ANA SAYFAAna Sayfa   BİZE ULAŞINİletişim Bilgileri   BAĞLANTILARBağlantılar   SİTE HARİTASISite Haritası   SİTE İÇİ ARAMASite İçi Arama          ENGLISHEnglish        Üye Girişi

     21 KASIM 2017 , SALI

 

Çalışma Raporu

Gazete Pedi

Yayınlar

Gazete ÇMO

Gazete ÇMO
SAYI: 2017/Nisan

Tüm Sayılar »

 
 

Çevre Bilim ve Teknoloji

Çevre Bilim ve Teknoloji
SAYI: 2017/Mart 1

Tüm Sayılar »

 
 

Öğrenci Bülteni

Öğrenci Bülteni
SAYI: Ocak-Şubat 2012 2

Tüm Sayılar »

 
 

 
 » KİTAPLAR

 
KURAKLIK VE SU KANUNU ÇALIŞTAYI

Tüm Kitaplar »

 
 

5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ

    Yayına Giriş Tarihi: 03.06.2017  Güncellenme Zamanı: 06.06.2017 14:29:54  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

Güncellenme Zamanı: 06.06.2017 14:08:45

Birleşmiş Milletler 2017 yılı Dünya Çevre Günü’nü temasının Doğaya Dönüş olarak belirledi...

 

5 Haziran1972 yılında, BM Stokholm Konferansı`nda insanların çevre ile ilişkisi üzerinde durulmuş ve 5 Haziran, Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Çevre Günü olarak kabul edilmiştir. Dünya Çevre Günü "Sadece bir Dünya var." sloganı temeline dayanmaktadır. 1970`lerden 1980`e kadar Dünya Çevre Günü Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından çevre bilincinin arttırılmasına yönelik olarak değerlendirilmiştir. Ozon tabakasının incelmesi, toksik kimyasallar, çölleşme ve küresel ısınma vb. konular her yıl tema olarak belirlenmiştir.

Geçmişten günümüze, dünyamızın çevre problemleri daha çok artmış ve su kirliliği, toprak kirliliği, iklim değişikliği, nesli tükenmekte olan canlı türlerinin sayılarında artış vb. birçok konu ortaya çıkmıştır. İklim değişikliği gibi büyüyen çevre problemleri doğal kaynakları da kısıtlamaktadır. Örneğin sera gazlarının artışıyla birlikte gelen iklim değişikliği problemi su kaynaklarına etki etmekte, azalan su kaynakları tarımsal üretime etki etmekte ve biyolojik çeşitliliği azaltmaktadır. Çevre sorunları doğa için büyük bir tehdittir ve daha önceleri doğa ile iç içe olan insanoğlu doğadan giderek uzaklaştırmaktadır.

2017 yılı Dünya Çevre Günü`nün teması ise "Doğaya Dönüş"  olarak belirlenmiştir. Bu tema ile Birleşmiş Milletler insanları tekrar doğaya dönmeye çağırmış, doğanın ve doğada olabilmenin güzelliğini ve önemini vurgulamak istemiş, bununla birlikte yaşadığımız doğaya dönüp nasıl zarar verdiğimizi görmemizi ve doğayı korumak için neler yapabileceğimizi düşünmeye ve herkesin dünyamızı korumak için birlikte sorumluluk almaya çağırmıştır.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası olarak, genel kurulumuzda alınan karar doğrultusunda, Dünya Çevre Günü, Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası olarak ele alınmakta, ekolojik yıkımın etkileri ve bu yıkıma karşı çözüm önerileri toplumu aktarılmaktadır.

Kuşkusuz, ülkemizde çevre yönetimi alanında güzel gelişmeler de yaşanmakta, düzenli depolama sahalarının, atıksu arıtma tesislerinin sayısı artmakta, alt yapı güçlendirilmekte, ağaçlandırma faaliyetleri de yapılmaktadır. Ancak, bu gelişmelerin yanında, çevre kirliliği halen artmakta, çalışmayan atıksu arıtma ve içmesuyu arıtma tesisleri de bulunmakta, derelerimiz, havamız ve toprağımız kirlenmeye devam etmektedir. Örneğin, Cumhuriyetin ilk yıllarında 44 milyon hektarla ülke yüzölçümünün yüzde %56`sını oluşturan mera ve çayır alanları, 2014 yılı verilerine göre 14,6 milyon hektara inerek %19`a gerilemiştir. Buna rağmen çeşitli kanun teklifleri ve mevzuat düzenlemeleri ile bu alanların da azaltılmasına neden olacak adımların önünün açılma potansiyeli yaratılmaktadır. Bizlere düşen görev, sorunları dile getirerek çözüme katkı vermek, toplumda ve kamu yönetiminde farkındalık yaratmaktır. Bu kapsamda, sorun alanlarına yönelik mevcut duruma dair görüşlerimiz ve önerilerimiz derlenmiştir. 

Atık Yönetimi

Beyan ile tehlikeli atıklar yönetilemez…

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 06.01.2017 tarihine yayımlanmış olan 2015 yılına ait Tehlikeli Atık İstatistik Bülteninde 2014 yılında 39.134 firma  Tehlikeli atık beyan sistemi üzerinden (TABS ) 1.413.220 ton/yıl  atık beyan etmiş, 2015 yılında ise;  bu rakam 44.922 firma (%14.8 artış) toplamda 1.357.340 ton/yıl  (%4 azalma) olmuştur.2015 yılı verilerine göre atık üreticileri tarafından üretilen atıkların;

 

·         %83.18 inin geri kazanılmak üzere atık işleme tesislerine gönderildiği

·         %12.32 sinin bertaraf edilmek üzere sterilizasyon, düzenli depolama ve yakma tesislerine gönderildiği 

Beyan edilmiştir. 

·         Ülkemizde bu miktarın (1.357.340 ton) çok üstünde tehlikeli atık olduğu (yaklaşık 5 milyon ton), hem genel ekonomik göstergeler ile anlaşılmakta, hem de zaten gerek sektörde gerekse bakanlıktaki en yetkili kişiler tarafından da açıkça ifade edilmektedir. Buradan beyanların doğru yapılmadığı anlaşılmaktadır.

·         Mevcut lisanslı firmaların –bazen de kapasitesinin üzerinde- atık alım yapmaları, bu atıkların nerede nasıl bertaraf edildiği takip edilmemekte ve denetlenmemektedir.

·         Tehlikeli atık piyasa uygulamalarını çok keskin etkileyen bir yasal mevzuat problemi yoktur. Asıl olan bu uygulamaların sahada hem atık üreticisi, hem de nakliyeden bertaraf ve/veya geri kazanıma kadar denetim eksikliğidir.

·         Çevre denetimlerinin daha verimli yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda çevre mühendislerinin denetimden sorumlu kurumlarda (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Belediyeler) istihdamı arttırılmalıdır.

·         Denetimin yanından, Bakanlık bünyesinde güçlü bir yapı kurularak teknik kapasitesi yüksek personeller vasıtasıyla beyanlar üzerinden proses değerlendirmesi yapılarak işletmelerin beyanlarının doğruluğu irdelenmeli,

Son ifade olarak; ülkemizde her hangi bir altyapı yatırımı (örneğin bir otoyol) gecikse bile telafi edilebilir.

Ama atık yönetimi değildir, birikip kangren olmaktadır. Kontrol altına alınamayan atıklar doğada ve kentlerde birikerek kümülatif tehlikeler oluşturmaktadır. Bu atıklar şu anda bile havamıza, suyumuza ve toprağımıza karışmaya devam etmektedir.

Ambalaj Atıkları

Türkiye`de ambalaj atıkları, oluşan belediye atıklarının ağırlıkça yaklaşık %20`sini, hacimce ise %50`sini oluşturmaktadır .Eurostat verilerine göre Türkiye`de bir yılda üretilen belediye atığı miktarı kişi başı 400 kg civarındadır18. Yani her bir insan günlük 1,1 kg atık üretirken, bunun 220 gramını ambalaj atığı oluşturmakta…

Bugün itibariyle çevre lisansı bulunan ambalaj atığı toplama ayırma tesisi sayısı 554 e ulaşmıştır. Bu sayıya ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliğinde ilgili tarafların sorumlulukları tanımlanmış olmasına rağmen halen etkili, verimli ve sürdürülebilir bir sistem kurulamamıştır.  

Bu noktada; 

·         Yerel yönetimler ile çevre ve şehircilik il müdürlüklerinin ambalaj atığı toplama ayırma tesislerine ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplanması konusunda gereken idari desteği kesintisiz ve kararlı bir şekilde vermeleri,

·         Yetkilendirilmiş kuruluşların da gerçekçi finansal destekleri sağlamaları,

·         Mevzuatta tanımlanan sistemin dışında kalan sokak toplayıcıları sorununun çözülmesi için sokak toplayıcılarının kayıt altına alınarak, toplama sistemine dahil edilmesinin sağlanması,

·         Ambalaj atığı toplama ayırma tesislerine standart getirilerek tesislerin modernize edilmesi, idari ve teknik kapasitelerinin arttırılması ile 554 olan sayının daha makul seviyelere indirilmesi,

·         Tüm bunların yanı sıra ambalaj atıkları konusunda Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü ve Türkiye Belediyeler Birliği ile Bakanlığın işbirliği içerisinde bulunmasıdikkate alınması gereken hususlar olarak gözükmektedir. 

Bununla birlikte;

 Finansman kaynakları öncelikle alt yapıya harcanmalı, ülkemiz ayrı toplama ekipmanı ve konteynerler ile donatılmalıdır. Belediyelerin kurmakla yükümlü olduğu Atık Getirme Merkezlerine işlerlik kazandırılarak sokak toplayıcıları bu sisteme entegre edilmelidir. Odamız meslektaşlarımızın da katkıları ile bu konuda üzerine düşen her şeyi yapmaya hazırdır.

Çok yakın zamanda Milli Eğitim Bakanlığının taslak müfredatına Çevre ve Doğa dersi önerisinde bulunduk. Ders notlarında atıklar ve geri dönüşüm konularını ekledik. Biliyoruz ki bizden sonraki nesillerin atıksız bir çevrede yaşaması ancak onları bilinçlendirmek ile mümkündür.

Ayrıca, sanayicinin de yükümlülüklerini zamanında ve eksiksiz yerine getirmesi gerekmekte ve atığını en aza indirecek firmalara teşvikler sağlanmalıdır. Ülkemizde vatandaşın evinde barındırmak istemediği ve kapısına koyduğu atıkları dünyanın en pahalı akaryakıtı ile toplayıp ülkemiz ekonomisi için değerlendirmeye çalışıyoruz. Bu konuda toplama, taşıma, geri dönüşüm, geri kazanım ve bertaraf yapan tesislerin ilk yatırımına özel KDV muafiyetleri getirilmeli ve bu tesislerde çalışan işçi kardeşlerimizin SGK ları devlet tarafından ödenmelidir. Enerji ve su maliyetleri maksimumda olan bu firmalara enerji teşviki sağlanmalıdır. Bu konuda gerekli temaslarımız devam etmektedir.

Atıkların kaynağında önlenmesi atık piramidinin ilk basamağıdır. Bakanlığımız bu konuda ilk tasarrufunu Ambalaj Atıkları Yönetmelik taslağına naylon poşetlerin tüketiciye satılması noktasında göstermiştir. Bu kararlılığını diğer atıkların kaynağında önlenmesi konusunda da göstermesini bekliyoruz.

Düzensiz depolama sorunu ülkemizde hala devam etmektedir ve düzenli depolama sahalarının arttırılması ve özellikle geniş alanlara hizmet veren belediyelerimizde aktarma merkezleri faaliyete geçmez ise bu sorun artmaya devam edecektir. Maalesef ki  yerel yönetimlerin büyük çoğunluğu atık yönetimi konusunda etkin bir sistem kuramamıştır.  Geri kazanılabilir atıkların kaynağında ayrıldığı ve Yetkili Kuruluşlar ile bu atıkların toplanması planladığı zaman ülkemizde geri dönüşüm, tasarruf ve bu alandaki istihdam artacaktır.

Son olarak bir kavramdan bahsetmek istiyoruz. Döngüsel Ekonomi… Bu kavram temiz üretim sistemleri ile verimli ve sıfır atık çıkaran üretim modelini hedefliyor. ÇMO olarak çevre sektörünün değerli temsilcileri ile birlikte Döngüsel Ekonomi Platformu kurulmasında öncülük ederek ülkemize faydalı işler çıkarabilecek bir yapı tasarlıyoruz.

Atık Sahaları

Ülkemizde, şehirlerin yönetiminden yerel düzeyde belediyeler sorumlu olup; bu amaçla kurulmuş 30 tanesi büyükşehir belediyesi olmak üzere toplam 1397 belediye bulunmaktadır.

Mevcut durumda 83 adet düzenli depolama tesisi bulunmakta ve bu tesisler 1095 belediyede 52.3 milyon nüfusa hizmet vermektedir.

Ancak 83 tesisin sadece 30`u çevre izin ve lisans belgesine sahiptir. (26 lisans 4 GFB). Çevre izin ve lisans belgesi bulunmayan 53 tesisin ise ne yazık ki 19 tanesi büyükşehir belediyelerimizin kurmuş oluğu tesislerdir.

Bu tesislerin lisanslandırılamamasının sebepleri; ya iyileştirme planlarını zamanında sunmamaları,  ya iyileştirme planında belirlenen düzeltici faaliyetlerin gerçekleştirilmemesi ya da düzenli depolama onay belgesi (çevre izin ve lisansı sürecinde gerekli belgeler arasındadır) verilmesine rağmen çevre izin ve lisansı sürecinin başlatılmamış olduğu düşünülmektedir.

Sonuç itibariyle;

2014 yılı verilerine göre ülke genelinde günde oluşan 80.873 ton belediye atığının (27.126.138 ton/yıl) %88.7 si olan 69.669 tonu düzenli depolama sahalarında depolanmaktadır. Ambalaj atıkları ile organik atıkların; biyolojik, mekanik biyolojik ve termal proseslerle geri kazanım oranı ise %11.3 civarında kalmaktadır.

2023 hedeflerine bakıldığında ise belediye atıklarının düzenli depolanma oranının %88.7`den %65 e düşürülmesi,  geri kazanımın ise %11.3`den %35 e çıkarılması hedeflenmektedir.    

Ancak bazı AB ülkelerine bakıldığına düzenli depolamaya giden atık miktarı Almanya ve Hollanda`da %1 civarında, Fransa`da %26, İtalya`da %34 civarına oluğu bilinmektedir.

Bu durum bizlere atık yönetimi için çözümlerin temelinde güçlü bir finansal yapının kurulması gerektiğini göstermektedir.

Tablo 1:Düzenli Depolama Lisansı olmayan Belediyeler

 

BELEDİYE

1

AFYONKARAHİSAR (BELEDİYELER BİRLİĞİ)

2

AKSARAY (AKSARAY BELEDİYELER BİRLİĞİ)

3

AKŞEHİR (KONYA)

4

ANKARA (MAMAK)

 

ANKARA (SİNCAN)

5

ANTALYA

6

AYDIN

7

BAYBURT (BİRLİK)

8

BERGAMA BELEDİYESİ KATI ATIK BERTARAF VE TIBBİ ATIK STERİLİZASYON TESİSİ (İZMİR)

9

ÇANKIRI (BİRLİK)

10

ÇARŞAMBA (SAMSUN)

11

DATÇA (MUĞLA)

12

DENİZLİ

13

DİDİM (AYDIN)

14

DÜZCE (BİRLİK)

15

EDİRNE (EDİRNE KATI ATIK YÖNETİM BİRLİĞİ)

16

ELAZIĞ

17

ERZURUM (PASİNLER)

18

ERZURUM (MERKEZ)

19

ESKİŞEHİR

20

FETHİYE (MUĞLA)

21

GAZİANTEP

22

GİRESUN (BİRLİK)

23

GÖCEK (MUĞLA)

24

HATAY 

25

ISPARTA (GÖLLER BÖLGESİ BELEDİYELER BİRLİĞİ)

26

İNEGÖL (BURSA)

27

İSTANBUL-İSTAÇ İSTANBUL ÇEVRE YÖNETİMİ SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - ODAYERİ TESİSLERİ

28

İSTANBUL-İSTAÇ İSTANBUL ÇEVRE YÖNETİMİ SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - SİLİVRİ TESİSLERİ

29

İZMİR

30

KAHRAMANMARAŞ

31

KAYSERİ

32

KIRKLARELİ (BİRLİK)

33

KONYA (CİHANBEYLİ)

34

KUMLUCA (ANTALYA)

35

MALATYA

36

MANAVGAT (ANTALYA)

37

MARDİN

38

MARMARİS (MUĞLA)

39

MERSİN

40

NİĞDE (BİRLİK)

41

NİZİP (GAZİANTEP)

42

ORTACA (MUĞLA)

43

PATARA (MUĞLA)

44

SAMSUN

45

SİİRT (BİRLİK)

46

SİLİFKE (MERSİN)

47

SİVAS (BİRLİK)

48

ŞANLIURFA

49

ŞEREFLİKOÇHİSAR (ANKARA)

50

TRABZON-RİZE

51

UŞAK (BİRLİK)

52

YALOVA (YAKAB)

53

ZONGULDAK (BİRLİK)

 Sıra ile belirtilenler Büyükşehir Belediyeleridir.

Atıksu

Atıksu yönetimi konusunda ülkemizde önemli çalışmalar yürütülmektedir. Atıksu arıtma tesisi sayısında ve kanalizasyon yapımında gelişme sağlanmıştır. Ancak, artıma tesislerinin yönetilmesi, atıksuyun alıcı ortamın kirlilik yükünü gözeterek arıtılması henüz mevzuatımıza girmemiştir. Bu nedenle derelerimizdeki, denizlerimizdeki kirlilik artarak devam etmektedir. Tuz Gölü`ne hala atıksular arıtılmadan deşarj edilmekte, İstanbul`un atıksularının bir kısmı ileri seviyede arıtılmadan Marmara Denizi`ne deşarj edilmektedir. Başkentin, Büyükşehir Belediyesi alanına dahil edilen çeper ilçelerinde kanalizasyon ve atıksu arıtma tesisi sorunları devam etmektedir.

Sorunların çözümü için, ülkemizde ekosistem odaklı atıksuyönetimine odaklanılmalı, her alıcı ortamın (dere, göl, deniz) kendi özgün koşulları değerlendirilerek alıcı ortam esaslı deşarj standardına geçilmelidir.

Ergene havzasındaki kirlilik devam etmektedir. Bu konuda yayımlanan genelgenin yürürlüğe giriş tarih yine ertelenmiştir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 1 Kasım 2011 yılında yayımlanan 2011/10 Genelgesi ile basına birçok defa konu olan ve siyah akan Ergene Nehrine atıksu bırakan tesislerin en önemli kirletici parametrelerinden olan KOİ parametre limitlerini 6 Mayıs 2014 tarihine kadar azaltmaları zorunlu kılınmıştı.

Söz konusu süre henüz dolmadan, 22.04.2014 tarihinde 2014/11 sayılı yeni bir genelge yayımlanarak söz konusu süre 6 Mayıs 2016 tarihine ötelenmiştir. 

Ancak bu sürenin dolduğu tarihte yani 06.05.2016`da 2016/3 genelgesi yayımlanarak süre 31.12.2017 tarihine ertelenmiştir. Ergene nehrinin temizlenmesi amacıyla yapılan çalışmaların biran önce tamamlanması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, mevcut teknoloji odaklı atıksu yönetimi ve mevcut mevzuat ile Ergene Nehri ancak 3. Sınıf yani kirliliği devam eden bir nitelikte olacaktır. Bu nedenle söz konusu genelgenin uygulanması  ve alıcı ortam esaslı atıksu deşarj standardı Ergene`de uygulanmalıdır.

Ülkemizde artık tekil problemlere tekil çözüm üretilmesinden uzaklaşılmalıdır. Örneğin, Ankara Atıksu Arıtma Tesisi`nden çıkan suyun Sakarya Nehrine yani İstanbulların içmesuyu kaynağına döküldüğü unutulmamalıdır. Kurak zamanlarda bu durumun ciddi sağlık sorunları yaratacağı su götürmez bir gerçektir. 

İçme Suyu

Özellikle büyük kentlerde içme suyu sorunu yaşanmaya devam etmektedir. Ankara, İzmir, İstanbul`da damacana ve paket su kullanmayan hane neredeyse yok denecek kadar azdır. Belediyelerin yapmış olduğu açıklamalarda suyun temiz olduğu beyan edilmesine rağmen suyun yönetiminden ve halk sağlığından sorumlu olan kurumlarda (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı v.b.) da musluk suyu yerine damacana ve paket su tercih edilmektedir. Herkesin musluğundan temiz su içmesi sağlanarak, damacana ve paket su gibi kanserojen ve kontrolsüz tüketiminin önüne geçilmelidir.

İçme suyu arıtma tesislerinde sayısal olarak önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Aşağıdaki tabloda da görüleceği üzere birçok tesis yapım çalışmaları devam etmektedir. Ancak ikinci tabloda da belirttiğimiz üzere, büyük yatırımlar yapılan içmesuyu arıtma tesisleri atıl durumdadır. Bu alanda yapılacak yatırımlarda mevcut durum değerlendirmesi, projelendirme süreci önem taşımaktadır. Milyarlarca lira yatırılan bu projelerin planlanması, yapıp ve işletimi sırasında mutlaka çevre mühendisi istihdamı yapılmalıdır. Atıl durumdaki 14 tesisin listesi aşağıda verilmektedir. Odamız bu atıl tesislerin süreçlerine dair inceleme başlatacaktır.

Tablo 2:ATIL DURUMDA OLAN TESİSLER (2016 yılında yapılan envanter çalışmasına göre)

 

İl

Tesis

Tesis Tipi

Su Kaynağı

Yatırımı Yapan

Yatırımı İşleten

1

Afyon

Kılıçarslan Belediyesi Arsenik IAT

Paket (Arsenik)

Yeraltı Suyu (Beci Mevkii)

DSİ

Kılıçarslan Belediyesi

2

Aksaray

Helvadere IAT

Paket

Yeraltı Suyu (Helvadere)

 

Helvadere Belediyesi

3

Antalya

Manavgat IAT

Konvansiyonel

Manavgat Çayı

 

Manavgat Belediyesi

4

Aydın

Efeler Tepecik Selenyum İletkenlik IAT

Ters Ozmoz

Yeraltı Suyu

İl Özel İdare

ASKİ

5

Çankırı

Ilgaz Belediyesi IAT

Paket

Yeraltı Suyu (4 adet kuyu)

Ilgaz Belediyesi

Ilgaz Belediyesi

6

Çorum

BahabeyIAT

Konvansiyonel

Çomar Barajı

İller Bankası

Çorum Belediyesi

7

Denizli

Pınarkent IAT

Paket (Arsenik)

Yeraltı Suyu (Kazanpınarı)

Yavuzeren İçme Suyu Birliği - MilgaPınarkent Belediyesi

DESKİ

8

İzmir

Sarıkız IAT (Aktif değil, çünkü Gördes Barajı bakımda)

Konvansiyonel

Gördes Barajı

İZSU

İZSU

9

Kocaeli

Duraklı IAT

Paket

Yeraltı Suyu

ISU Genel Müdürlüğü

ISU Genel Müdürlüğü

10

Konya

Beyşehir IAT

Konvansiyonel

Beyşehir Gölü

Beyşehir Bld. - İller Bankası

KOSKİ

11

Konya

İsmil IAT

Paket

Yeraltı suyu

İsmil Belediyesi

 

12

Niğde

Hıdırlık IAT

Paket

Yeraltı Suyu

 

Hıdırlık Belediyesi

13

Ordu

Ordu IAT

Konvansiyonel

Ordu Barajı

DSİ

OSKİ

14

Sakarya

Karasu IAT

Paket

Yeraltı Suyu (Şerbetpınarı)

Karasu Belediyesi

SASKİ

15

Trabzon

Araklı Yeşilyurt Paket IAT

Paket

Horyan Deresi

İlbank

TİSKİ

16

Trabzon

Düzköy Aykut IAT

Paket

Yeraltı Suyu

 

TİSKİ

İklim Değişikliği

CoalSwarm, Sıerra Club ve Greenpeace tarafından yapılan Yükseliş ve Çöküş 2017 raporuna göre son 10 yılda kömürlü termik santrallerde görülen aşırı hızlı büyüme 2016 yılında özellikle Çin ve Hindistan`ın değişen politikalarıyla birlikte büyük bir düşüş gösterdi.  (Shearer, Ghio, Myllyvirta, Yu, & Nace, 2017). Dünyada sera gazı emisyonlarına bakıldığında Türkiye`nin kişi başına düşen sera gazı emisyonları Amerika, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa ve Çin`den daha düşük olduğu görülmektedir. (Dünya Bankası, 2017).   Aynı zamanda termik santrallerden kaynaklı sera gazı emisyonları hakkında genel bir bilgi edinmek amacıyla Şekil 7`ye    bakıldığında Türkiye`nin enerji ve ısınma sektöründen kaynaklanan kişi başına düşen sera gazı emisyonlarının da Amerika, Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa gibi ülkelerden az olduğu görülmektedir. Fakat Türkiye`nin sera gazı emisyon değerlerine bakıldığında Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya sera gazı emisyonları trendi düşüş gösterirken Türkiye`nin sera gazı emisyonlarında hızlı artış gözlemlenmektedir. (Şekil 2)Bunun sebebi de Türkiye iklim değişikliğinin getirdiği sıkıntıları yaşarken iklim değişikliğin başlıca sebebi olan sera gazı emisyonlarına sebep olan fosil yakıtların kullanımında azalma gözlenmiyor olmasıdır. Yine yükseliş ve Çöküş 2017 raporuna göre Türkiye Hindistan ve Çin`den sonra kömürlü termik santral sıralamasında üçüncü sırada yer almaktadır. Özellikle Adana, Çanakkale, Hatay ve Mersin bölgelerinde var olan termik santrallere ek yoğun termik santral projeleri bulunmaktadır. Yenilenebilir enerji santrallerine destek verilmesine rağmen bunun yanında fosil yakıtların azaltılmasına yönelik yeterli çalışma yapılmamasından kaynaklı kömürlü termik santral sayısı giderek artmaktadır.  Dünya sıcaklığında meydana gelen küçük değişimlerin büyük etkilere sebep olmaktadır. Bu etkilerin bir çoğunu şu anda bile gözlemlemekteyiz. Mevsim normallerinin dışında gerçekleşen hava olayları, taşkınlar ve uzun süren kuraklıklar bunlardan bazıları. Örneğin;2015 Yılının Doğa Kaynaklı Afetleri "Dünya ve Türkiye" raporuna göre bu 20 yıllık dönemde su baskınları %43`lük bir oranla afetlerin büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. (ERSOY, 2016)  Örneğin kayıt altına alınmış olan bazı büyük sel ve su baskınlarında, 20`si ülkemizde olmak üzere toplam 1.751 kişi hayatını kaybetmiştir. (ERSOY, 2016). Aynı zamanda 21 Eylül 2015, Adana`da, 4-8 Ocak 2015 tarihinde Hatay`da, 26 Haziran 2015 İskenderun`da (Hatay) sel felaketleri gözlenmiştir. (ERSOY, 2016) Bu felaketler maddi ve manevi zarara yol açmıştır. Su kıtlığı, kuraklık, tarımsal üretimde gerileme, deniz seviyesinin artışı ile toprak kaybı, yağış rejimindeki değişim nedeniyle oluşacak felaketler, sel, hortum gibi sorunlarla da karşı karşıya gelinecektir.

Şekil 1:Ülkelere Göre Kişi Başına Düşen Enerji ve Isınmadan Kaynaklı CO2 Miktarı(Dünya Bankası, 2017)

Şekil 2:Seragazı emisyonları (CO2 eşdeğeri), 1990 – 2015 (TUİK) 

Şekil 3:Yıllara Göre Toplam Enerji Arzı ve Kömüre Dayalı Enerji Arzı Oranları (2009-2015 İçten Dışa) (Enerji İşleri Genel Müdürlüğü, tarih yok) 

Şekil 4: Türkiye Birincil Enerji Arzı(Enerji İşleri Genel Müdürlüğü, tarih yok)

Termik Santraller

Ülkemizin özellikle, Çanakkale ve Adana Bölgeleri`nde termik santral yapımına yönelik plan ve projeler devam etmektedir. İthal kömürle çalışacak olan bu termik santrallerin ülkemizin hava kirliliği ve atık problemini arttıracağı malumdur. Termik santrallerin mevcut durumuna dair raporumuz (http://www.cmo.org.tr/resimler/ekler/e3d368a00c080db_ek.pdf?tipi=72&turu=X&sube=0) adresinde yer almaktadır.

Çanakkale bölgesinde planlanan termik santrallerin ÇED raporlarındaki veriler kullanılarak kükürtdioksit ve azotoksit kirleticilerine dair modelleme çalışması yapılmıştır. Modelleme çalışması sonucunda, Çanakkale, başta olmak üzere Balıkesir ve Marmara Bölgesi`nin yoğun bir hava kirliliği ile karşı karşıya geleceği görülmüştür. Aşağıda harita ve tablo ile verilen sonuçlardan da görüleceği üzere, projelendirilen termik santral tesisler sağlığımızı, doğamızı tehdit etmektedir


Tablo 3: Model Sonuçları ve SKHKKY karşılaştırması

SKHKKY Saatlik Sınır Değeri2019-2023

SKHKKY Saatlik Sınır Değeri2024…

HKDYY saatlik sınır değer (İSK*)  µg/m3

Modelde Çıkan SonuçGünlük (KVS)

SKHKKY Günlük Sınır Değeri (KVS)2017

SKHKKY Günlük Sınır Değeri (KVS)

SKHKKY Günlük Sınır Değeri (KVS)

SKHKKY Günlük Sınır Değeri (KVS)

HKDYY 24 saatlik sınır değer (İSK*)  µg/m3

Modelde Çıkan Sonuç

Modelde Çıkan Sonuç

SKHKKY Yıllık Sınır Değeri (UVS)

2018

2019-2023

2024 ve sonrası

Aylık

Yıllık (UVS)

2019-2023

250

200

200 µg/m3

250,2

-

-

-

-

-

67,7

56,02

48

(bir yılda 18 defadan fazla aşılmaz)

(bir yılda 18 defadan fazla aşılmaz)

(bir yılda 18 defadan fazla aşılmaz)

350

350

350 µg/m

253,2

175

150

125

125

125 µg/m

68,2

56,05

20

(bir yılda 24 defadan fazla aşılmaz)

(bir yılda 24 defadan fazla aşılmaz)

(bir yılda 24 defadan fazla aşılmaz)

(bir yılda 423 defa aşıyor)

(bir yılda 3 defadan fazla aşılmaz)

 

 

 

 

 

*İSKinsan sağlığının korunması için

 

Tablo 4:En Yüksek Konsantrasyonların Görüldüğü Noktaların En Yakın Yerleşim Yerlerine Olan Mesafesi

İŞLETME AŞAMASI

Parametre

En Yüksek Konsantrasyon

Koordinat

En Yakın Yerleşim Yeri

Mesafe (km)

X

Y

NO2 (saat)

3616,5 µg/m3

503760

4472350

Bekirli

2,3

NO2 (gün)

250,2 µg/m3

491260

4467350

Çavuşköy

0,6

NO2 (ay)

67,7 µg/m3

491260

4467350

Çavuşköy

0,6

NO2 (yıl)

56,02 µg/m3

494260

4465850

Güreci

1,7

SO2 (saat)

3616,6 µg/m3

503760

4472350

Bekirli

2,3

SO2 (gün)

253,2 µg/m3

491260

4467350

Çavuşköy

0,6

SO2 (ay)

68,2 µg/m3

491260

4467350

Çavuşköy

0,6

SO2 (yıl)

56,05 µg/m3

494260

4465850

Güreci

1,7

 

Hava kirliliğin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri bugün birçok kişi tarafından bilinmektedir. Fakat özellikle yaptığımız çalışma sonucunda yüksek konsantrasyonlarda görülen NOve SO2`nin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsedecek olursak;

·Yüksek konsantrasyonlarda solunan SOakciğerler tarafından absorbe olmakta ve bunun sonucu olarak, bronşit, amfizem ve diğer akciğer hastalık semptomları meydana gelmektedir. Aynı zamanda Sanayi Kaynaklı Hava kirliliği Kontrol Yönetmeliğine göre de SO saatlik sınır değeri giderek azalarak 2019 yılından itibaren 35O miktog/m3 aşamaz iken 3616,6 miktog/m3 değerine ulaşmış ve sınır değeri 10000 defadan fazla aşmıştır.

·Azotoksitlerin (NOX)  sağlığa zararı ise bu gazların atmosferdeki diğer gazlarla tepkimeye girerek asit formaları oluşturmasından kaynaklıdır. Asit formunda bu gazlar akciğerler kalıcı hasarlara yol açabilirler. Azotoksitlere düşük seviyeli konsantrasyonlar da bile uzun süre maruz kalınması amfizem benzeri rahatsızlıklara yol açmaktadır. Yapılan çalışmalar uzun süre azotdioksite maruz kalan çocukların solunum sistemi semptomlarında artış ve akciğer fonksiyonlarında azalış olduğunu göstermiştir. Yapılan çalışmada ortaya çıkan model sonuçlarına göre NO saatlik sınır değeri giderek azalarak 2019 yılından itibaren 25O miktog/m3 aşamaz iken 3616,6 miktog/m3 değerine ulaşmış ve sınır değeri 10000 defadan fazla aşmıştır.

Model sonuçlarında çıkan rakamlar açıkça göstermektedir ki Çanakkale Bölgesinde yapılacak olan termik santraller bölge halkını çok ciddi sağlık sorunlarıyla yüz yüze getirecektir. 

Hava Kirliliği

2016 yılı hava kirliliği açısından yine olumsuz geçmiştir. Büyükşehirlerimizde hava kirliliği artarak devam etmektedir. Aynı şekilde, Bolu, Edirne, Düzce ve Iğdır gibi illerimizde de hava kirliliği görülmektedir.  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın istasyon verilerine göre yaptığımız incelemede, Düzce ilinde PM10 değeri 361 mikg/m3 e ulaşmış, yönetmelikte belirlenen sınır değerini ise 1 yılda 217 kez aşmıştır. Büyükşehirlerimizde de durum çok farklı olmayıp İstanbul gibi ülke nüfusunun yaklaşık %20`sinin yaşadığı bir şehrimizde 2 farklı istasyondan alınan verilere göre 118 gün ve 206 gün aşıldığı bölgeler mevcuttur. Benzer bir şekilde başkent Ankara`da Dünya Sağlık Örgütü`nün belirlediği PM10 değeri bir yılda 245 gün aşıldı. Bununla birlikte Edirne-Keşan`da PM10 değerinin 197 gün aşılmasının yanında SO2değeri de 166 gün aşılmıştır. Raporda incelenen diğer illerin sınır değeri aşma gün sayıları şekilde belirtilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, sağlıklı yaşam için PM10  sınır değerini 50 µg/molarak belirlemiştir. ( Sınır değer yılda 35 defadan fazla aşılmaz.) Aynı zamanda SOsınır değeri 125 μg/m3 olarak belirlenmiştir. ( Sınır değer yılda 3 defadan fazla aşılmaz.)

İl

Parametre

Sınır değeri aşan gün sayısı

Düzce

PM10

217

Bolu

PM10

43

Edirne-Keşan

PM10

197

Edirne-Keşan

SO2

166

İstanbul-Yenibosna

PM10

118

İstanbul-Esenyurt

PM10

206

İstanbul-Kadıköy

PM10

91

Ankara-Sıhhıye

PM10

245

Ankara-Sıhhıye

PM10

178

Iğdır

PM10

242

İzmir-Gaziemir

PM10

129

Muş*

PM10

270

Tokar-Erbağ**

PM10

208

Denizli-Merkez

PM10

211

Samsun-Merkez

PM10

185

 

*Muş ilinde toplamda 77 gün hiç ölçüm yapılmamıştır.

** Tokat-Erbağ`da PM10 konsantrasyonu 895 mikrog/m3`e çıkmıştır.

 

(Raporun tamamı için: http://www.cmo.org.tr/resimler/ekler/306316c572fad5d_ek.pdf?tipi=72&turu=X&sube=0 ) 

Sonuç

Ülkemizde, entegre çevre yönetimi yaklaşımı uygulanmalıdır. Yatırım yapan ile denetleyen, izin veren aynı kurum olmamalıdır. Örneğin DSİ hem HES yatırımı yapmakta hem de HES`lere izin vermektedir. Öte yandan, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın su yönetimi ve çevre yönetimi konusunda ortak çalışma alanları ve ortak görevleri bulunmaktadır. Bu çelişkili durum yerine tek başına, bilimsel ve teknik altyapısı güçlü, çevre mühendisi istihdam eden çevre yönetiminin bütün temellerini ve ilkelerini barındıran bir Çevre Bakanlığı Kurulmalıdır.

Sularımızın kirlenmesi engellemek için ülkemizde ekosistem odaklı atıksu yönetimine odaklanılmalı, her alıcı ortamın (dere, göl, deniz) kendi özgün koşulları değerlendirilerek alıcı ortam esaslı deşarj standardına geçilmelidir. 

Paris İklim Anlaşması`na ülkemiz tarafından imza atılmıştır. Ancak TBMM`den onaylanma işlemi henüz gerçekleşmemiştir. İklim değişikliğinden en yoğun etkilenecek ülkelerin başında gelen ülkemizin anlaşmaya taraf olarak, acilen gerek sera gazı azaltımı faaliyetlerine odaklanması gerekse iklim değişikliğine uyum kapsamında çalışmalar yürütmesi gerekmektedir. Uluslararası alanda iş birliğinin arttırılmasında Anlaşmaya taraf olmanın avantajları da değerlendirilmelidir. ABD Başkanı`nın Paris Anlaşması`ndan çekilme kararı tarihi bir hatadır. İnsanlık tarihinin en yıkıcı felaketi olan iklim değişikliğinin sorumlularından olan bir ülkenin yönetiminin çözümden kaçınması kabul edilemez. Ülkemizin bu yanlış tavra karşı yerini iklim değişikliğine karşı mücadele eden ülkelerin yerinde konumlandırması gerekmektedir.

Bu geri kalmış termik santral projelerinden vaz geçilerek en iyi enerji üretim biçimi olan enerji verimliliğine odaklanılmalıdır. Kentlerdeki gereksiz elektrik tüketimi azaltılmalıdır. Sanayimizin üretim süreçlerinde enerji tüketimini azaltıcı yatırımlar teşvik edilmelidir. Döngüsel ekonomi süreci gündeme alınmalı, atıklar ve üretim bu perspektifle yönetilmelidir. 

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası 


 

Dosyalar

(169 KB) (03.06.2017 12:00:42)

PDF uzantılı Makale dosyalarını veya diğer Ek Dosyaları okuyabilmeniz için
Acrobat® Reader®'ın bilgisayarınızda yüklü olması gerekmektedir.
Acrobat® Reader® yüklemek için

Okunma Sayısı: 467

Tüm Basın Açıklamaları »

Key İnternet Hizmetleri Ltd. Şti.