TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB
Çevre Mühendisleri Odası
İKLİM KRİZİ İLE MÜCADELE YAŞAMI ÖNCELEYEN BÜTÜNLÜKLÜ, BİLİMSEL POLİTİKALARLA OLUR!

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak 15 Mayıs Dünya İklim Günü dolayısıyla kamuoyu ile bir açıklama paylaştık.

Istanbul Şube 15.05.2021 (Son Güncelleme: 15.05.2021 15:48:59)

Bilim insanlarının uzun yıllardır yaptıkları uyarılara karşın yeterli önlemlerin alınmaması sonucu, iklim krizinin yıkıcı etkilerinin günümüzde daha görünür hale gelmiş, dünya çapında iklim krizine karşı mücadele çağrıları da artmıştır. 

Uluslararası toplantı ve sözleşmelere bakıldığı zaman çevre başlığı ile özel olarak gerçekleştirilen toplantıların XX.yüzyılın ikinci yarısında yoğunlaşarak devam ettiği ve günümüze kadar geldiği görülmektedir. 1992 Rio İklim ve Sürdürülebilirlik konferansı iklim konusunun ana başlık olarak ele alındığı ilk toplantı olmuş, konferansta imzaya açılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİÇS) ile başlayan süreç devamında Kyoto Protokolü ve Paris İklim Anlaşması ile devam etmiştir.

Türkiye BMİÇS`ni imzalamış fakat 2004 yılına kadar taraf olmamıştır. 2009 yılında Kyoto Protokolü`ne taraf olmuş, 2015 yılında Paris İklim Anlaşması`nı imzalamış fakat meclisten geçirmeyerek henüz taraf olmamıştır.  Aynı zamanda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın çalışmaları ile "İklim Değişikliği ile Mücadele Sonuç Bildirgesi" hazırlanmış, iklim kanunu hazırlıkları kapsamında "İklim Değişikliği ile Mücadele Raporu"nu meclise sunulacağı açıklanmış, "Türkiye İnsan Hakları Eylem Planı"na da iklim değişikliği ve insan haklarına etkilerinin araştırılması, kamu politikalarının hazırlanması faaliyetini eklemiştir.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak, İklim krizi ile mücadelede hazırlanacak olan azaltım ve uyum faaliyetlerinin önemini vurgulamakla birlikte, oluşturulan politikaların, gerçekleştirilmesi hedeflenen "yatırım" faaliyetleri arasında derin bir çelişki olduğunu görmekteyiz.

Başta endüstri kaynaklı sera gazlarının azaltımı olmak üzere, karbon ayak izinin hesaplanmasından başlayan ve meslek alanlarımızdan biri olan karbon ayak izi hesaplama ve azaltım stratejileri oluşturma işi, karbon emisyonlarının ticarete esas bir meta haline getirilmesi sebebi ile iklim kriziyle mücadelede yeterli faydayı sağlayamamaktadır. Atmosferin ekonomik olarak sömürgeleştirilmesi şeklinde tarif edebileceğimiz bu ekonomik sistemin uygulansa bile Paris İklim Anlaşması`nın hedeflediği, sıcaklık artışının 2 santigrat derecenin altındaki tutulması hedefi gerçekleşmemektedir.

Ormanlık alanlar yapılaşmaya açılarak iklim krizi ile mücadele edilmez!

İklim krizi ile mücadelede önemli bir başlık karbon yutak alanları yani ormanlık alanların korunması ve yeni orman alanları yaratılmasıdır. Türkiye`deki uygulamalara bakarsak, sadece İstanbul özelinde; III. Köprü, III. Havalimanı, Kuzey Marmara Otoyolu projeleri sonucu orman alanlarında ciddi tahribatlar oluşmuştur. İktidar tarafından "inadına yapacağız" denilen Kanal İstanbul projesi ile de toplam 13.400 hektar orman arazisi yok olacak, 287 hektar muhafaza ormanı proje nedeniyle kaybedilecektir. Benzer şekilde Rize`nin İkizdere ilçesinde yaklaşık 37 hektarlık alan taş ocakları için yok edilmek istenmektedir.

Türkiye Avrupa`nın Plastik Çöplüğü Olmamalı!

Sera gazı emisyonlarının azaltılması için atık miktarının da azaltılması gerekir. Bir yandan Sıfır Atık Yönetmeliği yayınlanıp, plastik poşetler için vatandaştan para toplanırken; diğer yandan Avrupa Birliği ülkelerinin plastik atıklarını ihraç ettiği ülkeler sıralamasında Türkiye ilk sırada yer almaktadır.

Avrupa İstatistik Ofisi`nin 2020 yılı verilerine göre, Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye`ye 13,7 milyon ton plastik atık ihraç etmiştir. Atık yönetim ve denetim süreçleri rant kaygılarından uzak ve ekolojik denge ve kamu yararı gözetilerek yürütülmediği sürece, atık miktarının azaltılması mümkün değildir.

Rant Değil Yaşam Öncelenmeli!

İklim krizi ile mücadele kapsamında pek çok doğal kaynak, yenilenebilir enerji kaynağı olarak görülmektedir. İklimi kurtarmak bahanesi ile insan eliyle doğal yaşam alanlarının katlediliyor olması kabul edilemez durumdur. Ekolojik yaşamın bir bütün olduğu unutulmamalı; su kaynaklarının, ormanlık alanların ve tarım arazilerinin yok edildiği enerji projeleri üretilerek iklim krizi ile mücadele edilemeyeceği bilinmelidir.

Yerkürenin sıcaklığı ve ekstrem doğa olaylarının artışı, yağış rejimlerinin düzensizleşmesi gibi pek çok görünen sonuç bu sorunun aciliyetine işaret etmektedir. Bugün dünyanın ve Türkiye`nin geldiği noktada iklim krizi ile mücadele için; şirketlerin ve bireylerin inisiyatifine, yönetimlerin tercihine bırakılmayacak önlemler alınmalı, rant için hayata geçirilen ve kamu yararı olmayan politika ve projelerden acilen vazgeçilmelidir.

İklim krizi üretim-tüketim ilişkileri göz önünde bulundurulmadan, bilimsel bilgi ve verilerle doğru analizler yapılmadan ve doğru çevre politikaları hayat bulmadan çözülemez. İklim krizi ile mücadele ancak yaşamı önceleyen bütünlüklü, bilimsel politikalarla gerçekleşebilir.

TMMOB ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI İSTANBUL ŞUBESİ

 

Okunma Sayısı: 60
Fotoğraf Galerisi