ANA SAYFAAna Sayfa   BİZE ULAŞINİletişim Bilgileri   BAĞLANTILARBağlantılar   SİTE HARİTASISite Haritası   SİTE İÇİ ARAMASite İçi Arama          ENGLISHEnglish        Üye Girişi

     17 EKİM 2017 , SALI

 

Çalışma Raporu

Gazete Pedi

Yayınlar

Gazete ÇMO

Gazete ÇMO
SAYI: 2017/Nisan

Tüm Sayılar »

 
 

Çevre Bilim ve Teknoloji

Çevre Bilim ve Teknoloji
SAYI: 2017/Mart 1

Tüm Sayılar »

 
 

Öğrenci Bülteni

Öğrenci Bülteni
SAYI: Ocak-Şubat 2012 2

Tüm Sayılar »

 
 

 
 » KİTAPLAR

 
KURAKLIK VE SU KANUNU ÇALIŞTAYI

Tüm Kitaplar »

 
 

TÜRK HUKUKUNDA ÇEVRE SUÇLARI

    Yayına Giriş Tarihi: 03.06.2009  Güncellenme Zamanı: 27.06.2011 10:33:15  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

 

Bu makale Adalet Dergisinin 15. Sayısında yayınlanmıştır: http://www.yayin.adalet.gov.tr/15_sayi.htm

Harun Mert
Baskil Cumhuriyet Savcısı

I. Giriş

Sanayi ve teknolojinin gelişmesi ve kontrolsüz bir şekilde dünyanın her yanına yayılması ile hızlı nüfus artışı çevre tahribatını da beraberinde getirmiş­tir. Bugün küresel sorunların en başında yer alan ve insan sağlığı ve geleceği ile hayvan ve bitki türlerinin nesillerini sürdürmeleri için büyük tehlike arz eden çevre sorunları, hava, su, toprak gibi çevre unsurlarının kirlenmesi, orman alanlarının daralması, çölleşme, erozyon, ozon tabakasının delinmesi ve iklim değişikliği gibi olumsuz sonuçlarıyla hayatın her alanında giderek artan bir şekilde kendisini hissettirmektedir.

 

İnsan ve Çevresi Konferansı" düzenlenmiş, 1992 yılında da yine Birleşmiş Milletler tarafından Rio‘da "Çevre ve Kalkınma Konferansı" ger­çekleştirilmiştir.[518] Çevre tahribatının insan ve diğer canlılar için giderek büyük bir tehlike haline gelmeye başlaması, dünya çapında çevrenin korunmasına yönelik deği­şik tedbirlerin alınmasına ve bu amaca yönelik uluslararası işbirliği girişimle­rine yol açmıştır. Bu amaçla Birleşmiş Milletler tarafından 1972 yılında Stock­holm‘de "

Bunların haricinde 1950‘li yıllardan itibaren pek çok ülkede çevrenin ko­runmasına yönelik hukuki düzenlemeler yapılmış, bu düzenlemelerle birlikte aynı amaca yönelik olarak gerçekleştirilen uluslararası sözleşmeler bağımsız bir hukuk dalı olarak "çevre hukuku"nun doğmasına ve gelişmesine yol açmıştır.[519]

Çevrenin korunması alanında önceleri idare hukuku ve özel hukuk dü­zenlemeleri uygulamaya konulmuş, ancak bu çeşit düzenlemelerin zorlayıcılık mekanizmaları kuvvetli olmadığı için çevre sorunlarının çözümünde yeterli olmadığı ve çevre sorunlarının hızla büyümeye devam ettiği anlaşılmış, bu ne­denle çevreye yönelik ihlallerin önlenebilmesi için, zorlayıcılık mekanizmaları kuvvetli olan, hak ve hürriyetlere sınırlamalar getirebilen ve bu nitelikleriyle toplum düzenini sağlamada daha etkili bir işleve sahip olan ceza hukukunun yardımına ihtiyaç duyulmuştur. Böylece çevreyi kirletme ve bozma fiilleri pek çok ülkede suç olarak düzenlenmiş ve bu suçları işleyenlere de eylemin niteli­ğine göre değişen çeşitli cezalar verilmesi öngörülmüştür.[520]

Doktrinde çevrenin ceza hukuku vasıtasıyla korunması hususunda görüş farklılıkları ortaya çıkmış, bir kısım hukukçular çevrenin korunması için siyasi, idari ve iktisadi yönden alınacak önlemlerin yeterli olduğunu ve ceza hukuku­nun bu alana hiç girmemesi gerektiğini, bir kısmı da ceza hukuku müeyyidele­rinin çevreyi kirletme ve bozma fiillerini önlemede yeterli olmayıp çevre suçu faillerini cezalandırmak suretiyle yalnızca toplumu ve suç mağdurlarını manevi olarak memnun ettiğini ileri sürerek çevrenin korunmasında ceza hukuku vası­talarından yararlanılmasına olumsuz bakmışlardır. Bu konuda doktrindeki ve uygulamadaki hakim görüş ise, sadece kendi çıkarlarını esas alıp toplum düze­nini ve menfaatlerini gözetmeyen kişilerin çevreyi kirleten ve bozan fiillerini önlemek ve bunun için failleri cezalandırmak gerektiği, bu nedenle kişi hak ve hürriyetlerini koruyan ceza hukukunun insan hayatı için vazgeçilmez bir ihtiyaç olan sağlıklı ve temiz bir çevreye sahip olma hakkını da kapsamına alması ge­rektiği yönünde gerçekleşmiştir.[521]

Ceza hukukunun suç işlenmesini asgariye indirmek veya tamamen kal­dırmak olan genel fonksiyonu ve amacı ile bunları gerçekleştirmek için öngör­düğü müeyyideler dikkate alındığında, çevre unsurlarına zarar verenlere ve çevreyi kirletenlere ceza hukuku mekanizmalarının uygulanmasının çevrenin korunmasında önemli bir işlev göreceği anlaşılacaktır. Zira ceza hukuku sırf müeyyide tatbik etmek için çevre korumaya yönelik emir ve yasakları kabul etmiş değildir. Ceza hukukunun esas hedefi, çevre suçlarının işlenmesini önle­mektir. Çevre suçlarının toplum üzerinde meydana getireceği olumsuz netice­lerden ceza hukukunun önleyici fonksiyonu yoluyla önceden kurtulmak müm­kün olabilecektir.[522]

Çevrenin korunmasında ceza hukukundan yararlanılmaya başlanmasıyla birlikte, pek çok ülkede çevre suçlarına karşı hürriyeti bağlayıcı cezalar ile adli para cezaları uygulamaya konulmuş, bunun yanında "idari suç" olarak kabul edilen bir kısım çevre ihlalleri için de idari cezalar öngörülmüştür. İdari suçlara karşı uygulanan idari cezalar ise para cezaları, faaliyeti durdurma, işyerini ka­patma, reklam yasağı, vergi ve teşvik kolaylıklarından yararlandırmama, el koyma, meslekten men, üretim sürecini değiştirmeye zorlama, ruhsatların ge­çici veya sürekli şekilde geri alınması gibi cezalardır.[523]

II. Kanuni düzenlemelerde çevre suçları

Türkiye‘de 1970‘li yılların başından itibaren meydana gelen hızlı nüfus artışı ve kırsal alanlardan büyük şehirlere göç ile enerji, endüstri, ulaşım ve turizm alanlarında yaşanan hızlı büyüme çevre sorunlarının artışını da berabe­rinde getirmiş, bu gelişmelerin sonucu olarak çevre kirliliği ile mücadele ama­cına yönelik ulusal politikalar geliştirilmesi ve hukuki düzenlemeler yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede 1982 Anayasasının 56‘ncı maddesi ile getirilen "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." şeklindeki hüküm ile çevre hakkı ve çev­renin korunması anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu anayasal düzenle­menin ardından 1983 yılında 2872 sayılı Çevre Kanunu yürürlüğe konulmuş, bunun ardından çevre ile ilgili başka yasal düzenlemeler de yapılmıştır.

Şüphesiz, Türk hukuk mevzuatında daha önce de çevreyi korumaya yö­nelik düzenlemeler yer almıştır. Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyetinin kurulu­şundan itibaren birbiri ardına yürürlüğe giren 442 sayılı Köy Kanunu, 618 sa­yılı Limanlar Kanunu, 743 sayılı Türk Medenî Kanunu, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 818 sayılı Borçlar Kanunu, 1580 sayılı Belediye Kanunu, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıha Kanunu, 2510 sayılı İskan Kanunu, 3167 sayılı Kara Avcı­lığı Kanunu, 6831 sayılı Orman Kanunu, 6968 sayılı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 1380 sayılı Su Ürünleri Ka­nunu ve 1710 sayılı Eski Eserler Kanunu gibi bir kısmı halen yürürlükte olan kanuni düzenlemeler doğrudan ya da dolaylı olarak çevrenin korunması ama­cına yönelik hükümler içeren ve bir kısmı da cezai müeyyideler öngören dü­zenlemelerdir. Bunların yanında 1961 Anayasasında da dolaylı olarak çevrenin korunmasına yönelik hükümlere yer verilmiştir.

Bu düzenlemelerin hakkıyla kullanılmış olmaları şartıyla o dönemin çevre sorunlarını çözmeye yetecek nitelikte hükümler olduğunu söylemek mümkündür. Ancak bu yasal düzenlemelerde "çevre" deyimine yer verilme­miştir ve Türk hukuk mevzuatında 1980‘li yıllara kadar çevre sorunları ve çevre koruması, genel sağlık politikalarının bir unsuru olarak görülmüştür.[524]

Bu nedenle 1982 Anayasasının 56‘ncı maddesi doğrudan "çevre" deyi­minin kullanılması, 2872 sayılı Çevre Kanunu da çevre ile ilgili doğrudan hü­kümleri içeren ilk özel kanun olması bakımından önem taşımaktadır. Bununla birlikte aynı yıllarda 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Ka­nunu, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu yürürlüğe konulmuş, 1985 yılında 3194 sayılı İmar Kanunu, 1990 yılında ise 3621 sayılı Kıyı Kanunu çıkarılmıştır.

Bu yasal düzenlemelerde çevreyi düzenleyici ve koruyucu hükümlere yer verilmekle birlikte, çevreye yönelik bir kısım ihlaller suç sayılmış ve suç teşkil eden eylemler adli ve idari yaptırımlara bağlanmıştır.

Aşağıda çevrenin korunmasına yönelik Türk kanunlarında yer alan dü­zenlemeler ve uygulanacak cezalar incelenecektir. Kanunlarda öngörülen para cezaları sık sık değiştiğinden ve bu çalışma uygulamaya yönelik olmaktan zi­yade çevre suçları konusunda bütüncül bir fikir verme amacı taşıdığından para cezalarının miktarına değinilmeyecek, yalnızca cezaların niteliği (idari para cezası, hafif ya da ağır para cezası olup olmadığı) belirtilecektir.

1. Türk Ceza Kanunu

1926 yılında yürürlüğe giren 765 sayılı Türk Ceza Kanununda çevre ile doğrudan ve dolaylı ilgili bazı hükümlere yer verilmiştir. Bu çerçevede "Umu­mun Sıhhatine, Yenecek ve İçilecek Şeylere Müteallik Cürümler" başlığı al­tında yer alan 394‘üncü maddenin doğrudan çevrenin korunmasına yönelik olduğu söylenebilir. Bu maddede, halkın içeceği sulara ve yiyeceği veya içeceği her çeşit şeylere zehir katarak ve sair suretle bozarak halkın sağlığını tehlikeye dü­şüren kimselerin beş yıldan onbeş yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırıla­cağı öngörülmüştür. 399‘uncu maddede ise bu fiillerin taksirle işlenmesi ha­linde altı aydan iki yıla kadar hapis ve ağır para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir.

Kanunun 521‘inci maddesinde, gereksiz yere başkasına ait bir hayvanı öldü­ren veya işe yaramayacak hale koyan kimselere hayvan sahibinin şikayeti üze­rine dört aya kadar hapis ve ağır para cezası verileceği hüküm altına alın­mıştır.[525]

TCK‘nın "Kabahatler" bölümünde yer alan 546‘ncı maddesinde ise, alı­şılmı­şın dışında gürültü veya bağrışma ile çan ve benzeri aletler çalarak ya da kanun ve diğer düzenlemelere aykırı bir şekilde gürültülü bir meslek ve sanat yaparak halkın işgücü ve huzurunu bozan kimselere hafif para cezası öngörül­mek suretiyle gürültü kirliliği cezalandırılmıştır.

558‘inci maddede, halkın gelip geçeceği yerlere veya birkaç ailenin ortak avlusuna insanı yaralayacak veya üstünü kirletecek bir şey atan veya döken kimselere on güne kadar hafif hapis veya hafif para cezası verileceği, 559‘uncu maddede de gerekli önlemleri almadan halkın geçtiği caddeler ve sokaklar üze­rindeki pencerelere, damlara, taraçalara veya buna benzer yerlere, düşmesi ha­linde gelen geçenleri yaralayacak veya kirletecek şeyleri koyan veya atanlara hafif para cezası verileceği hüküm altına alınmıştır.

Bu maddelerin dışında TCK‘da dolaylı olarak çevrenin korunması ama­cına yönelik düzenlemeler de mevcuttur.

"Ammenin Selameti Aleyhine Cürümler" başlığı altında yer alan 369‘uncu maddede ve müteakip maddelerde bu nitelikte hükümler yer almakta­dır. 369‘uncu maddede bir binaya ve sair inşaata ve henüz biçilmemiş veya biçilmiş mahsu­lata veya hububata veya erzak yığını ya da ambarına ateş verip kısmen veya tamamen yakan kimselerin, 372‘nci maddede de bu yerleri tama­men veya kısmen tahrip etmek maksadıyla lağım, torpil ve bu gibi patlayıcı maddeler koyan veya patlatan kimselerin, 374 ve 375‘inci maddelerde ise kas­ten ve taksirle su basma­sına sebep olan kimselerin hapis ya da ağır hapis ceza­sıyla cezalandırılacağı öngörülmüştür. 377‘nci maddede gemilere veya bu gibi su yüzünde yüzen yapılara ateş verip yakmak ve kasten bunların batmasına sebep olmak üç seneden on seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılmıştır. 383‘üncü maddede ise taksirle yan­gına, infilaka, batmaya ve deniz kazasına ya da genel bir tehlikeye yol açan tahribata sebep olunmasının otuz aya kadar ha­pis ve ağır para cezası ile ceza­landırılacağı hüküm altına alınmıştır.

TCK‘nın 516 ve müteakip maddelerinde yer alan ızrar suçları da mahi­yetleri itibariyle çevrenin korunması amacına yönelik düzenlemelerdir. 516‘ncı maddenin ilk fıkrasında her ne şekilde olursa olsun başkasının taşınır ya da taşınmaz malını yıkan, yok eden, bozan ya da bunlara zarar veren kişilerin bir yıldan üç yıla kadar hapis ve ağır para cezası ile cezalandırılacağı, müteakip fıkralarda ise bu eylemin kamuya ya da kamu hizmetine veya bir din ve mezhe­bin ibadetine ayrılmış yapılar ile bunların eklentilerine ya da askeri yapılar, depolar, tersaneler, fabrikalar, gemiler ya da anıtlar veya heykeller veya eski yapıtlar ya da mezarlık ve eklentileri; seller veya felaketlere karşı korumak amacıyla yapılmış yapılar; kanal veya sulamaya ait her türlü doğal veya yapay su yatakları; dikilmiş bağ çubukları ya da meyveli ağaç veya fidanlar ile gezi yerlerindeki ağaçlar üzerinde işlenmesi durumunda cezanın ağırlaştırılacağı öngörülmüştür. 518‘inci maddede ise bir başkasının arazisine ya da bağ ve bah­çe­sine haksız olarak hayvan sokarak zarar meydana getiren kimselerin hapis ce­zası ve ağır para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir.

Bunların yanı sıra, yetkili makamlar tarafından adli işlemler dolayısıyla ya da kamu güvenliği ve kamu düzeni veya genel sağlığın korunması düşünce­siyle kanun ve nizamlara uygun olarak verilen buyruğu dinlemeyen veya bu yolda alınmış önleme uymayanların, eylem ayrı bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan altı aya kadar hafif hapis ve hafif para cezası ile cezalandırılmalarını öngören TCK‘nın 526‘ncı maddesinin de çevrenin korunması amacına yönelik olarak uygulanması mümkündür. Zira çevrenin kirletilmesi ve bozulması, kamu düzenini, kamu güvenliğini ve genel sağlığı olumsuz yönde etkilemektedir. Zararlı atıkların denizlere ve boş arazilere boşaltılması, toprağın fiziksel ve kimyasal yapısının çeşitli yöntemlerle zarara uğratılması, hayvanların gereksiz yere avlanması ve yangınlar çevreyi olumsuz yönde etkileyen nedenlerden ba­zıları olarak gösterilebilir. Bu nedenle yetkili makamların çevre koruma ama­cıyla alacakları tedbirlere ve verecekleri emirlere uymayanlar hakkında TCK‘nın 526‘ncı maddesi uygulanabilecektir.[526]

Bu düzenlemelere rağmen, TCK‘nın bugünkü haliyle çevre suçu tarifleri bakımından yeterli olduğu söylenemez. Zira kanunda çevrenin korunmasına yönelik derli toplu bir düzenleme yapılmamıştır ve ağır nitelikteki çevre kir­letme fiillerini suç sayan düzenlemeler mevcut değildir. Çevrenin korunmasına yönelik olarak nitelendirilebilecek hükümler kanunda dağınık bir şekilde yer almış ve yerine göre kişiye karşı veya mala karşı işlenen suçlar için öngörülmüş olan koruma amacının "arkasında" tutulmuş, birkaç örneğin dışında çevresel değerlerin korunması ikincil (tali) amaç olmuştur.[527] Kanunun yürürlüğe konul­duğu dönemlerde ciddi çevre sorunları söz konusu olmadığı için bu tip düzen­lemelere çok büyük ihtiyaç duyulmamış ise de, çevre sorunlarının giderek art­tığı 1970‘li yıllardan sonra kanunda ağır çevre ihlallerini suç sayan düzenle­melerin yapılmamış olması önemli bir eksiklik olarak kabul edilmelidir.

2. Umumi Hıfzıssıha Kanunu

1930 yılında çıkarılan 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıha Kanunu, kamu sağ­lığı ve çevre ile ilgili ayrıntılı hükümler içeren ilk kanuni düzenlemedir.

Kanun bulaşıcı ve salgın hastalıkları önlemek ve bunlara ortam hazırla­yan etkenleri bertaraf etmek amacıyla çıkarılmıştır. Bu çerçevede Sağlık Ba­kanlığının kamu sağlığının korunmasına yönelik görevleri ve teşkilatlanması ile il özel idareleri ve belediyelerin bu husustaki görevleri ayrıntılı olarak dü­zen­lenmiştir. Kanunda verem, sıtma, trahom gibi bulaşıcı ve salgın hastalıklarla mücadelenin yanı sıra, çocukların ve işçilerin sağlığının korunması, içilecek ve kullanılacak suların korunması, şehir ve kasabalarda sokakların temizlenmesi, lağım ve pis akıntıların akarsulara karışmasının önlenmesine ilişkin hükümlere yer verilmiş, halkın rahatını bozan "gayrisıhhi müesseseler"in tabi olacakları kurallar belirlenmiştir.

309 maddeden oluşan bu Kanunda, belirtilen hususların dışında kamu sağlığının korunmasına ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yapılmış, ayrıca vatan­daşlara sağlığın korunması hususunda çeşitli yükümlülükler getirilmiştir

Kanunun 282 ve 302‘nci maddeleri arasında ise ceza hükümleri düzen-len­miştir

282‘nci maddede, bu Kanunda yazılı olan yasaklara aykırı hareket eden­ler veya zorunluluklara uymayanlar hakkında, kanunda ayrıca bir ceza hükmü gösterilmediği ve fiilleri TCK‘nın daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, üç aydan altı aya kadar hafif hapis cezası ve hafif para cezası uygulanacağı, ayrıca fiilin işleniş şekli ve niteliğine göre failin suça vasıta kıldığı meslek ve sanatın yedi günden üç aya kadar tatiline ve aynı süre kadar işyerinin kapatıl­masına da hükmedilebileceği belirtilmiştir

Diğer maddelerde de kamu sağlığının korunması için alınacak önlemlere ve getirilen yükümlülüklere uymayanlara eylemin niteliğine göre değişen hapis ve hafif hapis cezaları ile ağır ve hafif para cezaları öngörülmüş, bunların bazı­larında ise cezai müeyyide açısından TCK‘ya atıfta bulunulmuş­tur

1972 tarihli 1627 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle bu Kanuna ekle­nen "ek 2‘nci madde" ile kanunun 69‘uncu maddesi gereğince alınmış olan tedbir-lerden çevre sağlığı ile ilgili olanlara uyulmaması halinde 303‘üncü maddede yazılı yetki­lilerce para cezası alınacağı öngörülmüş, idari para cezası niteliğin-deki bu ce­zaya karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde sulh ceza hâkimli­ğine iti­razda bulunulabileceği belirtilmiştir

Bu cezai müeyyidenin dayanağı olan 69‘uncu maddede bulaşıcı ve salgın bir hastalığın ortaya çıkması halinde sağlık memurlarının hemen gerekli ted­birlerin alınmasına ve bütün idari makamların bu tedbirlerin uygulanmasında yardıma mecbur oldukları ifade edilmiştir

3. Orman Kanunu

6831 sayılı Orman Kanunu çevrenin en önemli unsurlarından olan or­manları koruma amacına yönelik olarak 1956 yılında yürürlüğe konulmuştur[528]

Orman Kanununda, tabii olarak yetişen ve emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık topluluklarının yerleriyle birlikte orman sayılacağı belirtilmiş ve or­manların sınıflandırılması, idaresi, denetlenmesi ve korunmasına ilişkin ayrın­tılı düzenlemeler yapılmıştır. Kanunun 91 ilâ 114‘üncü maddeleri arasında da orman­lara karşı işlenen suçlara verilecek cezalar düzenlenmiştir

Kanunda düzenlenen suç ve cezaların pek çoğu adli suç ve cezalar, bir kısmı ise idari suç ve cezalardır

a. Adli suçlar ve cezalar

Orman Kanununda düzenlenen adli suçlar için eylemin ağırlığına göre değişen hafif hapis, hapis ve ağır hapis cezaları ile hafif ve ağır para cezaları öngörülmüştür

Kanunun 14‘üncü maddesinin A ve B bentlerinde, devlet ormanlarındaki ye­tişmiş fidanları kesmek, sökmek, ekim sahalarını bozmak, yaş ağaçların dalla­rını kesmek, dikili yaş veya kuru ağaçları kesmek veya bunları kökünden sök­mek ya da bunlara başka şekillerde zarar verici eylemlerde bulunmak yasak­lanmış, 91‘inci maddede de 14‘üncü maddede düzenlenen bu yasaklara aykırı eylemde bulunanların eylemin niteliğine göre değişen süre ve miktarda hapis cezası ve ağır para cezası ile cezalandırılacakları ifade edilmiştir

17‘nci maddede, devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istih­sal ve imarı ile ilgili olarak yapılacak her türlü bina ve tesisler dışında, her çeşit bina ve ağıl inşası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaklanmış, turizm alan ve merkezleri dışında kalan devlet ormanlarında kamu yararına olan her türlü bina ve tesisler için gerçek ve tüzel kişilere ilgili bakanlıkça bedeli karşı­lığı izin verilebileceği öngörülmüş, 93‘üncü maddede de 17‘nci maddede yasak edilen bu fiilleri işleyenlerin veya izne bağlı işleri izinsiz yapanların hapis ce­zası ile cezalandırılacakları ve her türlü mahsul ve tesislerin müsadere edileceği hüküm altına alınmıştır

76/b bendinde, ormanlarda izin verilen ve ocak yeri olarak belirlenen yerler dışında ateş yakmak veya izin verilen yerlerde yakılan ateşi söndürmeden mahalli terk etmek, 76/c bendinde ormanlara sönmemiş sigara veya yangına dolaylı olarak yol açabilecek madde atmak, 76/d bendinde ormanlara dört ki­lometre mesafede veya kanunun 31 ve 32‘nci maddeleri kapsamına giren köyle­rin hudutları içinde anız veya benzeri bitki örtüsü yakmak yasaklanmış, kanu­nun 110/1‘inci fıkrasında da bu yasaklara aykırı eylemde bulunanların hapis cezası ve ağır para cezası ile cezalandırılacakları ifade edilmiştir

110/2‘nci fıkrasında tedbirsizlik ve dikkatsizlik ile orman yangınına se­bebi­yet verenlere iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve ağır para cezası verile­ceği, 110/3‘üncü fıkrasında kasıtlı olarak orman yakanların on yıldan onbeş yıla kadar ağır hapis cezası ve ağır para cezası ile cezalandırılacağı hü­küm altına alınmış, 110/4‘üncü fıkrasında ise terör amacı ile devlet ormanlarını yakan ve bir örgüt mensubu olan kişilerin yirmi dört yıldan otuz yıla kadar ağır hapis cezası ve ağır para cezasına mahkum edileceği öngörülmüştür

Kanunun 111‘inci maddesinde, 3‘üncü madde ile orman rejimi altına alı­nan yer­lerde ve 23, 24 ilâ 25‘inci maddeler gereğince muhafaza ormanı ve milli park olarak ayrılmış ormanlarda, ormanlara müteallik suçları işleyenlere verile­cek cezaların iki misli olarak hükmolunacağı belirtilmiştir

b. İdari suçlar ve cezalar

6831 sayılı Orman Kanununda 1983 tarih ve 2896 sayılı ve 1988 tarih ve 3493 sayılı Kanunlarla yapılan değişiklikler ve ekler sonucunda ormanlara karşı yapılan bazı ihlaller için para cezası, faaliyeti durdurma, kapatma ve el koyma gibi idari cezalar öngörülmüştür[529]

91/6‘ncı fıkrasına göre 14‘üncü maddenin C ve D bentlerinde yazılı fiil­leri işle­yenler idari para cezası ile cezalandırılacaktır. Buna göre palamut, ıhla­mur çi­çeği, her çeşit orman örtüsü, mazı kozalağı, tıbbi ve sınai nebatları veya orman tohumlarını toplayıp götürmek ya da ormanlardaki göl, gölet, baraj ve derelerde dinamit atmak veya zehir bırakmak suretiyle avlanmak birer idari suç olup bunları işleyenlere para cezaları verilecektir

Kanunun 94/1‘inci fıkrasına göre 18‘inci maddede belirtilen ve yapılması izne bağlı fabrika, hızar ve şeritlerle, kireç, kömür, terebentin, katran, sakız, taş, kum, toprak ve buna benzer ocaklar ile balık üretme tesislerini izinsiz kuranlara para cezası verilecek ve bunların işletilmesi men edilecektir. Bu tesisler devlet ormanları içinde kurulmuş ise el konulacak ve el konulan malların mahkemece müsaderesine karar verilecektir. 94/2‘nci fıkrasına göre ise 14‘üncü maddenin E fıkrası hükmüne aykırı olarak, ticaret amacıyla olmaksızın kendi ihtiyacı için toprak, kum ve çakıl çıkaranlara para cezası verilecektir

95‘inci maddede 119‘uncu madde hükümlerine aykırı olarak ormanlara izinsiz hayvan sokanlarla, ormana başıboş hayvan girmesine sebep olanlara para cezası verileceği hüküm altına alınmıştır

92‘nci maddede, 16‘ncı madde gereğince ormanlarda izin olmadan açılan ma­den ocaklarının idarece kapatılacağı ve izinsiz maden ocağı açanların para ce­zası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Böylece idari makamlara para cezası vermenin yanında, ormanlarda izinsiz açılan maden ocaklarının faali­yetlerini derhal durdurma ve kapatma cezası verme yetkisi de tanınmış olmak­tadır. 92‘nci maddede izinsiz çıkarılan madenlere ve her türlü tesis ile alet, edevat ve nakil vasıtalarına idare tarafından el konulacağı, bu malların mahke­mece müsadere edileceği öngörülmüştür

Kanunun 111‘inci maddesine 3493 sayılı Kanunun 15‘inci maddesi ile eklenen 111/a maddesinde, kanunda mercii belirtilmemiş idari para cezalarının orman işletme şefleri tarafından verileceği belirtilmiş ve verilen idari para ce­zalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde yetkili sulh ceza mahkeme­sine iti­raz edilebileceği, itirazın, mahkemece zaruret görülmeyen hallerde evrak üze­rinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılacağı ve verilen karar­ların kesin olacağı belirtilmiştir[530]

Orman Kanununun 79‘uncu maddesine göre, orman memurları orman suçla­rına ilişkin delilleri bir zabıt ile tespit ve nakil vasıtaları ile suç aletleri ve suç mahsulü malları zapt ve icabında suç işleyenleri yakalamak yetkisine sa­hiptir­ler. Talep vukuunda polis, jandarma, köy muhtar ve bekçileri orman me­murla­rına yardıma mecburdurlar

4. Kara Avcılığı Kanunu

Çevrenin önemli unsurlarından olan hayvan neslinin korunması amacına yönelik olarak 1937 yılında çıkarılan 3167 sayılıKara Avcılığı Kanununda av hayvanları sınıflandırılmış, av zamanı, avlanma yerleri ve avlanma vasıtaları hakkında çeşitli düzenlemeler getirilmiş ve bu düzenlemelere aykırı eylemlerin cezalandırılacağı öngörülmüştür.Bu çerçevede Kanunun 21‘inci maddesinde tezkeresiz avlananlara ve avlan­dıkları zaman tezkeresini yanında bulundurmayanlara hafif para cezası verile­ceği, 22‘nci maddede de bu Kanun hükümlerine göre avlanması yasak olan hay­vanları ve belli edilen zamanlarda avlanılabilenleri bu zaman haricinde avla­yanlara avlanılan hayvanın cins ve miktarına göre hafif para cezası verile­ceği öngörülmüştür.23‘üncü maddede, her vakit avlanılabilenlerden başka hayvanların yavru ve yumurtalarını ve bunların her nevi bina, bağ ve bahçeler haricindeki yuvala­rını bozmayı yasaklayan 7‘nci madde hükmüne aykırı hareket edenlere hafif para ce­zası verileceği, bu suç özel olarak av hayvanları yetiştirmek üzere ayrı­lan yer­lerde işlendiği takdirde verilecek cezanın iki kat olarak hükmolunacağı belir­tilmiştir.Kanunun 24‘üncü maddesinde, şehir, kasaba ve köyler içinde, sahibinin rızası olmaksızın belediye ve köy sınırları içinde veya dışında içine girilmemesi için etrafı hendek veya sair herhangi bir suretle çevrilmiş veya ekilmiş yerlerle özel avlanma yerleri ve av hayvanı üretme yerleri, yoncalık veya bunun gibi yetişti­rilen çayırlarda muhafaza işareti konmuş çayırlar, bağ, bahçeler ve fidan­lık­larda, orman idaresinden izin almaksızın genel olarak ormanlarda avlanmayı yasaklayan 8‘inci madde hükmüne aykırı olarak bu yerlerde avlananlara hafif para cezası verileceği öngörülmüştür. 25‘inci maddede ise, 9‘uncu madde hükmüne aykırı olarak zehirle avla­nan­lardan hafif para cezası alınmakla beraber bu kişilerin ayrıca üç aya kadar hafif hapis cezası ile de cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.

5. Gecekondu Kanunu

Kentsel alanda ortaya çıkan nüfus yoğunlaşmasının yarattığı çarpık kentleşmeyi önlemek amacıyla 1966 yılında 775 sayılı Gecekondu Kanunu çıkarılmıştır. Kanunda, mevcut gecekonduların ıslahı, tasfiyesi, yeniden gece­kondu yapımının önlenmesi ve bu amaçlarla alınması gereken tedbirlerle ilgili düzenlemeler yapılmış, bu düzenlemelere aykırı davrananlar hakkında da cezai müeyyideler öngörülmüştür.[531] Ceza hükümlerini düzenleyen 37‘nci maddenin 1‘inci fıkrasında, bu Ka­nun hü­kümlerinden faydalanmak amacıyla yalan beyanda bulunan veya gerçeğe aykırı beyanname verenler ile bu Kanunun yayımından sonra belediye sınırları içinde veya dışında belediyelere, hazineye, özel idarelere veya katma bütçeli dairelere ait arazi ve arsalar üzerinde veya devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde izinsiz yapı yapanlar, yaptıranlar, bu gibi yapıları satanlar, bağışla­yanlar, rehin edenler veya diğer şekillerde devredenler ve bilerek devir ve satın alanlar hakkında, fiilin ağırlık derecesine göre 3 aydan 1 yıla kadar hapis ve ağır para cezası uygulanacağı, bu suçların tekerrürü halinde ise cezala­rın bir misli artırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemenin haricinde, kanunun çevre korunması yönünden önem taşıyan ve bir tedbir niteliğinde olan 18/1‘inci fıkrasında ise, belediye sınırları içinde veya dışında, belediyelere, hazineye, özel idarelere, katma bütçeli daire­lere ait arazi ve arsalarda veya devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde yapılacak, daimi veya geçici bütün izinsiz yapıların, inşa sırasında olsun veya iskan edilmiş bulunsun, hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın, belediye veya devlet zabıtası tarafından derhal yıktırılacağı belirtilmiştir

6. Su Ürünleri Kanunu

Kara ve deniz sularının kirlenmesiyle giderek bozulan ekolojik dengenin korunması amacına yönelik olarak 1971 yılında çıkarılan 1380 sayılı Su Ürün­leri Kanunu denizlerde ve iç sularda bulunan su ürünlerinin korunması, istihsali ve kontrolüne ilişkin düzenlemeler getirmiştir.Kanunda su ürünleri istihsal edecek gerçek ve tüzel kişiler için ruhsat tezkeresi alma zorunluluğu öngörülmüş, su ürünleri istihsal yerleri belirlenmiş ve bu yerlerin sınırlandırılmasına ilişkin esaslar tespit edilmiş, su ürünleri istih­salinin geliştirilmesi, teşviki ve himayesine yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca deniz suları ve iç suların kirlenmesini önlemek amacıyla birtakım ya­saklamalar getirilmiş, bu Kanundaki ve kanuna göre çıkarılacak yönetmelikler­deki[1] yasak, tahdit ve mükellefiyetlere aykırı hareket edenlere verilecek ceza­lar da kanunun 36‘ncı maddesinde gösterilmiştir. Kanunun 7‘nci maddesinde, genel, katma ve özel bütçeli idareler ile devletin ve kamu iktisadi teşebbüslerinin hüküm ve tasarrufu altında bulunan su ürünleri üreme ve istihsal yerlerinin doldurulması, kurutulması, kısmen veya tamamen şeklinin değiştirilmesi veya buralardan kum, çakıl, taş çıkarılması, taş, toprak, moloz ve benzeri maddelerin dökülmesi gibi üreme ve istihsale olumsuz tesir edebilecek teşebbüslerde bulunulmadan önce ilgili mercilerden izin alınmasının zorunlu olduğu belirtilmiş, 36/b maddesinde de bu fiilleri ilgili mercilerden izin almadan yapanların ağır para cezası ile cezalandırılacağı, ay­rıca çıkarılan kum, çakıl, taş ve benzeri maddelerin zapt ve müsadere edileceği hüküm altına alın­mıştır.Kanunun 36/c maddesinde, 19‘uncu madde hükümlerine aykırı olarak, içsularda bomba, torpil, dinamit, kapsül ve benzeri patlayıcı maddeler, öldürücü veya uyuşturucu maddeler, sönmemiş kireç ve ilgili bakanlığın müsaadesi alınmaksızın elektrik cereyanı, elektroşok ve hava tazyiki ile su ürünleri avla­yanların üç aydan altı aya kadar hapis cezası ve ağır para cezası ile, aynı ey­lemleri denizlerde gerçekleştirenlerin ise altı aydan iki seneye kadar hapis ce­zası ve ağır para cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür. 20‘nci maddede, su ürünleri veya bunları istihlak edenlerin veya kulla­nanla­rın sağlığına veyahut istihsal vasıtalarına malzeme, teçhizat, alet ve ede­vata zarar veren maddelerin iç sulara ve denizlerdeki istihsal yerlerine veya civarla­rına dökülmesi veya döküleceği şekilde tesisat yapılması yasaklanmış ve hangi maddelerin dökülmesinin yasak olduğunun yönetmelikte gösterileceği belirtil­miştir. 36/d maddesinde 20‘nci maddeye göre çıkarılacak yönetmelikteki yasak ve tahditlerle mükellefiyetlere riayet etmeyenlerin ağır para cezası ile cezalandırı­lacağı, suçun, fabrika, imalathane ve atölye gibi tesis sahipleri tara­fından işle­nildiği takdirde, ağır para cezasının artırılarak hükmolunacağı, ayrıca bu gibile­rin faaliyetlerinin durdurulmasına ve masrafları kendilerine ait olmak üzere tesislerinin zarar vermeyecek hale getirilmesine karar verileceği öngö­rülmüştür. 20‘nci maddeye aykırılık teşkil eden durumun kalktığı ilgili bakan­lıkça tespit edi­lerek mahkemeye bildirildiği takdirde, aynı mahkemece bu te­sislerin yeniden faaliyetine izin verileceği belirtilmiştir.22‘nci madde ile, ilgili bakanlıktan müsaade alınmadan akarsularda su ürünlerinin geçmesine veya yetişmesine engel olacak şekilde ağlar kurulması, bent, çit ve benzeri engeller yapılması yasaklanmış ve akarsular üzerinde ku­rulmuş ve kurulacak olan baraj ve regülatör gibi tesislerde su ürünlerinin geç­mesine mahsus balık geçidi veya asansörlerin yapılması ve bunların devamlı olarak işler durumda bulundurulması mecburiyeti getirilmiştir. 36/f maddesi ile de bu yasaklama ve mecburiyetlere aykırı hareket edenlerin, ağır para cezası ile cezalandırılacağı, ayrıca bu gibilerin faaliyetlerinin durdurulacağı ve masrafları kendilerine ait olmak üzere engellerin kaldırılmasına karar verileceği öngörül­müştür. Kanunun 23/a maddesinde, su ürünleri istihsalinde kullanılan istihsal va­sıtalarının haiz olmaları gereken asgari vasıf ve şartlar ile bunların kullanma usul ve esaslarının, 23/b maddesinde, sağlık, memleket ekonomisi, seyrüsefer, teknik, ilmi bakımlardan bölgeler, mevsimler, zamanlar, su ürünleri cinsleri, çeşitleri, ağırlık, irilik, büyüklük gibi vasıfları ve istihsali yasak olan su ürünle­rinden arızi olarak istihsal olunanların deniz veya iç sulara iadeleri veya bunlar için yapılacak sair muamelelerin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş, 36/g maddesinde de bu yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenlere ağır para cezası verileceği ve suç konusu su ürünlerinin zapt ve müsadere olunacağı hü­küm altına alınmıştır. 24‘üncü maddenin (a) fıkrasında iç sular, Marmara Denizi, İstanbul ve Çanak­kale Boğazlarında her çeşit trol ile su ürünleri istihsali yasaklanmış, aynı mad­denin (b) fıkrasında da kara sularımız dahilinde dip trolu ile su ürünleri istihsali şeklinin ayrı bir yönetmelikle düzenleneceği ve bu yönetmelik hü­kümlerine aykırı olarak dip trolu ile su ürünleri istihsalinin yasak olduğu belir­tilmiştir.  36/h maddesinde de 24‘üncü maddeye göre çıkarılan yönetmelikteki dip trole müteallik yasak ve tahditlere ve mükellefiyetlere aykırı hareket edenlerin, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile birlikte ağır para cezası ile cezalandırıla­cağı ve istihsal olunan su ürünlerinin zapt ve müsadere olunacağı öngörülmüş, tekerrür halinde iki misli ceza hükmolunacağı ve suç konusu su ürünlerinin istihsalinde kullanılan istihsal vasıtalarının zapt ve müsadere edile­ceği öngörülmüştür.

Bu nitelikteki yasalar arasında yer alan TCK‘da temel çevre ihlalleri suç olarak düzenlenmemiş, birkaç hüküm dışında doğrudan çevre ile ilgili hüküm­lere yer verilmemiş, dolaylı olarak çevre ile ilgili olan hükümler ise kanunda dağınık bir şekilde yer almıştır. Kanunun çıkarıldığı dönemlerde yoğun çevre kirliliği bulunmamakla birlikte, sanayileşme ve hızlı nüfus artışı sonucu çevre sorunlarının yoğunlaştığı dönemlerde kanunda bu yönde değişik­likler yapıl­mamış olması çevre ihlallerinin önlenmesi bakımından önemli bir eksiklik teş­kil etmiştir.

1982 Anayasasının 56‘ncı maddesi ile "çevre hakkı"nın kabul edilmesi­nin ardından 1983 yılında 2872 sayılı Çevre Kanunu çıkarılmış, bu Kanunla aynı dönemde yürürlüğe konulan diğer kanunlar ve bunlara bağlı olarak çıkarı­lan tüzük ve yönetmeliklerle birlikte çevre korunması daha etkin bir hale gel­miştir.

Bu gelişmelere rağmen, Türk mevzuatının çevre suçları yönünden yeterli olduğu söylenemez. Zira TCK‘da ve Çevre Kanununda çevre suçları konu­sunda toplu bir düzenleme yapılmamıştır ve her iki kanunda da ağır nitelikteki çevre kirletme fiillerini suç sayan düzenlemelere yer verilmemiştir.

Çevre Kanununda öngörülen suçlara verilecek para cezaları da caydırıcı nitelikte değildir. Bu bakımdan para cezalarının artırılması gerekmektedir. Ay­rıca Çevre Kanununda idari cezalara ağırlık verilerek, adli suçlara çok az yer verilmesi kanunun etkinliğini azaltan bir diğer etken olmuştur. Bunun yanında çevre ihlallerine ceza uygulayacak idari makamlar hususunda da yetki karma­şası söz konusudur.

Çevrenin daha etkin bir şekilde korunabilmesi ve çevreye yönelik ihlalle­rin önlenebilmesi için çevre suçları konusunda Türk mevzuatındaki dağınıklı­ğın giderilmesi, yetki karmaşasının ortadan kaldırılması ve idari cezalardan zi­yade adli cezalara ağırlık verilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan, özellikle ağır nitelikteki çevre kirletme fiillerine karşı adli suç ve cezaların Çevre Ka­nununda ya da TCK‘da "Çevreye Karşı Suçlar" başlığı altında düzenlenmesi yerinde olacaktır.

Yürütme organının bu konudaki tercihinin birincisinden yana olduğu gö­rülmektedir. Halen Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilgili komisyonlarında görüşülmekte olan Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Ta­sarısında çevre suçlarına karşı adli suçların kapsamı büyük ölçüde genişletil­mekte ve bir kısım ağır çevre ihlallerinin suç sayılması öngörülmektedir. Bu tasarının kanunlaşmasıyla çevre ihlallerinin daha etkin bir şekilde önlenmesi ve cezalandırılması sağlanabilecektir.

 

K A Y N A K Ç A

Müslüm Akıncı, Oluşum ve Yapılanma Sürecinde Türk Çevre Hukuku, İzmit, 1996.

Güneş Gürseler, Türkiye‘de Çevre Hukuku, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1999/3.

Ali Karagülmez, Açıklamalı ve Uygulamalı Adli ve İdari Para Ce­zaları, Ankara, 2001.

Harun Mert, Çevre Suçları Semineri, 2-4 Ekim 2002 tarihlerinde TA­IEX tarafından Vene­dik‘te Düzenlenen Seminere

İlişkin Adalet Bakanlığına Sunulan Yayınlanmamış Ra­por, 2002.

Ersan Şen, Çevre Ceza Hukuku, İstanbul, 1994.

Ersan Şen, Ceza Hukuku Açısından 2872 sayılı Çevre Kanununa Ba­kış, Çevre Kanunu­nun Uygulanması

(Tebliğler-Tartışmalar), Türk Çevre Vakfı Yayını, Ankara, 1999.

Nükhet Turgut, Çevre Hukuku, Ankara, 1998.

Avrupa Birliğinde ve Türkiye‘de Çevre Mevzuatı, Türkiye Çevre Vakfı Yayını, Ankara, 2001.Yeni Türkiye, Çevre Özel

Sayısı, Sayı 5, 1995.

Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı Stockholm Deklarasyonu‘nun ve B.M. Çevre ve Kalkınma Rio Deklarasyonu‘nun metni için bk. Yeni Türkiye Dergisi, Çevre Özel Sayısı, 1995, s. 188 vd.

Çevre hukukunun gelişimi hakkında bk. Turgut, Nükhet, Çevre Hukuku, Ankara, 1998, s. 46 vd.; Gürseler, Güneş, Türkiye‘de Çevre Hukuku, Türkiye Barolar Birliği Der­gisi, 1999/3, s. 812 vd.

"...Çevrenin ceza hukuku vasıtasıyla korunması alanındaki ilk düzenlemeler su kirliliği­nin önlenmesi amacıyla yapılmıştır. Daha sonra, havanın ceza hukuku vasıtasıyla korunmasına gidilmiştir. Toprağın korunması ve gürültünün önlenmesi gibi alanlara ceza hukukunun girmesi ise, su kalitesi ile havanın korunmasına nazaran birçok devlette daha zayıf olmuştur. İsveç, Danimarka, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve İngiltere gibi endüstri alanında gelişmiş devletler çevre kirliliğini önleme konusunda etkili ve geniş, fakat dağınık olmayan düzenlemeler yapma yoluna gitmişlerdir. Buna karşılık birçok devletin çevre kirliliği konusunda kabul ettiği düzenlemeler dağınık olarak bulunmaktadır. Bu çeşit devletler, çevreyi kirletme ve bozma fiillerini suç olarak gösteren ve ceza öngören normlara değişik kanunlarda yer vermişlerdir." Şen, Ersan, Çevre Ceza Hukuku, İst., 1994, s. 63.

(1) Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer‘in Anayasa Mahkemesinin 37‘nci Kuruluş Günü Törenini Açış Konuşması.

Ceza hukukunun çevrenin korunmasındaki fonksiyonuna ilişkin görüşler hakkında bk. Şen, age., s. 70 vd.; Turgut, age., s. 554 vd.

Şen, age., s. 71.

Çevre suçlarına uygulanan cezai yaptırımlar hakkında bk. Turgut, age., s. 582 vd.; Tür­kiye‘nin aday ülke olduğu Avrupa Birliğine üye ülkelerde de çevre suçları için hem adli cezalar hem de idari cezalar uygulanmaktadır. Avrupa Birliği üyesi ülkelerden Almanya, İtalya, Hollanda ve İngiltere‘de çevre suçlarına uygulanan idari cezalar hakkında bk. Şen, age., s. 207 vd.; Avrupa Birliği üyesi ülkelerde çevre suçlarına karşı adli cezaların uygu­lanmasına ağırlık verilmesi yönünde bir eğilim görülmektedir. Bu hususta ve Avrupa Birli­ğinde çevre suçlarına uygulanacak cezalara ilişkin yapılan tartışmalar hakkında bk.Mert, Harun, Çevre Suçları Semineri, 2-4 Ekim 2002 tarihlerinde TAIEX tarafından Venedik‘te Düzenlenen Seminere İlişkin Adalet Bakanlığına Sunulan Yayınlanmamış Rapor, 2002.

 

Akıncı, Müslüm, Oluşum ve Yapılanma Sürecinde Türk Çevre Hukuku, İzmit, 1996, s. 305.; Avrupa Birliğinde ve Türkiye‘de Çevre Mevzuatı, Türk Çevre Vakfı Yayını, An­kara, 2001, s. 93 vd.

Aynı maddenin son fıkrasında yer alan "tarla ve arazisine kuş veya kümes hayvanları girmiş olan şahıs bunları zarar ika ederken görüp de öldürürse cezaen mesul olmaz" hükmü, küçük canlılar için "koruyuculuk" amacına ters düştüğü gerekçesiyle eleştirilmiştir. Bk. Akıncı, age., s. 173.

Şen, age., s. 110 vd., Akıncı, age., s. 173 vd.

Gürseler, agm., s. 174.

Bu Kanun daha önce de aynı işlevi gören 1937 tarihli 3116 sayılı Orman Kanunu ye­rine çıkarılmıştır.

Orman suçlarına verilecek idari cezalar hakkında bk. ŞEN, age., s. 247 vd.

"Esasında incelemenin dosya üzerinden değil, failin savunma hakkını kullanabilmesi için duruşmalı biçimde yapılması veya dosya üzerinden verilen kararlara karşı bir üst yargı makamına hukukilik denetimi açısından başvurma hakkının faile tanınması yerinde olurdu." Şen, age., s. 248; Orman Kanununda öngörülen adli ve idari cezaların haricinde, kanunun 112‘nci maddesinde, bu Kanunla yasaklanan, dikiliden ağaç kesilmesi dışındaki fiillerin işlenmesi nedeniyle meydana gelen zarar için istek halinde ayrıca gerçek zarar üzerinden tazminata hükmolunacağı, 114‘üncü maddede de, her türlü orman suçları ile tahrip olunan veya yakılan sahalar için, bu Kanunda yazılı tazminattan başka ayrıca, ağaç cinsine göre cari yıl içindeki mahalli birim saha ağaçlandırma gideri esas tutularak ağaçlan­dırma masrafına da hükmolunacağı ifade edilmiştir.

Kanunun 2‘nci maddesinde, "gecekondu" deyimi ile, imar ve yapı işlerini düzenleyen mevzuata ve genel hükümlere bağlı kalınmaksızın, kendisine ait olmayan arazi veya arsalar üzerinde, sahibinin rızası alınmadan yapılan izinsiz yapıların kastedildiği belirtilmiştir.

Su Ürünleri Yönetmeliği 10.3.1995 gün ve 22223 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlan-mıştır.

su ürünlerinin, deniz ve iç suların muhafaza ve murakabesi ile vazifelendirilen memur ve hizmetlileri ile emniyet ve jandarma

kuvvet­leri bu Kanunla ve bu Kanuna istinaden konulan yasaklardan dolayı, bu Kanun şümulüne giren suçlar hakkında

zabıt varakası tutmak, suçta kullanılan istihsal vasıtalarını zaptetmek ve bunları, 34‘üncü madde hükmü

mahfuz kalmak şartı ile, adli mercilere teslim etmekle vazifeli ve yetkilidirler.

Gümrük sahil ve orman muhafaza teşkilatı mensupları, belediye zabıtası amir ve men­supları, kamu tüzel kişilerine bağlı muhafız bekçi ve korucular ile gümrük,belediye ve hükümet veteriner ve doktorları, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı mensupları ile Emni­yet ve Jandarma teşkilatının bulunmadığı yerlerde köy muhtar ve ihtiyar heyetleri üyeleri yukarıdaki görevleri yapmakla mükelleftirler.

Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği 14.3.1991 tarih ve 20834 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanmıştır.

Zararlı Kimyasal Maddeleri Kontrol Yönetmeliği 11.7.1993 tarih ve 21634 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanmıştır.

Gürültü Kontrol Yönetmeliği 11.12.1986 tarih ve 19308 sayılı Resmi Gazete‘de yayın­lanmıştır.

Çevre Kanununun 20 ve 21‘inci maddelerindeki bu düzenlemelerle tüzel kişilerin idari suçlar yönünden cezai sorumluluğu kabul edilmiş olmaktadır. Esasen Türkiye‘de tüzel kişilerin cezai sorumluluğu bazı özel kanunlar dışında genelde kabul edilmemektedir. Çevre suçları açısından tüzel kişilerin cezai sorumluluğu hakkındaki görüşler için bk. Şen, Çevre Ceza Hukuku, s. 129 vd.; Turgut, age., s. 562 vd.; Avrupa Birliği üyesi ülkelerden İngil­tere, Hollanda, Danimarka, Norveç, Fransa ve İsveç‘te tüzel kişilerin cezai sorumluluğu kabul edilmekte, Almanya, İtalya ve İsviçre‘de ise kabul edilmemektedir. Ancak tüzel ki­şileri suç faili saymayan devletlerde bile tüzel kişileri suç faili saymaya yönelik düşünce ve uygulamalar yaygınlaşmaktadır. Bk. Şen, age., s. 134 vd.; Turgut, age., s. 562 vd.

Kanunun bu maddesi ceza hukukunda her fiil için faile bir ceza verilmesini öngören "ne bis in idem" kuralına aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir. Bk. ŞEN, Ersan, Ceza Hukuku Açısından 2872 sayılı Çevre Kanununa Bakış, Çevre Kanununun Uygulanması (Tebliğler-Tartışmalar), Türk Çevre Vakfı Yayını, Ankara, 1999.

Halen Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilgili komisyonlarında görüşülmekte olan "Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nda adli suç ve cezaların kapsamı genişletilmektedir. Tasarı ile Kanunun 2‘nci maddesine "tehlikeli atık", "evsel atık", "tehlikeli madde", "sulak alanlar" ve "tarım kimyasalı" kavramları ile bu kavramların tanımları eklenmekte; sulak alanların yok edilmesi ve bozulması, anız yakılması, toprak bitki örtüsü ile çayır ve meraların tahribi ve erozyona sebebiyet verecek faaliyetlerde bulu­nulması, tehlikeli maddelerin, tehlikeli atıkların ve tarım kimyasallarının kanuna ve yönet­meliğe aykırı olarak üretilmesi, işlenmesi, pazarlanması, ithal ve ihraç edilmesi, atık ithali gibi eylemler adli suç sayılmaktadır. Hava kirliliği yönünden yönetmeliklerde belirlenen şartlara uyulmaması ve gerekli önlemlerin alınmaması, tesislerin işletilmesi sırasında ve konutlarda yönetmelikle belirlenen standartlara aykırı emisyona neden olunması adli ceza­larla cezalandırılmaktadır. Ayrıca kanuna aykırı olarak, koruma alanlarına, kaynağın kendi­sine ve bu kaynağı besleyen yer üstü ve yer altı sularına, sulama ve drenaj kanallarına, denizlere, içme ve kullanma suyu amacına yönelik olmayan sulara atık boşaltılması ve toprağa atık verilmesi, zararın ve tehlikenin ağırlığına göre değişen hapis cezaları ve ağır para cezaları ile cezalandırılmakta, bu fiillerin tehlikeli atık ve evsel atıklarla ilgili olarak işlenmesi halinde cezaların artırılacağı öngörülmektedir. Tasarının metni için bk. Akıncı, age., s. 323 vd.; www.tbbm.gov.tr

Akıncı, age., s. 234.

İmar Kanununun 42/5‘inci fıkrasında, bu cezalara karşı cezanın tebliğinden itibaren yedi gün içinde sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceği, itirazın, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak sonuçlandırılacağı ve verilen kararın kesin ola­cağı öngörülmüştür. Ancak bu fıkra Anayasa Mahkemesinin 15.5.1997 tarihli ve E.1996/72, K.1997/51 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. İptal kararı 01.02.2001 tarihli ve 24305 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanmış ve karardaki açıklama gereği, yayından itibaren 6 ay sonrası olan 1.8.2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İptal kararı ile sulh ceza mahkeme­sinin bu konudaki görevinin kaldırılmış olması ve idari işlemlere karşı yargı yolunun (itiraz hakkı) da Anayasal bir hak olması karşısında, İmar Kanunundan kaynaklanan idari para cezalarına itiraza idare mahkemesinin bakması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bk. Karagülmez, Ali, Açıklamalı ve Uygulamalı Adli ve İdari Para Cezaları, Ankara, 2001, s. 570 vd.

 


Okunma Sayısı: 1171

Tüm MAKALELER »

Key İnternet Hizmetleri Ltd. Şti.