ANA SAYFAAna Sayfa   BİZE ULAŞINİletişim Bilgileri   BAĞLANTILARBağlantılar   SİTE HARİTASISite Haritası   SİTE İÇİ ARAMASite İçi Arama          ENGLISHEnglish        Üye Girişi

     24 ŞUBAT 2018 , CUMARTESİ

 

Çalışma Raporu

Gazete Pedi

Yayınlar

Gazete ÇMO

Gazete ÇMO
SAYI: 2017/Nisan

Tüm Sayılar »

 
 

Çevre Bilim ve Teknoloji

Çevre Bilim ve Teknoloji
SAYI: 2017 / KASIM 2

Tüm Sayılar »

 
 

Öğrenci Bülteni

Öğrenci Bülteni
SAYI: Ocak-Şubat 2012 2

Tüm Sayılar »

 
 

 
 » KİTAPLAR

 
KURAKLIK VE SU KANUNU ÇALIŞTAYI

Tüm Kitaplar »

 
 

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ DEĞİL, EKOLOJİK KRİZLE MÜCADELE…

    Yayına Giriş Tarihi: 04.06.2016  Güncellenme Zamanı: 04.06.2016 14:39:35  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

Güncellenme Zamanı: 04.06.2016 14:39:22

Dünya Çevre Günü, Odamızın 12. Genel Kurulu’nda “Ekolojik Kriz ile Mücadele Haftası” olarak kabul edilmiştir...

1972 yılında Stokholm`de kabul edilen Dünya Çevre Günü, Odamızın 12. Genel Kurulu`nda "Ekolojik Kriz ile Mücadele Haftası" olarak kabul edilmiştir. Bunun nedeni ülkemizde ve dünyada yaşanan ekolojik kriz ve çevre sorunları nedeniyle, dünya çevre gününün kutlanamaması ve sorunlara karşı bütün dünya ülkelerinin ve toplumların hep birlikte mücadele etme ihtiyacıdır.

Çevre sorunları bütün dünya toplumları için büyük bir tehdittir. Son yıllarda çevre sorunlarının en başında küresel etkisi olan iklim değişikliği gelmektedir. 2015 yılının sonuna doğru gerçekleştirilen Paris İklim Zirvesi de krizin boyutlarının tartışılmasına ve çözüm üretilmesine vesile olmuştur.

Türkiye`nin Paris Anlaşması`nı tereddütsüz imzalama eğilimi ve 22 Nisan`da New York`ta yapılan BM zirvesine katılarak imzalayacağını bir kere daha deklare etmesi oldukça önemli bir adımdır. Bu konuda emek veren İklim Değişikliği Baş Müzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar`ı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı personelini ve yöneticilerini kutladığımızı bir kez daha belirtmek isteriz.

Hiç kuşkusuz, somut bir adım olarak TBMM`den Paris Anlaşması`nın imzalanmasına dair karar çıkartılmalıdır.

Siyasetçilerin ve bütün partilerin, ayrım yapmaksızın iklim değişikliği gerçeğini kabul etmesi ve bu soruna karşı "ortak" çabaları desteklemesi gerekmektedir. Çünkü, ülkemiz iklim değişikliği nedeniyle etkilenecek ülkelerin başında gelmektedir.

DOĞAL AFETLERDE 606 BİN KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ!!!

Bu yıl yapacağımız Dünya Çevre Günü ve Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası açıklamamız iklim değişikliği ve ülkemizin son dönemde bu konuda uyguladığı politikalara odaklanacaktır.

Son 20 yıl içerisinde oluşan afetlerin %90`ının sel, fırtına, sıcaklık dalgaları ve diğer hava olaylarından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Yaşanan toplamda 6457 afet, 606.000 kişinin yaşamını yitirmesine, 4.1 milyar insanın yaralanmasına ve evsiz kalmasına mal olmuştur. Kuraklıktan  nedeniyle ise 1.1 milyar insan zarar görmüştür.

Hava olayları kaynaklı afetlerin %47`si tek başına sel felaketinden kaynaklanmaktadır. Bu felaket 20 yıl içerisinde, %95`i Asya`da yaşayan 2.3 milyar insanı etkilemiştir. Sel felaketlerinden daha az görülmekle birlikte fırtınalar en ölümcül hava olayıdır. Son 21 yılda 242.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu hava olayları kaynaklı afetlerdeki hayat kayıplarının %40`ına karşılık gelmektedir. Bu ölümlerin %89`u, toplam fırtınaların sadece %26`sının yaşandığı düşük gelirli ülkelerde gerçekleşmiştir.

Türkiye`nin 2013 yılı toplam sera gazı emisyonu karbondioksit eşdeğeri cinsinden 459,10 Mton`dur. Toplam emisyonların %67,8`i enerji, %15,7`si endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, %10,8`i tarımsal faaliyetler ve %5,7si atık sektöründen kaynaklanmaktadır.

Türkiye`de 2015 Yılında Kaydedilen Meteorolojik Karakterli Doğal Afetlerin Kısa Değerlendirmesi raporunda, 2015 yılında 731 adet afetin rapor edildiği belirtilmektedir. Bu sayı 2014 yılında 500 adettir. 2015 yılının dünyanın en sıcak yılı olduğunu hatırlatmak gerekir…

TERÖRDEN VE YANGINDAN DAHA FAZLA ZARARA YOL AÇIYOR…

2000 – 2010 yılları arasında ülkemizin terörden zarar görenlere yaptığı yardım 2,227,600 TL, yangın barınma ve diğer yardımlar 27.117.007 TL ve hava olaylarından kaynaklı afetler nedeniyle yaptığı yardım ise 288.295.264 TL`dir. Özetle, iklim değişikliği kaynaklı yaşanacak afetler terörden de yangın ve barınma nedenli ihtiyaçlardan da daha fazla maliyete neden olmaktadır.

Gelecek yüzyılın başında yani 2100`de 1985 – 2005 yılları arasındaki deniz seviyesi yüksekliğinden 0.26 – 0.82 metre denizin yükseleceği öngörülmektedir. Bunun Karadeniz`deki yansıması 0.82 metrelik bir yükselmede erozyonla birlikte 7 – 32 metre geri çekilme olabileceği ön görülmüştür.

Fırat Nehrinde, havzadaki yağış eksikliği sebebiyle 21. yüzyılın sonunda önemli ölçüde azalma hesaplanmış ve bu azalmanın %30-%70 oranında olduğu ortaya konmuştur.

Yapılan bir çalışmalarda, 21. yüzyılın ilkyarısında Türkiyenin batı sahilleri için yağışlardaki azalmanın büyüklüğünün %5-%25 oranında olduğu tüm model sonuçlarında tutarlılığını korumuştur.

İklim değişikliği nedeniyle ülkemizin orta kesimlerinde yoğun kuraklık ve yer altı suyunun tükeneceği belirtilmekte, deniz kıyısındaki alanlarımızda ise toprak kayıplarının olacağı tahmin edilmektedir. Yaşanan yağış rejimi değişikliği, yoğunluğunun ve sıklığın artması nedeniyle sel felaketlerinin olacağı su götürmez bir gerçektir. Yaşanacak olası afetlerden kaynaklı kayıp ve zararlarımızın kentte ve kırda uygulayacağımız politikalar ile paralel olduğunu söylemek gerekir. Risk analizinin, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir.

İklim değişikliği etkileri dahi hesaba katılmadan, ülkemizin su fakirliğine doğru ilerlediği göz ardı edilmemelidir.

Su (m3/kişi/yıl)

Sınıflandırma (Falkenmark İndeks)

1700 ve üstü  

Su baskısı yok

1700-1000

Su sıkıntısı

1000-500

Su kıtlığı        

500 ve altı

Mutlak su kıtlığı

 

m3/yıl

2005

2013

2023

2030

Su Zengini Ülkeler

(Kanada, ABD, Kuzey Avrupa Ülkeleri)

10.000

 

8.000

 

Irak

2.110

 

1.400

 

Türkiye

1.600 m3/yıl

1.460 m3/yıl (76.7 milyon nüfus)

1.300 m3/yıl (2023 yılında nüfus 85 milyon)

1.000 m3/yıl 100 milyon nüfus

Suriye

1.420

 

950

 

İsrail

300

 

150

 

Ürdün

250

 

90

 

Filistin

100

 

40

 

 

TERMİK SANTRAL CENNETİ!!!

 

SADECE ÇANAKKALE`DE 1678 ADET STADYUM BÜYÜKLÜNDE ORMANLIK ALAN YOK OLACAK…

Ancak herşeyden önce sera gazı miktarını düşürecek politikalar ortaya konmalıdır.

Bu temel çözümden ise ne yazık ki ülkemiz gittikçe uzaklaşmakta, Paris Anlaşması`nın gerekliliklerini yerine getirecek adımları atmakta tereddüt etmektedir.

Öyle ki, ülkemizde sera gazı kaynağının temel nedeni olan 71 adet kömürle çalışan termik santral projesinin planlandığı bilinmektedir. Odamız, Çanakkale, Adana, Mersin ve İskenderun`daki mevcut durumu irdelemiştir. Sonuçlar kaygı vericidir. Plansız, kontrolsüz, denetimsiz bir şekilde kömürle çalışan termik santral süreci yürütülmektedir.

ÇED sürecinde olan, inşaatı devam eden ve halen çalışanlarla beraber Çanakkale`de 17 adet (ki sadece 5 tanesi yerli kömürle çalışacaktır) termik santral planlanmaktadır. Adana ve Hatay`da 24 adet (yalnızca 2 tanesi yerli kömürle çalışacak) termik santral ve Mersin`de 2 adet termik santral planı bulunmaktadır. Birçoğunun ÇED süreci devam etmektedir.

Bu termik santrallerin yapılması ile birlikte ÇED raporlarından elde edilen bilgiye göre,

-       Çanakkale`de toplam 13155,2 MW kurulu güce sahip termik santral kurulacak, yılda 38.114.192 ton kömür yakılacak, yılda 6.208.912 ton kül ortaya çıkacak, 12.578.281,67  metrekare ormanlık alan (1678 adet futbol sahası) tahrip edilecektir. 

-       Adana ve Hatay`da toplam 22.990,6 MW kurulu güce sahip termik santraller kurulacak, yılda 65.848.106ton kömür yakılacak, yılda 10.565.830,4ton kül ortaya çıkacak, 3.645.883,31metrekare ormanlık alan (486 adet futbol sahası) tahrip edilecektir. 

Termik santral projelendirme süreci devam ederken, hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme Raporları ise ciddi eksiklikler barındırmakta, termik santrallerin olası etkilerinin değerlendirilmediği görülmektedir.

Termik santrallerin ÇED süreçlerinde oluşturulması gereken bilgilerin başında;

1-      Kümülatif Hava Kalitesi Dağılım Modellemesi (Etki alanında bulunan/planlanan faaliyetleri içerecek şekilde)

2-      Projede kıyı yapısı var ise Hidrografik Oşinografik ve Jeofizik İnceleme Raporu

3-      Projede kıyı yapısı var ise ve dip taraması yapılacak ise Dip Çamuru Analizi

4-      Kıyı yapısı var ise Mülga DLH Teknik Şartnamesine göre dolgu malzemesi analizi

5-      Kömür radyoaktivite analizi

6-      Mevcut Hava Kalitesinin Ölçümü

7-      Toprak Analizi

8-      Proje alanı yakın çevresinde yüzeysel su var ise analizi

9-      Deniz Suyu Analizi

10-  Arka Plan Gürültü Ölçümü yapılması ve akustik rapor

11-  Kül Depolama Alanı Tasarımı

12-  Jeolojik-Jeoteknik Etüt Raporu

13-  Soğutma suyu denize verilecek ise termal modelleme yapılması

14-  Ekosistem Değerlendirme Raporu

15-  Atık Isı Modellemesi

16-  Sosyal Etki Değerlendirmesi

gelmektedir. Ancak bazı termik santral raporlarında bu bilgiler bulunurken birçoğunda bu bilgilerin bulunmadığı ve her iki durumda da ÇED raporlarının olumlu olarak kabul edildiği tespit edilmiştir.  

19.05.2016 günü, bir saat içerisinde en düşük elektrik tüketimi 22.844 MWh, en yüksek elektrik tüketimi ise 31.540 MWh olarak gerçekleşmiştir. (Kaynak: http://www.enerjiatlasi.com/elektrik-tuketimi/)

Bu durumda yukarıda verilen üretim ve tüketim bilgilerine göre 2015 yılı ve 2016 yılı içerisinde tüketim miktarından daha çok enerji üretimi söz konusu olmuştur. Yani diğer bir deyişle tüketeceğimiz elektrikten fazla elektrik üretilmiş, üretilen fazla elektrik tıpkı emisyonlar gibi atmosfere salınmıştır…

Çanakkale İli`nde planlananlar ve inşaat halinde olanlarla birlikte toplam elektriksel güç 13.155,2 MW olup bu santrallerde yıllık 102.215,5 GWh elektrik üretimi söz konusu olacaktır. Bu rakamın 1925 MW`ı mevcut durumda işletilmekte olan santrallerde üretilmektedir.

Adana ve Hatay İllerinde planlananlar ve inşaat halinde olanlarla birlikte toplam elektriksel güç 22.990,6 MW olup bu santrallerde yıllık 163.771,6 GWh elektrik üretimi söz konusu olacaktır. Bu rakamın 2860 MW`ı mevcut durumda işletilmekte olan santrallerde üretilmektedir.

Mersin İlinde toplam 2000 MW elektriksel gücünde planlanan kömürlü termik santralde yılda 15.000 GWh elektrik üretimi söz konusu olacaktır.

Yukarıda belirtilen 3 bölgede mevcut, inşa halinde ve planlanan kömürlü termik santrallerin elektriksel gücü toplam 38.145,8 MW olmaktadır. Bunların 4785 MW`ı mevcut durumda işletilmekte olan santrallerde üretilmektedir.

Bu kapsamda, bu üç bölgede planlanan santrallerin işletmeye geçmesi durumunda Türkiye`de 2016 yılı Nisan ayı sonu itibari ile üretilen elektrik enerjisi kurulu gücünde %44,7`lik bir artış söz konusu olacaktır.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca belirlenen son elektrik talep serilerine göre elektrik talebinin 2022 yılında yüksek talep senaryosuna göre yıllık ortalama % 6,1; düşük talep senaryosuna göre ise % 4,2 artış göstereceği öngörülmektedir. (Kaynak: EÜAŞ Elektrik Üretim Sektör Raporu) Bu miktardaki tüketim artışı göz önünde bulundurulduğunda enerji üretimi için %44,7`lik (yalnızca 3 bölge ve kömürlü termik santraller için hesaplanan değer) artış planlanması Ülkemizdeki enerji politikasının düzensiz ve plansız olduğunu gözler önüne sermektedir.

ÇÖZÜM YENİLENEBİLİR ENERJİDE…

Dünya`da Yenilenebilir Temiz Enerjiye Dair Olumlu Gelişmelerden Bazıları;

-       2015 yılında 147 GW yenilebilir enerji kurulu gücü sisteme katıldı. Bu tarihte karşılaşılan en büyük rakam.

-        2015 yılında, yenilenebilir enerjiye yapılan yatırım kömür ve doğal gaz projelerine yapılan yatırımın  iki katına ulaştı.

-       Yenilenebilir enerjiye yapılan yatırım 2015 yılında 285.9 Milyar Dolara ulaşarak rekor kırdı. Sektör bir önceki yıla göre yüzde 5 büyürken, bu rakam 2011 yılında kırılan son rekordan toplam 8 milyar dolar daha yüksek bir rakam.

-       Fas, 160 MWlık PV kurulumu ile 2015 yılında en çok güneş kurulumu yapan ülke oldu.

-       Türkiye Çin`den sonra en çok solar ısıtma sistemi kuran ülke oldu. Türkiye, küresel düzeyde de kurulu solar ısıtma kapasitesi olan 4. ülke.

Ne yapmalı?

G-7 ülkelerinin 2025 yılında fosil yakıtlara teşviki kaldıracağı duyurulmuştur. Bu önemli gelişme dünyanın artık yenilenebilir temiz enerjiden yana gelişeceğini, gelişmiş ülkelerin kendi ülkelerinde enerji devrimini başlattıklarını göstermektedir. Ülkemiz de bu enerji devrimini yakalamalı, yerli temiz yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi yönünde teşviklerini arttırmalıdır, kömürden veya fosil yakıtlardan yana teşviklerden vaz geçilmelidir. Aksi halde geri kalmış kirli teknolojilerle toplum ve doğa sağlığı tehdit altında kalacaktır.

Elektrik Piyasası Kanunu değişiklik teklifi bu nedenle de ülkemizi geri kalmış, kirli teknolojiye mahkum kılacak düzenlemeler içermektedir. Bu konudaki detaylı açıklamamız için Bknz: http://www.cmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=94412&tipi=68&sube=0#.V1DBEPmLSUk

Paris Anlaşması`na ülkemiz sahip çıkmalı, iklim değişikliği sorununun çözümüne yönelik olarak acilen politika oluşturulmalı ve bu politika ülkemizdeki bütün politikaların belirleyicisi konumunda tutulmalıdır. Enerji verimliliğine odaklanılmalı, kayıp kaçak oranları düşürülmeli ve yenilenebilir yerli temiz enerji üretim biçimlerine odaklanılmalıdır.

Tek başına, teknik alt yapısı güçlü çözüm odaklı bir Çevre Bakanlığı kurulmalı, su ve çevre yönetimi bu bakanlık altında biraraya getirilerek çok başlı yapı ortadan kaldırılmalıdır.

Su toplumun ve doğanın temel ihtiyacıdır. Bu nedenle kapsayıcı bir şekilde koruyucu bir Su Kanunu oluşturularak mutabakat ile yasalaştırılmalıdır. 

Unutmayalım ki;

-       Her yıl çevresel kirlilikten dolayı 3 milyondan fazla 5 yaş altı çocuk hayatını kaybetmektedir.

-       Her yıl 100,00`den fazla deniz kuşu ve deniz memelisi çevresel kirlilik nedeniyle ölmektedir.

-       Çevresel kirliliğin fazla olduğu bölgelerde yaşayan insanlar, daha az kirlilik olan bölgelerde yaşayan insanlara göre %20 daha fazla kanser olma risk altındadır.

-       Hızlı nüfus artışı (Türkiye, OECD ülkeleri arasında en yüksek nüfus artış oranına sahip ülkelerdendir), plansız sanayileşme, sağlıksız kentleşme ve bunun neticesi alt yapı yetersizlikleri, nükleer denemeler, savaşlar, verimi artırmak amacıyla kullanılan tarım ilaçları, yapay gübreler ve artan deterjan gibi kimyasal maddeler çevresel kirliliği arttırmakta ve kronikleştirmektedir.

Ünlü Rus yazar ve düşünürü A. Soljenistin`in dediği gibi:

‘İhtiyaçlarımızı sınırlandırmanın zamanı geldi. Fedakârlık ve feragat göstermekte güçlük çekiyoruz; çünkü siyasal, kamusal ve özel hayatlarımızda kendimizi tutma, gemleme denilen altın anahtarı çoktan okyanusun dibine düşürdük. Ne var ki, özgürlüğüne kavuşan kişinin atacağı en birinci ve en akıllı adım budur. Özgürlüğü kazanmanın en emin yolu da budur. Dış olayların bizi buna mecbur etmesini, hatta bizi alt etmesini bekleyemeyiz.`

Baran Bozoğlu

Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı

 


Okunma Sayısı: 287

Tüm Basın Açıklamaları »

Key İnternet Hizmetleri Ltd. Şti.