TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB
Çevre Mühendisleri Odası
DÜNYA SUSUZLUK GÜNÜ

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak bizler suyu bir insan hakkı olarak değil, doğal yaşam hakkı olarak benimsiyoruz. Suyun metalaştırılmasını, özelleştirilmesini kabul etmiyoruz.

Istanbul Şube 22.03.2016 (Son Güncelleme: 06.04.2016 15:50:50)

 

DÜNYA SUSUZLUK GÜNÜ

22 Mart 1992`de Birleşmiş Milletler Rio Konferansında ilan edilen Dünya Su Günü, 1993 yılından itibaren tüm dünyada kutlanıyor. Ancak suyun önemine atıf yapan bu kararda  gözardı edilen bir nokta var: İnsan hakkı olarak tanımlanmasıyla birlikte doğadaki gerçekliğinden koparılan su; sözkonusu kararla birlikte rekabete giren bir meta olarak karşımıza çıkıyor. 

"Su" başlığı altında dünyada kutlanacak ve mutlu olunacak gerçek bir gün bulunmuyor. Hali hazırda dünyada en az 650 milyon kişi sağlıklı suya ulaşamıyor. Nüfusa oranladığımızda bu oran şöyle ifade edilebilir: Dünyada her 10 insandan 1`i temiz sudan yoksun.

Temiz suya ulaşamamanın insan yaşamındaki ölümcül etkisinin yanısıra sulardaki kirlilik ve arıtım yetersizliği nedeniyle de dünyada milyonlarca insan kirli suyun sebep olduğu hastalıklarla boğuşuyor. Yine bu hastalıklar çoğu zaman ölümle sonuçlanıyor.

Birleşmiş Milletlerin yayımlamış olduğu raporlara göre dünyadaki su ihtiyacı 2050 yılına kadar %55 artacak. Yine aynı raporlarda belirtildiği üzere önümüzdeki 15 yıl içerisinde dünyadaki su kaynaklarında %40`a varan bir azalma yaşanacak.

Su kaynaklarına dair verileri incelediğimizde, dünyadaki tüketilebilir su kaynaklarının azlığı öne çıkıyor. % 2,5 ‘i tatlı su olan dünyadaki su rezervinin yalnızca %1`i kullanılabilir durumda. Bu suya erişim ise özellikle Afrika ülkelerinde oldukça kısıtlı.

2016`nın Dünya Su Günü teması "Su ve İstihdam" olarak belirlendi. Dünyada su üzerinde uygulanan neoliberal politikalara baktığımızda ise su ve istihdam arasında dünya halklarının yararına bir bağ bulunmuyor. Kendi kendilerini istihdam eden yerel üreticilerden alınan su, şişelenerek, iletim hatlarına çekilerek merkezileştiriliyor ve suya yakın yaşayan bölge insanları yıllardır doğayla uyum içerisinde kullandığı suyu bir anda satın almaya başlıyor.

Örneğini birçok ülkeden gördüğümüz, özellikle yoksul halkın su hakkından mahrum kaldığı, doğanın geri dönülemez biçimlerde tahrip edildiği piyasalaştırma pratikleri Türkiye`de de devreye girmiştir. Türkiye`de suyun piyasalaştırılması süreci neoliberal politikalar gereği, tüm doğal varlıklara ve kamusal haklara dönük olarak yürütülen bir saldırı programının parçası olarak devam ediyor. Türkiye`de düzenlenen ve su tekellerini buluşturan Su Forumları ile daha açık bir biçimde deklare edilen suyun ticarileştirilmesine dönük sermaye saldırısı, kentsel ve kırsal alanlarda farklı düzeylerde yürütülüyor. Suyun şişelenerek satılması, neoliberal kentleşme politikaları sonucu kentte erişilen suyun içilebilir olmaktan çıkarılması ve giderek erişiminin kısıtlanması; hidroelektrik santrallerle coğrafyamızdaki tüm doğal nehirlerin, akarsuların, içinde bulunduğu ekosistemin geri dönülmez biçimde tahrip edilmesi yağmacı ve doğa düşmanı politikaların bir sonucu olarak karşımızda duruyor.

İSTANBULDA SU

İstanbul ili, nüfus yoğunluğunun aksine su yönünden fakir bir bölgededir. İl sınırları içindeki su kaynakları, kurulan barajlarda yağmur suyunun tutulmasıyla oluşturulan kaynaklardır. Gittikçe artan nüfusla birlikte su ihtiyacı da artarken, su havzalarının tahribatıyla birlikte su İstanbul için büyük bir problem haline gelmiştir.

İstanbul için uygulanan yanlış kentleşme politikaları, hızla artan sanayileşme, ekolojiyi gözetmeden uygulanan projeler şehri susuz bırakmış, yöneticiler çareyi çevre illerden su transferi gerçekleştirmekte bulmuşlardır. Buna karşılık yine de şehrin su ihtiyacı karşılanabilmiş değildir. İstanbul`un nüfus artış hızını daha da arttıracak kent yönetim politikaları ve uygulamada olan su-havza yönetim politikalarının kaçınılmaz sonucu olarak İstanbul dışından transfer edilebilecek yeni su kaynağı arayışı hep devam edecektir.

Kırklareli, Düzce, Sakarya gibi diğer illerin su kaynaklarının İstanbul`a taşınması ekosistem açısından kabul edilebilir değildir. Bulunduğu bölgenin ekosistemi için gerekli olan su kaynağı, bulunduğu bölgeden uzaklaştırılmakta, İstanbul`daki yanlış politikaların cezası çevre illere kesilmektedir.

Diğer yandan suyun bir bölgeden diğerine taşınması ekonomik açıdan da yüksek maliyetler gerektiren bir yatırımdır. Maddi kaynakların mevcut havzaların korunması, geliştirilmesi, su kayıplarının önlenmesi gibi projelerde kullanılması yerine, başka bir ekosisteme ait su kaynağının taşınmasında kullanılması bütüncül bir çevre yönetimi ile bağdaşmamaktadır.

İçme suyu havzaları; betonlaşmanın, nüfusun ve sanayinin baskısı altındadır. Meri mevzuatlarda içme suyu havzalarının mutlak ve kısa mesafe koruma kuşaklarında inşaatın yasaklanmasına karşın, havzaların bu mesafelerinde dahi yapılaşma mevcuttur.

Mega projelerle birlikte İstanbul`a su sağlayan birçok kaynak kullanılamaz hale getirilmiştir. Bu durum günlük gerekli temiz su miktarının altında tüketim yapan İstanbul halkını etkileyeceği gibi İstanbul ekosistemi açısından da bir kıyım yaratacaktır.

Sonuç olarak;

DB ve IMF tarafından desteklenen uluslararası şirketler tarafından dünya suları özelleştirilerek kâr eldesi sağlanmaktadır. Bu şirketler suyu doğal yaşam döngüsü için gerekli doğal ve sosyal  bir kaynak olarak değil, pazar mekanizmalarıyla yönetilecek ekonomik bir kaynak olarak görmektedirler.

Çok uluslu şirketlerin su yönetimine ilişkin pratik durum incelendiğinde ise görülmektedir ki, suyun özelleştirilmesiyle birlikte suyun yerel kullanıcılara maliyeti artıyor buna bağlı olarak şirketlerin karşarı artıyor; su kalitesinde düşüş görülüyor ve su kaynakları sömürelerek  doğadan ve halktan koparılıyor.

Küresel İklim Değişikliğinin de etkisi göz önünde bulundurulursa su sorunu önümüzdeki yüzyılın başat sorunu olacaktır.

Mevcut su kaynaklarının korunması, iletim hatlarındaki su kayıplarının önlenmesi, su kaynaklarını tahrip edecek projelerden vazgeçilmesi, kentlerdeki nüfusun ve yapılaşmanın kontrol altında tutulması su geleceğimiz açısından hayati önem taşımaktadır.

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak bizler suyu bir insan hakkı olarak değil, doğal yaşam hakkı olarak benimsiyoruz. Suyun metalaştırılmasını, özelleştirilmesini kabul etmiyoruz. Ekosistemi kendi döngüsünü sağlayamayacak raddeye getiren tüm rant ve talan projelerin karşısında olduğumuzu belirterek su havzalarının korunması ve tüm canlılar için yeterli miktarda suya erişim hakkının tanınması için mücadele edeceğimizi duyuruyoruz.

TMMOB

Çevre Mühendisleri Odası

İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu

 

 

 

 

Okunma Sayısı: 292
Fotoğraf Galerisi