TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB
Çevre Mühendisleri Odası
YENİ CERNOBİLLER OLMASIN DİYE...
Genel Merkez 26.04.2010 (Son Güncelleme: 13.06.2011 14:21:42)

Yayın :

Evrensel

Tarih :

26.04.2010 StxCm :179

İl :

İstanbul

Sayfa :

3

Periyod :

Günlük/Gazete

Tel :

0212 587 17 99

Tiraj :

6.728

               

 

YENİ CERNOBİLLER OLMASIN DİYE...

AKP Hükümeti‘nin, yol açtığı sorunların bilinmesine rağmen nükleer ve termik santrallerdeki ısrarına karşı, binlerce kişi Çernobil‘i bir kez daha hatırlattı

 

ÇERNOBIL‘IN 24. YIL DÖNÜMÜNDE NÜKLEER, TERMİK VE HIDRO ELEKTRİK SANTRALLERİNE ÖFKE VARDI

Yeni Çernobiller olmasın

Çernobil faciasının 24‘üncü yıl dönümünde binlerce kişi, yaşamı savunmak için Kadıköy‘de bir araya geldi. Türkiye‘nin dört bir yanından gelen 5 bini aşkın kişi, "Yaşamı yok eden enerjileri durdurmak için geliyoruz" dedi. 
Karadeniz‘den, Dersim‘den, Hasankeyf‘ten, Allianoi‘den, Loç Vadisi‘nden, Çukurova‘dan, Yuvarlakçay‘dan gelen binlerce kişi, dün Kadıköy‘de yaşamı yok eden enerjilere karşı seslerini yükseltti. Tepe Nautilus önünde buluşan kalabalık, tutumlarıyla, yöresel kıyafetleriyle, renkleriyle, bisikletleriyle İskele Meydanı‘na yürüdü.

‘ARTIK YETER!‘

EGEÇEP-Allianoi Girişimi, Hasankeyf‘i Yaşatma Girişimi, Cide-Loç Vadisi Koruma Platformu, Karadeniz İsyandadır Platformu, Munzur Koruma Kurulu‘nun (DEDEF) çağrısıyla düzenlenen mitinge; doğası katledilmek istenen, yaşamı yok eden planların, projelerin hedefindeki bölgelerden gelen binlerce kişi, kendi renkleriyle katıldı. 
Munzurlular "Dersim‘in ışkınıyız" derken, Loç Vadisi‘nden gelenler sarı yazmalarıyla, Karadenizliler "İsyandayız, artık yeter" sloganlarıyla eyleme katıldı. 
Kurumlar adına ortak açıklamayı yapan Munzur Koruma Kurulu‘ndan Hasan Şen, geçtiğimiz günlerde kansere yenik düşen, çevre sorunlarına duyarlılığıyla bilinen Moğollar‘ın davulcusu Ergin Yörükoğlu‘nu andı.


‘İZİN VERMEYECEĞİZ!‘

Şen, hükümetlerin Çernobil‘den ders almak yerine, hayatı yok eden enerjilerde ısrar ettiklerine ve hemen her bölgede termik santraller kurduklarına dikkat çekti. 
"Termik santrallerin olduğu bölgelerdeki akciğer kanseri vakaları, diğer bölgelerin 4-5 katına çıktı" diyen Şen, hükümetlerin hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ettiklerini vurguladı. 
Şen, şöyle konuştu: "Özellikle son 10 yılda HES ve baraj yapımına hız verildi. 
Ekonomik ömrü en fazla 40-50 yıl olan barajların inşası için binlerce yıllık Hasankeyf ve Allianoi gözden çıkarıldı. Hükümet, Fırat ve Dicle nehirlerinden başlayarak ülkemizdeki tüm havzaların kontrolünü AB‘ye devretmeyi hedeflemekte. Farklılıklarımızla, benzerliklerimizle geldik. Hepimizin derdi, acısı bir. Ey şirketler, size sesleniyoruz! Yuvarlakçay‘daki gibi çadırlarımızla, Senoz‘daki gibi baltamızla, sarı yazmamızla, taşımızla, ateşimizle, aklımızla, yüreğimizle buradayız. Yaşamımızın, toprağımızın, suyumuzun, tarihimizin, kültürümüzün kapitalizmin kıskacına girmesine izin vermeyeceğiz, direneceğiz." Mitingi düzenleyen diğer çağrıcı çevre örgütlerinin sözcüleri de birer konuşma yaptılar. İlkay Akkaya ve Grup Marsis‘in müzik dinletisiyle miting sona erdi.

NE OLMUŞTU?


26 Nisan 1986‘da Ukrayna‘nın başkenti Kiev‘de bulunan Çernobil nükleer reaktörünün patlamasıyla, binlerce kişi, radyoaktif serpintiden dolayı hayatını kaybetti. Yüz binlerce kişi yurdundan oldu, milyar dolarlık maddi kayıp yaşandı. 
Bir süre sonra çocuklar sakat doğmaya başladı, kanser vakaları arttı. Ancak bu durum yetkilileri etkilemedi. Radyasyonlu çaylar halka içirildi; radyasyonlu fındıklar okullarda çocuklara, kışlalarda erlere yedirildi. 
Hâlâ Karadeniz ve Trakya‘da binlerce kişi kanserle boğuşuyor, nereden nasıl geldiğini bilmediği bir borcun bedelini hayatıyla ödüyor.

ÇERNOBIL‘IN ETKİSİ SÜRÜYOR

Üzerinden 24 yıl geçmiş olmasına rağmen yaydığı radyasyon nedeniyle kanser başta olmak üzere çeşitli hastalıklara neden olan Çernobil kazası, etkisini sürdürüyor. Yapılan araştırmalara göre tüm Kuzey Yarımküre‘yi etkisi altına alan radyasyon bulutu, Türkiye‘de özellikle Rize ve çevresi olmak üzere Doğu Karadeniz‘de kanser vakalarının artışına neden oldu. 
Bilim insanları tarafından yapılan araştırmalara göre Çernobil Nükleer Santrali‘nin patlaması sonucu reaktörün üzerine 5 bin ton kimyasal madde boşaldı. Öncelikli olarak Rusya, Ukrayna ve Belarus ülkelerini etkileyen kimyasal yayılma, yağmur ve rüzgarların etkisiyle Türkiye‘de özellikle Karadeniz Bölgesi‘nde büyük felaketlere yol açtı. Karadeniz Bölgesi‘nde yaşayan çocuklarda tiroit kanserinde ciddi artışlar gözlendi. Radyasyondan en çok etkilenen temizlik işçilerinde tiroit kanseri vakaları, 1991 ile 1993 ve 1994 ile 1997 yıllarında görüldü. 
Rüzgarın ve yağmurun etkisiyle Türkiye‘ye yayılan radyasyonun solunum yoluyla alınması ve besin zincirine karışması, yayılmayı artırdı. Bilim insanlarının likenler üzerindeki çalışmaları Doğu Karadeniz bölgesinin diğer bölgelere göre ve Rize‘nin Avrupa‘nın birçok ülkesine göre daha fazla etkilendiğini ortaya çıkardı. Bu bölgede 0-18 yaş arasındaki çocuklarda tiroit kanserinde ciddi artışlar olduğu tespit edilerek, erişkin nüfus içinde özellikle temizlik işçilerinde 1986 ile 1987 yılları arasında kanser vakalarının arttığı gözlendi. Radyasyon nedeniyle çok sayıda insan yaşamını kaybederken, sağ kalan insanlarda kromozom bozukluğu gibi hastalıklar oluştu.

‘TÜRKİYE‘NİN NÜKLEERE İHTİYACI YOK‘

Ankara Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Üyesi Erdal Apaçık, Türkiye‘de ‘bize nükleerin etkisi olmaz‘ zihniyetiyle politika yapıldığını belirtti. Karadeniz‘de çay ve fındığa yoğun şekilde radyasyon yayıldığını belirten Apaçık, ihtiyaç fazlası fındıkların, ilkokullarda çocuklara dağıtıldığını hatırlattı. 
Türkiye‘nin mevcut kaynaklarıyla enerji üretebileceğini ve bunun ülkenin ihtiyacını karşılayabileceğini belirten Apaçık, nükleer santralin ülkeye bir faydası olmayacağını söyledi. 
Hükümetlerin, nükleer santral karşıtlarının haklı uyarılarını dinlemeyerek, bu kesimin zaten "iflah olmaz muhalif", "her türlü gelişmenin karşısında olanlar", "her şeye karşı uyumsuz tipler" olarak görüldüğünü belirten Apaçık, "İnsanlığa olumlu bir miras bırakma yükümlülüğümüz vardır. Tahribatı yüzyıllar sürecek atık sorunu yaşamamak için, bu ‘ölü teknoloji‘ ülkemize sokulmamalıdır. Nükleer enerjinin dayattığı toplum modelinin temel bileşeni olan piyasa mantığı terk edilmelidir. 
Yaşam hakkı evrensel bir değerdir. Enerji politikalarının belirlenmesinde, bunun gerçekleştiği yer olan ekosistem dikkate alınmalıdır. Yörenin ekolojik özellikleri göz ardı edilmemelidir" önerilerinde bulundu.

Kupürün Detayı...

Okunma Sayısı: 622