ANA SAYFAAna Sayfa   BİZE ULAŞINİletişim Bilgileri   BAĞLANTILARBağlantılar   SİTE HARİTASISite Haritası   SİTE İÇİ ARAMASite İçi Arama          ENGLISHEnglish        Üye Girişi

     13 ARALIK 2017 , ÇARŞAMBA

 

Çalışma Raporu

Gazete Pedi

Yayınlar

Gazete ÇMO

Gazete ÇMO
SAYI: 2017/Nisan

Tüm Sayılar »

 
 

Çevre Bilim ve Teknoloji

Çevre Bilim ve Teknoloji
SAYI: 2017/Mart 1

Tüm Sayılar »

 
 

Öğrenci Bülteni

Öğrenci Bülteni
SAYI: Ocak-Şubat 2012 2

Tüm Sayılar »

 
 

 
 » KİTAPLAR

 
KURAKLIK VE SU KANUNU ÇALIŞTAYI

Tüm Kitaplar »

 
 

ÇEVREYE KARŞI SUÇLAR

    Yayına Giriş Tarihi: 03.06.2009  Güncellenme Zamanı: 27.06.2011 10:36:36  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

 

* Bu makale Memleket Mevzuat dergisinin Eylül-Ekim 2008 (Sayı:39-40) sayısında yayınlanmıştır: http://www.yayed.org.tr

Yılmaz Kilim

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası

 

Son dönemde yaşanan kuraklıkla beraber suyun yaşamsal önemini her gün biraz daha iyi anlıyoruz. Yapılan tahminlere göre önümüzdeki 20 yıl içinde, ülkemizdeki nüfus, 87 milyona ulaşacak, yıllık kişi başına düşen su rezervi ise 1042 m3olacaktır. Bu rakam, su fakiri olarak tanımlanan ülkelerdeki yıllık kişi başına düşen su miktarına yakın bir değerdir.

Görülen o ki zaten kıt olan su kaynaklarımızı daha iyi korumalı ve yönetmeliyiz. Artan kullanım miktarlarıyla mevcut su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen gün artmakta, su kaynaklarımız yerleşim yerlerinden ve endüstriyel tesislerden kaynaklanan atıklarla hızla kirlenmekte ve kullanım olanağı azalmaktadır. Diğer taraftan ise Türk Ceza Kanunu ve Çevre Kanunu‘nda bu konudaki hükümler gerektiği gibi uygulanmamaktadır.

Hatırlanacağı gibi 2004 yılında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu TBMM‘de kabul edildi ve 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlükten kaldırıldı. Yeni Türk Ceza Kanunu‘nun (TCK) 181., 182. ve 184. maddeleri hariç diğer hükümleri (önce "1 Nisan 2005 tarihinde" ifadesi vardı ama 5328 Sayılı Kanun ile değiştirildi) 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girdi.

Kanunun uygulamasındaki farklılıklardan biri olarak "Çevreye Karşı Suçlar" ile ilgili 181 ve 182. maddeler "Yürürlük" ile ilgili 344-b maddesi gereğince "yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra" yürürlüğe girdi. Kanun tasarısının komisyonlardan TBMM Genel Kurulu‘na gelene kadar iktidar ve muhalefet partileri arasında bir uzlaşma gözlenmiş olup Tasarının Genel Kurulda görüşülen halinde de başlangıçta böyle bir farklılık ön görülmüyordu. Tasarının TBMM Genel Kurulundaki görüşmeleri iktidar partisinin olağanüstü toplantı çağrısı ile başlanmıştı. Yürütme ve yürürlük ile ilgili son maddelere gelindiğinde ise Adalet Komisyonu tarafından Tasarı geri çekildi.

AB uyum çalışmaları gerekçe gösterilerek Türk Ceza Kanunu görüşmelerini tamamlamak üzere TBMM Genel Kurulu 26 Eylül 2004 günü tekrar olağanüstü toplandı. Ancak görüşmeler sırasında yürürlük ile ilgili 344. maddenin Komisyon tarafından değiştirildiği görüldü. İktidar partisine mensup milletvekilleri değişikliğin belediye başkanları lehine olduğunu savunurken, muhalefet partisine mensup milletvekilleri değişikliğin arıtma tesisine sahip olduğu halde bunları çalıştırmayan sanayi kuruluşlarına iki yıl daha çevreyi kirletme imkanı sunacağını savundu.

181 ve 182. maddelerin iki yıl sonra yürürlüğe girmesinin belediye başkanlarının lehine bir düzenleme olduğu dönemin Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe tarafından 29 Eylül 2004 tarihli gazetelere yansıyan açıklamaları ile de dile getirildi. Çevre ve Orman Bakanının yorumuna göre Türk Ceza Kanunu‘nun bu maddelerinin yürürlüğe girmesi durumunda arıtma tesisi veya tekniğine uygun çöp depolama alanları olmayan 3.200 belediyenin başkanlarının hapis cezası ile yargılanmasını gerektiriyordu. Gerçekten de 2004 yılı itibariyle 3.225 belediyeden sadece 269‘unda 165 tesis ile atıksu arıtma hizmetinin verildiği ve sadece 16 adet düzenli çöp depolama tesisinin bulunduğu dikkate alındığında bütün belediyelerde bu hizmetlerin gerçekleştirilmesinin teknik ve finansal bakımdan zaman alacağı çok açıktı. Diğer taraftan çevreye karşı suçların tanımlandığı 2872 Sayılı Çevre Kanununun 1983 yılından beri yürürlükte olması ise çevresel hizmetlerin uzun süre ihmal edildiği gerçeğini ortadan kaldırmıyordu.

Nihayetinde Türk Ceza Kanunu‘nun 12.10.2004 tarihli Resmi Gazete‘de yayınlanması ile belediyeler, organize sanayi bölgeleri ve endüstriyel tesislerin atıksu arıtma, atık bertarafı gibi sorunlarını çözmeleri için iki yıllık geri sayım süreci başlamış oldu. 1983 yılında yürürlüğe giren Çevre Kanunu‘na rağmen bugüne kadar yürütülen çevre politikaları dikkate alındığında yaklaşık 3.200 belediyenin bu kadar kısa bir sürede çevresel altyapı yatırımlarını tamamlamasını beklemek elbette gerçekçi bir beklenti değildi. Mevcut teknik ve finansal olanaklarla bunu sağlamak da mümkün görünmüyordu. 12.10.2006 tarihinde TCK 181 ve 182. maddelerinin nasıl uygulanacağı daha çok merak konusu olmuştu.

12.10.2006 tarihi için geri sayım devam ederken 2006 yılının Nisan ayında İstanbul-Tuzla-Orhanlı Beldesi sınırları içinde yerleşim yeri içinde gömülü olarak bulunan tehlikeli atık varilleri gündemi uzun süre işgal etti. Tuzla‘nın Orhanlı beldesinde bulunan varillerle ilgili olarak Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde açılan dava 13/12/2006 tarihli ikinci celsede sonuçlandı. 640 varil ve 2 bin torbalı atığı gömdürdükleri iddiasıyla 5 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Unifar Kimya‘nın 3 yetkilisi ile varilleri gömdükleri belirtilen 4 kişi, "fiilin suç tarihi itibariyle ‘suç‘ olarak tanımlanmadığı" gerekçesiyle beraat etti.

Tuzla‘da ortaya çıkan varillerin yarattığı tartışma Türk Ceza Kanunu‘nun 181 ve 182. maddelerinin yürürlülüğe girmesinin gecikmesi üzerine yoğunlaşmak yerine Çevre Kanunu‘nun yetersiz olduğu noktasına getirildi. Çözüm olarak sunulan Yeni Çevre Kanunu ise 2872 Sayılı Çevre Kanunu‘nda değişiklik yapılmasından ibaretti.

Kamuoyuna "Yeni Çevre Kanunu" olarak duyurulan 5491 Sayılı Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 1983 tarihinde yürürlüğe giren 2872 Sayılı Çevre Kanunu‘nda değişiklikler öngörüyor, çevre yönetimi açısından yeni bir yaklaşım taşımıyordu. Kirleten-kullanan öder ilkesinin korunduğu ve hatta daha belirgin hale getirildiği Kanun‘da idari para cezalarındaki artış dikkat çekiyordu. Üstelik Kanuna eklen Geçici Madde 4 ile 1983 yılından beri Çevre Kanunu‘na göre suç işleyen belediye ve sanayi kuruluşlarına ek süreler tanınıyordu.

Böylece Türk Ceza Kanunu‘nun 181 ve 182. maddelerinin 12/10/2006 tarihinde uygulanabilmesi için suçun tespitinde başvurulacak Çevre Kanunu 13 Mayıs 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5491 Sayılı Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değiştirilmiş oldu. Af niteliği taşıyan Çevre Kanunu‘nun Geçici 4. maddesinden faydalanmak için "atıksu arıtma ve evsel nitelikli katı atık bertaraf tesisini kurmamış belediyeler ile, halihazırda faaliyette olup, atıksu arıtma tesisini kurmamış organize sanayi bölgeleri, diğer sanayi kuruluşları ile yerleşim birimleri, bu tesislerin kurulmasına ilişkin iş termin plânlarını bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Bakanlığa" sunmaları gerekiyordu. Bu durumda Türk Ceza Kanunu‘nun 181 ve 182. maddelerinin uygulanması 13 Mayıs 2007 tarihine kadar bir kez daha ertelenerek işlevsiz hale getirilmiş oldu. Ayrıca bu süre içinde iş temrin planı sunan sanayi tesislerine ilave olarak 2 yıl da işletmeye alma için süre tanınmaktadır. Belediyeler için ise nüfusa göre 3 ile 10 yıl arasında değişen ilave işletmeye alma süreleri belirlenmiştir. Ancak organize sanayi bölgeleri, diğer sanayi kuruluşları ile yerleşim birimleri 13 Mayıs 2007 tarihine kadar iş temrin planlarını Çevre ve Orman Bakanlığına sunmamaları durumunda Geçici 4. madde‘de verilen işletmeye alma süreleri beklenmeden yine madde‘de belirtilen idari para cezalarının uygulanması gerekmektedir. Bu durumda Çevre ve Orman Bakanlığının sorumluluğu sadece idari para cezasını uygulamak olmamalı, Türk Ceza Kanunu‘nun 181 veya 182. maddelerine göre suç teşkil edebileceğinden konuyu yargı organlarına da iletmesi beklenir.

Çevre ve Orman Bakanlığı‘na 19.08.2008 tarih ve 134871 başvuru sayılı kişisel bilgi edinme başvurusu ile yasal süresi içinde iş termin planlarını sunan belediye, OSB, sanayi kuruluşları ve yerleşim birimleri sayısı ile sunmayan belediyeler, OSB, sanayi kuruluşları ve yerleşim birimleri hakkında yapılan işlemler neler olduğu sorulduğunda;

"Ülkemizde bulunan 3225 belediyeden 1761‘i Çevre Kanunu‘nda verilen sürelerden faydalanmak için İş Termin Planlarını Bakanlığımıza sunmuştur.  İş Termin Planı vermeyen belediye sayısı 581 dir. İş Termin Planlarının takibi ilgili İl Çevre ve Orman Müdürlüklerince yapılmaktadır.

Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kurulu 2008 verilerine göre, ülkemizde hükmü şahsiyet kazanmış 251 adet OSB bulunmaktadır. Bunlardan 131 adet OSB tamamlanarak faaliyete geçmiş durumdadır. Bu bölgelerden 36 tanesinde arıtma tesisi mevcut olup, 14 OSB ise atıksu arıtma tesisi ile sonuçlanan belediye kanalizasyona bağlıdır. Toplam olarak 50 adet OSB atıksu arıtma tesisi hizmetinden faydalanmaktadır. 18 OSB proje ve 4 OSB inşaat aşamasındadır. Faaliyette olan 50 civarında OSB‘nin içerisinde ise sınırlı sayıda sanayi tesisi bulunmakta ve doluluk oranı düşüktür.

2872 sayılı Çevre Kanununun Geçici 4. maddedi gereği atıksu arıtma tesisi olmayan ve faal olan sanayi ve OSB‘ler Atıksu Arıtma Tesislerini 13 Mayıs 2009 tarihine kadar işletmeye almak zorundadırlar."

yanıtı alınabilmiştir. Verilen yanıt sadece atıksu arıtma tesisleri ile ilgili olup, "katı atık bertaraf tesisleri"ne yönelik bir yanıt alınamamıştır.

 

DEĞERLENDİRME:

13 Mayıs 2006 tarihinde yayınlanan 5491 Sayılı Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Geçici 4. maddesi bugüne kadar arıtma tesisi inşa etmeyen ve su kaynaklarımızı kirleten belediyeler, yerleşim yerleri, organize sanayi bölgeleri ve diğer sanayi tesisleri için bir bakıma af niteliği taşıyordu. Bu aftan yararlanmak isteyenler Kanun hükmüne göre bir yıl içinde iş temrin planı sunmaları durumunda inşaat ve işletmeye alma için de ek süre hakkı kazanmış olacaklardı. Fakat görülüyor ki;

1-      581 belediye bu fırsattan yararlanamamıştır. O halde söz konusu 581 belediye Türk Ceza Kanunu 181 ve 182. maddelerine göre şu anda suç mu işlemektedirler?

2-      Bilgi edinme başvurusuna verilen yanıttan faal durumdaki 81 adet OSB‘nde atıksu arıtma tesisi olmadığı ve iş temrin planı için başvuruda bulunmadığı dolayısıyla aynı şekilde Türk Ceza Kanunu‘na göre suç işledikleri anlaşılmaktadır.

3-      Bilgi edinme başvurusuna verilen yanıtta atıksu arıtma tesisi olmayan OSB‘lerin 13 Mayıs 2009 tarihine kadar atıksu arıtma tesislerini işletmeye almak zorunda olduğu belirtilmektedir. Fakat söz konusu tesisler iş termin planlarını sunmamışlarsa, 13 Mayıs 2009 tarihine kadar süre kazanmaları söz konusu olabilir mi?

4-      Bilgi edinme başvurusuna verilen yanıtta iş temrin planı sunan sanayi kuruluşlarından ise söz edilmemektedir. Dolayısıyla Türkiye‘de atıksu arıtma tesisi olmayan sanayi kuruluşu sayısı ile ilgili Çevre ve Orman Bakanlığı veri olmadığı kanaatine varılmıştır.

5-      Bilgi edinme istemine verilen yanıttan Çevre Kanunu Geçici 4. madde hükmü gereği idari para cezaları dahil bu konuda hiçbir işlem yapılmadığı kanaatine varılmıştır.

 

SONUÇ:

Atıksu arıtma ve evsel nitelikli katı atık bertaraf tesisini kurmamış belediyeler ile halihazırda faaliyette olup atıksu arıtma tesisini kurmamış organize sanayi bölgeleri, diğer sanayi kuruluşları ile yerleşim birimleri, bu tesislerin kurulmasına ilişkin iş termin planlarını 13 Mayıs 2007 tarihine kadar Çevre ve Orman Bakanlığa sunmayanlar Türk Ceza Kanunu‘na göre açıkça suç işlemektedirler. Dolayısıyla Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevre Kanunu‘nun Geçici 4. maddesi gereğince idari para cezası uygulamaları ile beraber durumu yargı organlarına bildirmek durumunda olmalıdır.

Başarılı bir çevre yönetimi için öncelikle belirgin bir çevre politikasına, hedef ve stratejilere ihtiyaç vardır. Kurumsal çevre yönetim araçlarına sahip olmadan sadece kanuni düzenlemelerle çevre sorunlarının çözülmesi mümkün değildir. Türkiye‘de çevre yönetimi konusunda mevcut kurumsal yapıların güçlendirilmesi gerekir. Hazırlanacak mevzuatın uygulanabilirliği bu kurumsal yapının gücüne bağlıdır.

Son dönemde yaşanan kuraklığa, zaten kıt olan su kaynaklarımız üzerinde artan baskıya ve kirliliğe rağmen Türk Ceza Kanunu ve Çevre Kanunu hükümlerin hala gerektiği gibi uygulanamıyor olması bizi geri dönüşü imkansız bir noktaya sürüklemektedir.

 

KAYNAKÇA:

1-      Türkiye Çevre Durum Raporu, Çevre ve Orman Bakanlığı Yayın No:5, Görsel Matbaacılık, Ankara-2007.

2-      12/10/2004 tarihli ve 25611 sayılı Resmi Gazete

3-      31/03/2005 tarihli ve 25772 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete

4-      TBMM Genel Kurul Tutanağı, 22. Dönem 2. Yasama Yılı 121. Birleşim 16/Eylül /2004 Perşembe (http://www.tbmm.gov.tr)

5-      TBMM Genel Kurul Tutanağı, 22. Dönem 2. Yasama Yılı 124. Birleşim 26/Eylül /2004 Pazar (http://www.tbmm.gov.tr)

6-      5237 Sayılı TCK. 181-184. Maddelerinde Yer Alan Çevreye Karşı Suçlar, Muhammet Murat Ülkü, Çorum Cumhuriyet Savcısı (http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/)

7-      Çevre Suçları, Şenol YILMAZ, Edirne Cumhuriyet Başsavcısı (http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/)

8-      Türk Ceza Kanunu Madde Gerekçeleri (http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/)

9-      Tuzla (Orhanlı Beldesi) İlçe Sınırları İçerisinde Toprağa Gömülmüş Tehlikeli Kimyasallar İçeren Variller İle İlgili Rapor (http://www.cmo.org.tr)

 


Okunma Sayısı: 1662

Tüm MAKALELER »

Key İnternet Hizmetleri Ltd. Şti.