TMMOB
Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
TMMOB
Çevre Mühendisleri Odası

 

9. Ulusal Çevre Mühendisliği Kongresi 5 - 8 Ekim 2011 tarihleri arasında Samsun‘da 19 Mayıs Üniversitesi merkez kampusunda gerçekleştirilmiştir. Kongre de 55 sözlü sunum, 62 poster sunum gerçekleştirilmiştir. Kongremize  379 kişi katılım sağlamıştır.

Akademisyenlerin, çevre mühendislerinin, kamu kurumu çalışanlarının, farklı meslek disiplinine sahip kişilerin katılım sağladığı kongrenin ana teması "çevre yönetimi" olarak belirlenmiş ve bu temel üzerine planlama yapılmıştır.

Kongre kapsamında, "Su Yönetimine Çevre Merkezi Ekseninde Bir Bakış", "Çevreye Duyarlı Teknolojiler ve Çevre Yönetimi" ve "Okyanuslardan Karadeniz‘e Örneklerle Tusunami Gerçeği"  başlıklarında üç çağrılı sunum, çevre mühendisliği eğitimine ve yeni KHK‘lara dair iki panel ve çevre izin lisansları ve çevre görevlisine dair bir forum gerçekleşmiştir.

Ülkemizdeki çevre sorunlarının temeli "çevre politikası"nın temel politika olarak belirlenmemesi ve her hükümet döneminde değişiklik göstermesidir. Son dönemde, çevre politikamızı ve çevre yönetimini alt üst eden, ilgili kurumların temellerinde değişiklik yapan Kanun Hükmünde Kararnameler hayata geçirilmiştir. Kamu yönetimi ve çevre yönetimi adına oldukça önemli ve köklü değişimler ön gören bu değişiklikler ne yazık ki mecliste, üniversitelerde ve kamuoyunda tartışılmamıştır. Çevre mevzuatını hazırlayan, uygulayan ve denetleyen yapılar bir bakanlığın iki genel müdürlüğü olarak yapılandırılmış, çevre sorunlarının çözümünden uzaklaşılmıştır. Çevre politikamız, kamu yararı gözeten, halk sağlığı ve ekolojik yaşamı ön gören bir biçimde ilgili kurum, kuruluş, meslek odaları ve kişilerin katılımı ile belirlenmeli ve içerisinde kısa, orta ve uzun vadeli planları barındırmalıdır. Bu planların oluşturulması, yürütülmesi ve denetlenmesi için idari ve teknik anlamda güçlendirilmiş bir Çevre Bakanlığı kurulmalıdır.

Çevre kirliliğine kamu yararı gözeten bütüncül havza yönetimi ile bakılması gerektiği kongrenin önemli çıktılarındandır. Temiz üretim, doğal kaynakların yönetimi ve eko-verimlilik çevre mühendisliği disiplini içerisindeki önemli gelişmeler arasındadır. Bu gelişmelerin üniversitelerde yaygın bir tartışma ile geliştirilmesi, yaşam alanlarına uyarlanması ve çevre mevzuatında yer almasının tartışılması çevre sorunlarının çözümü adına önemli adımlar olacaktır.

Ülkemizde ve özellikle Karadeniz bölgesinde yoğunlaşan HES projelerine son verilmeli, bütüncül ele alınan, öncelikle üretim-tüketim ilişkisini sorgulayan bir enerji politikası tartışılarak, tüketimin azaltılmasına dönük bir perspektif hayata geçirilmelidir. Enerji kayıp ve kaçakları engellenmeli, yenilebilir doğaya zarar vermeyen enerji kaynakları teşvik edilmelidir.

Çevre mevzuatında son yıllarda yaşanan önemli değişimler çevre sorunlarının çözümünü gözetmekten uzaktır. Önemli fikirlerle yapılan değişiklik ön görüleri hazırlık ve sonuçlandırma sürecinde günü kurtarma politikalarına kurban gitmektedir. Mevzuat çalışmalarının "kervan yolda dizilir" hesabı oluşturulması nedeniyle çevre sorunlarında artış, çevre alanında çalışan kişi ve kurumlarda zaman kaybı, çevre mühendisliği alanında ise tartışmalar yaratmaktadır. Mevzuat çalışmaları, bilimsel ve teknik temelle gerçekleştirilmeli, çevre alanında çalışan çevre mühendislerinin üye olduğu Çevre Mühendisleri Odası da bu çalışmalarda temel aktör olarak değerlendirilerek görüşleri mevzuat çalışmalarına yansıtılmalıdır.

Çevre görevlisi tartışması ile çevre mühendisleri mağdur edilmiş önce sınava tabii tutulmuş, sonra Odamızın çabaları ile çevre mühendislerine sınav şartı kaldırılmış ancak çevre alanında mesleki disipline sahip tek meslek grubu olan çevre mühendisleri dışında diğer meslek alanlarına da çevre görevlisi olma hakkı tanınmıştır. Çevre Kanunu‘ndan çevre görevlisi kaldırılarak yerine çevre mühendisi disiplini konulmalıdır. Bu düzenleme sadece çevre mühendisleri için değil, ülkemizdeki çevre sorunlarının daha bilimsel-teknik yöntemlerle çözülmesi adına hayata geçirilmelidir.

Ülkemizde ve dünyamızdaki çevre kirliliğinin çeşitlenerek artması ile birlikte çevre sorunlarının çözümüne dönük olarak yeni teknolojik çözümler üretilmeye çalışılmaktadır. Bu teknolojilerin gelişmesi ile birlikte Çevre Mühendisliği disiplini de gelişmekte ve yeniliklere adapte olmak zorundadır. Üniversitelerimizdeki çevre mühendisliği eğitimi güncel gelişmelerle sürekli olarak beslenmeli ve eğitim müfredatı güncellenmelidir. Öte yandan, dışa bağımlı çevre teknolojilerinin karşısında, ülkemiz üniversitelerinde üretilen bilim ve teknoloji ile çevre teknolojileri üretilmeli ve toplumla buluşturulmalıdır. Bu kapsamda, yerli çevre teknolojisi teşvik edilmelidir.

Kırdan kente göçün devam etmesi ve plansız kentsel büyüme ile birlikte kentsel çevre sorunları çeşitlenerek artmaktadır. Atık yönetimi, hava kirliliğinin yönetimi, içme suyu temini, toprak kirliliği ve atık su yönetimi gittikçe güçleşmektedir. Bu sorunların çözümüne dönük yapılan projeler ise büyük oranda göz boyamaktan öteye gidememekte ve yönetilememektedir. Ülkemiz plansız kentsel çevre yönetimi nedeniyle arıtma tesisi çöplüğü haline gelmektedir. Öte yandan, dış kaynaklı fon ve krediler ile yapılan tesisler oldukça maliyetli olmakta dolayısıyla öz kaynaklar bu projelerin hayata geçirilmesinde tercih edilmelidir. Yerel yönetimlerin bu faaliyetlerinde çevre mühendisleri teknik ve bilimsel alt yapıları ile istihdam edilmelidir.

Kongremizde, çevre yönetimi kapsamında oldukça önemli bilimsel tartışmalar gerçekleştirilmiş, akademisyenler, çevre mühendisleri, diğer mesleki disiplinler ve öğrenciler bilgi paylaşımlarında bulunmuşlardır.  Ulusal Çevre Mühendisliği Kongremiz Odamızın faaliyetlerine, sağlıklı bir çevre de yaşama hakkına ve ülkemizin çevre mühendisliği disiplinine ışık tutacaktır.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası