesi Hakkında Kanun ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu, dil ve zihniyet olarak "işlevsizse" sat mantığı ile konuşmaktadır. Yasaları yasa koyucular yapar ve yaptırır ama geleceği bugünün kararları gerçekleştirir. Yasalar değişir, tahribatları giderilir ama geri dönüşü olmayan büyük hatalar geleceğimizde "kara leke" olarak kendini gösterecektir. Yasaların mülkiyetçi, modernist, kapitalist ve taraflı diline karşı diyoruz ki; AVM oyun parklarında yetişecek çocuklarımız olsun istemiyoruz, onların "yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" dediklerini şimdiden duyuyoruz. 

Hüküm yürütenlerin ve ehillerin insafına bırakılmayacak kadar içten ve yürekten sevdiğimiz bu güzel dünya; ormanları, toprakları, suları, ırmakları, hayvanları, havası ve pek çok değeri aynı insanların hak ve özgürlükleri gibi acil olarak Anayasal koruma altına alınmalıdır. Doğanın her alanda ve her mekânda bu kadar çok sömürüldüğü görülmemiştir. Hükmedenlerin otoriteleri derhal sınırlandırılmalı, bu insana ve çevresine yıkım getiren düzen durdurulmalıdır. Ulusal ve yerel düzeyde uygulama farklılıkları, küresel ve yerel sermaye için fırsatlar doğurmaktadır. Yasaların daha vicdanlı ve akılcı hazırlanması gerektiği çağımızın en önemli ihtiyacıdır. 

 

Mevzu bahis tasarıyı ise özetle şu şekilde değerlendirebiliriz.

• Tasarıda uygulamanın aktörleri olarak sıralanan kurumlar Bakanlar Kurulu, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı şeklindedir. Bu aktörlerin varlığı demek; sadece iktidar partisinin yöneteceği bir süreci muştulamaktadır.

• "2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun", tasarının 13. Maddesinde yürürlükten kaldırılmaktadır. Hem Anayasanın 170. Maddesi ile çelişen bu durum, hem de "uygulamada" arazileri kimlerin 

• kiralayacağı, satın alacağı ve bu uygulamayla toplumsal faydanın nasıl gözetileceği hususlarıyla da "akıl karmaşasına"  meyil vermektedir.

• Tasarı, "Kentsel Dönüşüm" projelerinin uygulanması içinde bu alanlardan faydalanılmasının yolunu açmaktadır. 

• Bu arazilerin herkese satılabilmesinin yolunu açmaktadır.

• Tasarıda 10. Maddede düzenlenen ve elde edilen gelirlerden Orman Köylerine harcanacak miktarın üst sınır olarak tanımlanması hususu, alt sınırın belirsizliğine yol açmaktadır. Burada, "%90 geçmeyecek" şekilde gelirden pay ayrılır demek, aslında hiç kaynak ayrılmamasının ya da az bir kaynak tahsisi ile durumun geçiştirilmesine yol açacaktır.

"Oyunun Dili"

İster iktidar partisince, isterse ana muhalefet partisince bu tarz yasa tasarı ve teklifleri dile getirilmiş olsun, TMMOB`nin kamu yararı geleneğine bağlı olan Odamız, toplumun sesi ve vicdanı olmakta kararlıdır. Bu "zenginleştirme" ve "ticarileştirme" oyununun kurallarını ve dilini ifşa etmek bizim görevimizdir. Küresel ve yerel ölçekte kuralsız ve aşırı üretimin insanlığı getirdiği nokta son tahlilde "harabelik", "mutsuzluk" ve "umutsuzluktur". Bir tohumun toprağa tutunması gibi; bir rüzgârın kuşun kanatlarını doldurması gibi; bir damlanın suya, suyun ırmağa, ırmağın denize ulaşması gibi; gecenin sabaha, sabahın geceye dönmesi gibi; dört mevsim gibi umudu ve mutluluğu birlikte çağıracağız. Durum yalnızca "Orman Vasfını Yitirmiş Araziler" tartışması ise; "hâkimiyet vasfını yitirmiş idareleri", "demokrasi yoksunu yönetimleri", "kendine ve çevresine yabancı insanı", "amacını yitirmiş ilerlemeyi" ve "miadı dolmuş sistemi" hep beraber tarihin sahnesinden kaldıracak bir tasarıya biz de varız.

 

Saygılarımızla,

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası

10. Dönem Yönetim Kurulu

 

 

 

 

Okunma Sayısı: 684